Altun Yaruk Nedir?

Dil ile ilgili çalışmalar ve milletlerin hayatında yer eden din, siyaset, ekonomi, savaş gibi olay, durumlara ve değerlere ait eserler milli kimliği şekillendiren en önemli vesikalar olarak görülürler, zira milli bilinci var eden, kültürü geleceğe aktararak özelde milletleri genelde insanlık medeniyetini böylelikle daha ileriye taşımak mümkün olur.

8447_u5minAltun Yaruk, Türk tarihinin hakkında pek az bilgi sahibi olunan İslamiyet öncesi dönemlerine aittir. Sanskritçe aslından Çince’ye çevrilen bu eser Türk kültür, tarih, yaşam ve adetlerini muhafaza edip günümüze taşıdığı için eşsiz bir değere sahiptir.

Altun Yaruk’un Genel Özellikleri

Eserin Sanskritçe orijinal adı “Suvarnaprabhasa”, Çince tercümesinin adı “Jin Guangming Zuisheng Wang Jing”, Uygurca çevirisinin adı ise “altun önglüg yaruk yaltrıklıg kopda kötrülmiş nom iliği”, “Altın renkli, parlak ışıklı, en üstün sutra* hükümdarı” şeklinde Çince isminin tercümesidir. Türkçe’de yer alan kaynaklarda ise eser kısaca “Altun Yaruk” adıyla bilinmektedir. Altun Yaruk yalnız Türk dili ve edebiyatı için değil Budizm için de fevkalade önemli bir metindir. Zira Budizm’e dair eski Uygurca yazılmış en eski ve kapsamlı eser olma özelliği taşımaktadır.

8447_altun-yaruk_193787Bilindiği gibi “altın” gerek ışıltılı rengi gerekse de değeriyle daima dikkat çeken ve yüceliği anlatan bir metafor olmuştur yanı sıra altının Budist ve Uzak Doğu mabetlerindeki yeri ve kullanımının yaygınlığı hemen hemen herkes tarafından bilinmektedir. Esere ismini veren kelimelere baktığımızda Altın” yüce, üstün , uhrevi”; Yaruk, “ışık, aydınlık, kutsal yol” gibi manalara gelmektedir. Türkçe’ye daha çok” Altın Işık” olarak çevrilmektedir. Eserin tam olarak ne zaman kaleme alındığı bilinmemekle birlikte 8.Yüzyılda Sanskritçeden Çince’ye çevrildiği 10.Yüzyılın başlarında da Beş Balıklı Singku Seli Tutung adlı bir Uygur yazar tarafından Uygurca’ya çevrildiği belirtilmektedir. Burada Singku Seli Tutung ve Uygur metinlerindeki yeri üzerinde durmakta yarar var, zira Singku Seli Tutung yalnızca Altub Yaruk adlı hayli hacimli metni değil yanı sıra Çinli Budist gezgin olarak tarif edilen, Budizm’i yaymaya çalışan bir misyoner olmaya hayatını adayan Hsüan-Tsang’ın biyografisini ve şu an Mainz Akademisinde bulunan Çince bir metni de Uygurca’ya çevirmiştir. Şingko Seli Tutung, bir tercüman olmasının yanında hayatını Budizm’e adayan biri olarak yalnız çeviri yapmakla kalmamış Çince’de yer alan dini kavram ve terimleri oldukça başarılı bir şekilde Uygurcaya kazandırmıştır. Bu yüzden Reşit Rahmeti Arat gibi dil araştırmacıları onu bir tercüman olmanın yanında başarılı bir edebiyatçı olarak değerlendirirler. Altun Yaruk, 10. Yüzyılda çevrilmesine rağmen 17.Yüzyılda Rus araştırmacı ve Türkolog Sergey Malov tarafından Çin’in Gansu bölgesinde, Su-cou şehri yakınındaki Wun-fi-gu adlı küçük bir köyün yakınlarında yer alan Budistlere ait bir tapınakta bulunmuştur. Altun Yaruk’un Uygurca çevirisinin iki versiyonu mevcuttur: St. Petersburg nüshası ve Berlin nüshası. St. Petersburg nüshası Altun Yaruk’un elde bulunan en sağlam ve tam nüshası olarak kabul edilir. Bu en büyük nüsha halen St. Petersburg’dadır.

Altun Yaruk , dini mahiyetli bir kitap olduğu için Uygurların da içinde bulunduğu coğrafyaya mücavir olan Tibetçe ve Moğolcaya da tercüme edilmiştir. Budizm’in temel felsefesini ve özlü didaktik menkıbeleri içeren Altun Yaruk, 10 kitap ve 31 bölümden oluşmaktadır. Araştırmacılar tarafından Budizm’in kutsal metinleri arasındaki en hacimli ve zengin eser olarak nitelendirilir.

