Akciğer Nedir? Yapısı Nasıldır ve Görevleri Nelerdir?

5220_akc2İnsan anatomisinde, oldukça önemli görevi bulunan akciğer organı, insanlar ve de omurgalı canlılarda temel solunum organı olarak karşımıza çıkmaktadır. Canlıların yaşayabilmesi için, en temel anlamda Oksijene ihtiyaç vardır.

Akciğer, havada bulunan oksijeni vücuda alır ve vücuttaki karbondioksiti dışarıya atar. Akciğerin vücuttaki temel fonksiyonu bu şekildedir. İnsanların vücudunda iki adet akciğer bulunmaktadır. Bu akciğerler, göğüs boşluğunun sağında ve solunda yer almaktadır. Bu her iki akciğerin dış yüzeyinde bir zar bulunmaktadır. Bu zar, ince ve kaygan bir yapıda olmakla birlikte zara verilen isim plevradır. Plevra, aynı zamanda da, göğüs boşluğunun iç bölgelerini de kaplamaktadır. Bu zarın, vücut içerisinde önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bu da, göğüs boşluğunda bulunan organların rahat bir şekilde hareket etmesini sağlamaktır. Bu duruma neden olan faktör ise, zarın kaygan bir yapıda olmasıdır.

Her nefes alışta, akciğerler oksijenle dolmaktadır. Burada, oksijen akciğerin duvarlarından geçer ve bu noktadan sonra kana karışır. Vücuttaki karbondioksit ise, kan dolaşımı aracılığıyla akciğerde bulunan hava keseciklerine gelir ve ardından dışarıya atılır. Vücutta bulunan karbondioksit, vücut dokularında gerçekleşen kimyasal tepkimeler sonucunda ortaya çıkan artık üründür.

5220_akc1

İnsanlar için yaşamsal bir fonksiyonu bulunan akciğer organı, insanların dışında bazı hayvan türlerinde de bulunmaktadır. Bu hayvan türleri arasında, memeliler, sürüngenler, kuşlar, akciğerli balıklar ve amfibyumlar bulunmaktadır. Bu türe mensup hayvanlar, akciğerli solunum yapmaktadırlar. Bu hayvanlarda bulunan akciğerin yapısı genel anlamda, insanlarınkiyle aynıdır. Akciğer organının, nasıl çalıştığı konusuna değinildiğinde ise, kan dolaşımı oldukça önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Kan dolaşımında Oksijenin olması gereklidir. İnsan vücudunda, kalple bağlantısı olan akciğer atardamarları bulunmaktadır. Kandaki Oksijen miktarının yeteri düzeye olmaması neticesinde, kan kirli sayılmakta ve bu kan akciğer atardamarları sayesinde her iki akciğere taşınmaktadır. Kirli kanı akciğere taşıyan atardamarlar, akciğer organına girdikten itibaren oldukça ince kan damarlarına dönüşmektedir. Bu damarlar, sadece mikroskobik ortamlarda görülebilir ve bu damarlara kılcal damar ismi verilmektedir. Akciğerde, hava solunum için gerekli olan hava kesecikleri bulunmaktadır. Bu hava keseciklerinin çevresi, kılcal damarlarla sarmalanmıştır. Hava keseciğine ait duvarla, kılcal damara ait duvar arasında, milimetrenin binde biri kadar bir mesafe bulunur. Oksijen, bu iki duvar arasında yer alan bu mesafeyi aşar ve hava keseceklerinde kılcal damarlara ulaşmaktadır. Bu da, Oksijenin kana karışması anlamına gelmektedir. Böylece, bünyesinde Karbondioksit bulunan kirli kan, Oksijenle temizlenmiş olmaktadır.

Kılcal damarlarda bulunan kanın rengi, duruma göre değişmektedir. Bu duruma neden olan faktör ise, kandaki Oksijen oranıdır. Kana ne kadar fazla Oksijen karışırsa, kanın rengi normalde koyu kırmızıyken açık kırmızıya dönüşmektedir. Kan taşıyan ve akciğerle bağlantısı olan kılcal damarlar, bir noktada birleşirler. Bu noktada, büyük damarlar oluşmaktadır. Bu büyük damarlar da birleşerek en sonunda akciğer toplardamarını meydana getirmiş olur. Bünyesinde Karbondioksit bulunan kirli kan akciğer atardamarıyla taşınıp ardından akciğerde kılcal damarlara dönüşürken, kan temizlendikten sonra ise, kılcal damarlar tekrar akciğer atardamarını meydana getirmektedir. Bu noktada, sürekli bir değişim söz konusudur.

Akciğer organında Oksijen sayesinde temizlenmiş olan kan, bu toplardamarlar sayesinde kalbe taşınır ve buradan bütün vücuda pompalanır. Bu şekilde, vücutta bulunan kirli kan, solunum neticesinde vücuda alınan Oksijen neticesinde temizlenir ve yaşamsal fonksiyonların devamı sağlanır.

Yazar: Erdoğan Gül