Ahmed Arif Kimdir?

Sevmenin ve hasretin şairi Ahmed Arif son dönem edebiyatımızın aykırı sesi nedeniyle hep görmezden gelinen altın hazinesidir. Şiirlerindeki insanı buram buram saran Anadolu sevdası ve sıcaklığını kimse onun kadar başarılı ve ustalıkla verememiştir. İnsanı kendinden alıp götüren insan hikayelerinin ve konuşma dilinin samimi doğallığını en özlü ve en sıcak metaforlarla şiir diline yansıtan Ahmed Arif, her biri birbirini tamamlayan bir zincirin halkaları gibi kendi başına bir ekol yaratmıştır. Ülkemizin en dalgalı ve zor dönemlerini bizzat yazılan tarih içerisinde yer alarak yaşayan yazar çok çeşitli halk tabakaları içinde yaşayarak şiirlerini doğrudan halkın duyguları ve sesiyle beslemiştir.

Peki böylesine kuvvetli bir kalemin sahibi olan aynı zamanda resmi edebiyat kitaplarında kendisine pek yer bulamayan Ahmed Arif kimdir?

8439_1Bir nisan ayında bahar mevsiminin tüm canlılığı ve güzelliğiyle süslediği Diyarbakır’ın tarih kokan Hançepek Mahallesi’nde dünyaya ve yaşama merhaba der Ahmed Arif. Daha önce yerleşik Ermeni halkının yaşamasından ötürü bölgeye halk tarafından ”Gavur” mahallesi denilmekteydi. Resmi kayıtlara göre 21 Nisan 1927 yılında dünya gelen şairin asıl adı Ahmed Önal’dır fakat o babası Arif Hikmet’in adını kendine soyadı olarak benimseyerek kendine bu adı verir. Baba tarafından Rumeli’den göçen bir aile olup çeşitli devlet memuriyetleriyle iştigal eden bir insandır Arif Hikmet Bey, Annesinin adı ise Sare Hanım’dır. Ahmed Arif doğumundan bir yıl gibi kısa bir süre sonra hayatını kaybeder. Annesinin ölümünden sonra kendisine üvey annesi Arife Hanım bakar ve otobiyografisinde öz annesi, üvey annesi ve babasının özel bir yeri olduğunu belirtir. Hatta onlara duyduğu sevgi ve bağlılığın ürünü olarak çok defa hapisteyken kendisine bu yollu söven gardiyan ve polislere aynı şekilde karşılık verdiği için ağır dayak ve işkencelere maruz kalmıştır.

İlkokulu Diyarbakır’da okuyan sanatçı ortaokulu ise babasının memuriyeti sebebiyle gittikleri Siverek’te okumuştur. Buradayken çocukluğunun en maceralı günlerini geçirmiştir. Liseyi ise yatılı olarak Afyon’da okumuştur. Kendi anlatımına göre şiir sevgisinin ve dünyasının burada şekillendiğini öğreniyoruz. Buradayken geliştirdiği sıkı ve unutulmaz arkadaşlıklar onun hayatında büyük yer edinmiştir. Şairliğinin temellerini attığı bu yılları şair kendi ağzından şöyle dile getirmektedir: “işte o yıllar. Yıl 1943 olmalı… Taş çatlasa 16–17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir dergi, Seçme Şiirler Demeti adıyla kuşe kâğıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım tabii o zaman hatta daha da küçük. Bir de 10 lira geliyor bana dergiden, telif hakkı. Düşünün babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O yüzden 10 lira büyük paraydı o zaman için.” diye anlatır yaşam öyküsünü şair.” Şairin anlatımından da görüldüğü üzere lise yıllarındayken ne şartlarda eğitimine devam ettiği ve şiire olan tutkusuyla şiirdeki ustalaşmasının ne boyutta olduğu apaçık görülmektedir. Yine şairin anlatımıyla lise yılları aynı zamanda şiirinin ilk nüvelerinin hayat bulduğu dönemdir. İlk olarak edebiyat çevrelerinde ve yayınlarında kendisine yer bulan şiirlerinden biri de , 1942 yılında Afyon Halkevi dergisi, Taşpınar’ın kasım sayısında yayınlanan “Gözlerin” isimli şiirdir.

Gözlerim maviliğin ruhudur.
Fecirlerin tebessümü içer.
Berraklığında ilah çocukları uyur,
Ve emer sukutu beyaz gölgeler.

Zorlu lise yıllarından sonra yaşamının asıl badirelerinin yaşanacağı üniversite macerası başlar. Ne yazık ki fikir ve eserlerinden maruz kaldığı hapis hayatı üniversiteyi bitirmesine engel olur. O dönemin sol cenahtan aydın kimselerinin yetiştiği ve toplandığı yer olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi iken 1950’de Türk Ceza Yasası’nın (T.C.K.) 141. maddesine aykırı davranmak savıyla, 1952’de gizli örgüt kurma savıyla iki kez tutuklandı, yargılandı ve 2 yıl hüküm giydi. Türlü işkence ve baskılarla karşılaştığı cezaevinde bir ara yapılan işkencelere dayanamayarak bileklerini kesmek suretiyle intihara teşebbüs eder. Hapisten çıktıktan sonra Ankara’daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı.