Eserin ilk çevirisini Rus filologlar Wilhelm Radlof ve Sergey Malov yapmışlardır. Altun Yaruk’a dair bizde ise ilk çalışmalar M.Fuad Köprülü tarafından yapılmıştır. Eserin varlığından bizi haberdar eden Fuat Köprülü’den sonra eser üzerinde ilk çalışmayı “Aç Bars” adlı hikayeyi çevirerek bugüne kadar kitaplarda da bu kısmıyla bilinmesini sağlayan Reşit Rahmeti Arat’tır. Ayrıca S. Çağatay, Ş. Tekin, O. F. Sertkaya, M. Ölmez, C. Kaya, E. Uçar, Ö. Ayazlı, E. Çetin adlı araştırmacılar da Altun Yaruk’la ilgili değişik çalışmalar yapmışlardır.

Bir bütün olarak Altun Yaruk’un içeriğine baktığımızda eserin genel olarak mensur bir yapıda olduğu ayrıca tıpkı halk hikayelerinde olduğu gibi duygusal bölümlerin ve diyalogların yer aldığı bölümlerin ise manzum olduğu görülür. Altun Yaruk’ta dini konuları ele alan ve didaktik özellikler taşıyan çok sayıda hikaye yer alsa da edebiyatımızda daha çok şu üç hikaye üzerinden işlenir:

Şehzade ile Aç Pars Hikayesi: Bu hikaye Altun Yaruk denilince kaynaklarda karşımıza çıkan ve en yaygın hikayedir.Hikaye yaşamını fedakarlık üzerine inşa eden Buda’yı anlatan alegorik bir yapıdadır. Hikayede açlıktan ölmek üzere olan bir parsı kurtarmak isteyen fedakar şehzade ( Eserin sonunda bu şehzadenin Buda’nın kendisi olduğunu öğreniriz)anlatılır. Açlık ve aldığı yaralardan ölmek üzere olan parsın ölmemesi için şehzade kendisini ona yem eder. Hikaye fevkalade canlı ve akıcı, sürükleyici bir dile sahiptir.

Çeştani Beğ Hikayesi: Burada da bir nevi iyilik ve kötülüğün mücadelesi anlatılır. Bizdeki herkesin ettiğinin karşılığını bulduğu dini kıssaları hatırlatan hikayede Çeştani bey’in ülkesinde yaşayan insanlara hastalık ve belalar getiren insanlarla mücadelesini anlatılır. Hikayede kötü insanların ve şeytanların tasviri son derece canlı ve etkileyicidir.

Dantipali Bey Hikayesi: Tıpkı Aç Pars hikayesinde olduğu gibi burada da oldukça etkileyici maceralar ve sürükleyici bir olay örgüsü vardır.Yine dini mesajların verildiği hikayede kendi emrindeki geyikleri kurtarmak için kendini feda eden bir geyik anlatır. Beraberindeki geyikleri kurtarmak için kendini feda eden geyiği öldüren Dantipali Bey’i ise korkunç alevler yutar.

Eseri tam olarak tanımak adına bilhassa Şehzade ile Aç Pars Hikayesi’nde karşımıza çıkan manzum bölümlerden örnekler vermek yerinde olacaktır.

Mahasatvi yani aç Pars Hikayesi’ndeki şehzade, kendini aç parsa yedirince yer gök sarsılır, büyük ve çok şiddetli bir deprem olur. Bunun üzerine Mahasatvi’nin büyük ağabeyi, ortanca kardeşine şöyle seslenir:

Yagız yir bütürü tepreyür
Ügüzler taglar birle kalısız
Bulung yıngak kararıp
Ölez boltı kün tengri

Yağız yer tümden sarsılıyor,
Irmaklar, dağlar ile birlikte;
Köşe bucak kararıp
Sönüp gitti Gün Tanrı.

Köktin tüşer tengridem
Hua çeçekler bulgaşu
Odgurak erki inimizning
Et’özin titmek belgüsi

Gökten düşüyor ilâhî
Güller ve çiçekler art arda;
Acaba (bunlar) kardeşimizin
Vücudunu feda işaretleri mi?
Ağabeyinin bu sözlerini işiten ortanca kardeş, ona şöyle cevap verir:

Eşidtim men Mahasatvi’ning
Sözlemiş çın savın
Timinkiye körmişte
Toruk küçsüz aç barsıg

İşittim ben Mahasatvi’nin
Söylediği gerçek sözleri;
Daha demin görünce
Zayıf, güçsüz aç parsı

Not: Sutra yahut Sudra, Budizm’de Gautam Buddha’nın öğretilerinden oluşan ve doğrudan Buda’nın sözlerini aktardığı varsayılan metinlere verilen addır.

Kaynakça:
http://turkoloji.cu.edu.tr/INDIR/mehmet_olmez_altun_yaruk_3._kitap.pdf
https://tr.wikipedia.org/wiki/Altun_Yaruk
http://www.diledebiyat.net/turk-edebiyati-tarihi/islamiyet-oncesi-turk-edebiyati/yazili-donem-turk-edebiyati/uygur-metinleri/altun-yaruk-hikayesi

Yazar: Erdal Uğur