1960’lı yıllara gelindiğinde Aynur Hanımla dünya evine girer ve bu evliliğinden bir erkek çocuğu olur ve oğlunu o kadar sevmektedir ki adını “Filinta” koyar. Oğluna karşı sevgisi o kadar yüksektir ki bir röportajında ona olan sevgisini şöyle kelimelere döker: “Yaşamımda en büyük sevinci baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız tam iki yıl oğlumun nüfus kağıdını cebimde taşıdım. Cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu. Oğlum, dünyanın en güzel güvercini… Dünyanın en güçlü silahı.”

8439_2Ayrıca Aynur Hanım’la evli olduğu sırada kendisinden 4 yaş küçük olan Leyla Erbil’e yazdığı aşk mektupları da hayatında ve edebi kimliğinde ayrı bir yere sahiptir. Leyla Erbil’in sonradan başka biriyle evlenmesiyle karşılıksız aşka dönüşen bu mektuplar nerdeyse çoğu zaman hiç karşılık görmemesine rağmen yıllarca devam eder. Şairinin ölümünden sonra bu mektuplar Leyla Erbil tarafından kitap haline getirilerek yayınlanır. Bu mektuplardan bir kesitte bu tutkunun boyutlarını görmek mümkündür.
“Sabah gözlerimi sana açarım, akşam uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime; hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum, nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş… Hepsi. En çok da en ilk de Leylâ’sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini…”

Ahmed Arif cezaevi yıllarından özellikle “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı şiir kitabından sonra sonra şiirle aktif olarak ilgilenmeyi bırakmış emekli olduktan sonra Ankara’da sessiz sakin kendi halinde bir yaşam sürerek yine yalnız başına hayata veda etmiştir. 2 Haziran 1991’de Ankara’da yalnız yaşadığı evinde kalp krizi geçirip aramızdan ayrılmıştır.

Edebi Kişiliği

8439_3Şiirle daha çocukluk yıllarında başlayan sanatçı, halkın içinden imbikle damıttığı duyguları kalbinin eşsiz penceresinden yansıyan bir ışıkla kağıda dökmüştür. Onu kendi başına bir şiir abidesi olmaya götüren süreçte etkilenip ilham aldığı birçok sanatçı vardır. Zamanla en alımlı numunelerini verdiği toplumcu gerçekçi şiirin büyük ustalarının onda yeri ayrıdır. Nazım Hikmet onun için daima ilhamının sonsuz pınarı olmuştur. Yine Cahit Külebi, Ahmed Hamdi Tanpınar ondaki dingin ve içe dönük dünyayı besleyen isimlerdir. Orhan Veli’nin sıradan insanın hayatını edebiyata yansıtan duyarlılığı ve sade dili onun Orhan Veli’den ne kadar etkilendiğini gösterir. Yine hemşerisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın bilgelikle yoğrulmuş şiirleri Ahmed Arifin şiirlerini besleyen önemli kaynaklardandır. Daha çok gece saatlerinde kendiyle baş başa kaldığı saatlerde şiir yazdığını söyleyen şair, hayattan aldığı duyarlılıkla . yaşadığı coğrafyanın , insanlarının ve halk kaynağındaki sesini tüm canlılığıyla, lirik, epik ve orijinal tarzını şahane bir maharetle kullanarak, sıra dışı, tutkulu, müthiş ezgili çağdaş şiirler yazdı. Şiirlerinde mertliği, zulme direnmeyi ve haksızlığı çekinmeden haykırmayı işlemiş, ülke ve insan sevgisini hiç eksik etmemiş dizelerinden. Yasak aşkı Leyla Erbil’le olan mektuplaşmalarından tahmin edilebileceği üzere gizli gizli ve karşılıksız sevmenin en güzel örneklerini vermiştir. Kendisine bu yüzden “ sevda şairi” de denilmektedir.

Şairin “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı tek bir şiir kitabı mevcuttur. Ömrü boyunca tek bir eser vermesine rağmen , bu kitabında yılların emeği olduğunu şu sözlerle ifade eder: “İlk ve tek şiir kitabım Hasretinden Prangalar Eskittim’i 1968 yılında çıkardım. Tek kitabımdı ama tam 20 senemi verdim o kitaba. Sonraki baskılarla eklenmiş şiirleri sayarsak tam 50 yıl.”

Şairin bu şiir kitabında yer alan şiirlerinin yanı sıra basılmamış ve çeşitli şekillerde sevgililerinde kalan yahut polis tarafından alıkonulan birçok şiirinin de olduğu bilinmektedir. Ölümünden sonra ve yaşarken birçok şiiri Ahmet Kaya, Cem Karaca, Suavi gibi sanatçılar tarafından bestelenmiştir.
Kaynakça:
‘Leylim Leylim’ kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür YayınlarıYasak Edebiyat (30.3.2013)
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_Arif<br />
http://onedio.com/haber/ahmed-arif-in-hayatina-dair-bilmeniz-gereken-25-ilginc-bilgi-500353

Yazar: Erdal Uğur