Antioksidan Nedir? Sağlık Açısından Faydaları Nelerdir?

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Antioksidanlar, başka moleküllerin oksidasyonunu engelleyen moleküllerdir. Oksidasyon ise, maddenin bünyesinde bulundurduğu elektron veya hidrojenlerin alınıp, okside edici ajana transfer olduğu kimyasal reaksiyondur. Oksidasyon reaksiyonu sonucu serbest radikal oluşumu gerçekleşir. Oluşan bu serbest radikaller de zincirleme bir reaksiyon başlamasına neden olur.

Hücre içinde oluşan bir zincirleme reaksiyon da, hücrede deformasyonu ya da hücrenin ölümü ile sonlanır. Okside olan hücre artık ya mutasyon geçirerek başka bir forma dönüşmüştür. Antioksidan moleküller, serbest radikalleri ortadan kaldırarak, oluşabilecek zincirleme reaksiyonları ve diğer oksidasyon reaksiyonlarını engeller. Bunu kendilerini oksitleyerek gerçekleştirirler.

Bu nedenle antioksidanlar genel olarak tioller, askorbik asit ve polifenoller gibi indirgen maddelerdir. Oksidasyon prosesi bir hücrenin yaşlanması için önemlidir. Çünkü yaşlanma dediğimiz süreç bir bakıma vücut içindeki hücre ve moleküllerin oksitlenmesi anlamına gelir. Bu nedenle antioksidanlar sağlık açısından büyük önem arz etmektedir.

Vücudumuzu okside eden maddeler arasında, ağır metaller, yağlar ve yediğimiz içtiğimiz ve hatta soluduğumuz sayısız kimyasal vardır. Bunlara serbest radikal veya toksinler denir. Vücudumuzda ortalama yüz trilyon hücre ve hücre başına binlerce molekül bulunmaktadır.

Oksidasyon terimini, hücrelerimize hedef alınan silah atışları gibi oksidatif yaralar olarak düşünebiliriz. Eğer kurşun (serbest radikal) hücre duvarına isabet ederse bir çeşit hasar oluşur. Eğer protoplazmaya denk gelirse farklı bir hasar oluşur ancak DNA’ya ulaşırsa, o zaman çok önemli bir hasar oluşmuş demektir.

DNA hücre yenilenmesi için kodları barındırdığından, DNA’da oluşabilecek hasarların önemi çok büyüktür. DNA kodları aşırı komplekstir ve burada meydana gelebilecek hafif hasarlar sonucu kullanışsız yeni hücre oluşumuna neden olur.

Birçoğumuz biyoloji derslerinden hücre bölünmesi ve ardından eski (ana) hücrenin ölümü döngüsünü hatırlarız. Helozonik DNA kodlarının içersinde hücre yenilenmesi için gerekli bilgiler bulunmaktadır. Bu hücre bölünmesi işlemi, bir VHS videoteybinin kopyalanması işlemine benzetilebilir.  Her başarılı kopya dahi, bir öncekinden daha kalitesizdir ve kopyalar kullanışsız olana dek bu süreç devam eder. Gençliğimiz süresince gerçekleşen hücre bölünmeleri de DVD kopyalama gibidir çünkü kopyalama süreci mükemmele yakındır. Sadece DNA hasarı olduğu durumlarda, kusurlu DNA’lar kopyalanır. Çünkü hücrenin DNA’sı hasar gördüğünde, bir sonraki kopyalanan DNA, hasarlı DNA’nın tamamen aynısıdır ve daha sonraki tüm hücre yenilenmelerinde bu hasarlı kod aktarımı gerçekleşir. Eğer DNA tekrar hasar görürse, sonraki hücre yenilenmelerinde daha da kötü kopyalar türeyecek ve böyle sürüp gidecektir.

Sonuç olarak, hücre yenilenmesi mekanizması hasar görecek ve hücre kopyalamalarının kalitesi VHS kopyaları gibi olacaktır. Bu noktada vücudumuz yaşlanacak, rahatsızlık hissedecek ve ölüm süreci yaklaşacaktır. Bu nedenle, yaşlanmayı geciktirmek için yapılacak şey hücre hasarlarının DNA’yı etkilemesini engellemektir

DNA Oksidasyonu Nasıl Engellenir?

Hücre hasarını engellemek, vücudumuzun içine girip hasara neden olabilecek kötü çocukların durdurulması olarak görülebilir. Eğer çok zenginseniz ve koruma isterseniz, sizi tehlikeye atabilecek kötü çocukların size zarar vermemesi ve koruması için bodyguard tutarsınız. Bu, tam olarak hücrelerimizdeki DNA’lara hasar veren kötü çocuklardan korunmak için yapmamız gerekendir. Bu noktada antioksidanlara vücudumuzun bodyguardları demek yanlış olmayacaktır. Günümüzde antioksidan olduğu bilinen çok sayıda madde vardır. Vitamin C ve E, selenyum ve picnogenol (bir çeşit polifenol) iyi bilinen antioksidanlar arasındadır. Yüzlerce farklı bileşik ve mineralin antioksidan özellikte olduğu bilinmektedir. Bunlardan bazıları nispeten daha zayıf ve bazıları da çok etkili koruyuculardır.

Daha önce de belirttiğim gibi, oksidasyon süreci hücrelerimize nişanlanmış kurşunlar gibidir. Bu bağlamda, bodyguard olarak isimlendirdiğimiz antioksidanların görevi kurşunun önüne kendini atıp hücrelerimizi korumaktır. Bu nedenle yaşlanmayı engellemenin altında yatan sır, hücrelerimizin etrafında durup onları koruyacak çok sayıda antioksidan (bodyguard) maddenin bulunmasıdır.

Antioksidanlar en iyi performansını takım halinde sinerji ortaya çıkararak gösterirler çünkü her biri farklı oksidasyon saldırılarına karşı koruma sağlarlar. Aynı zamanda hasar görmüş bir antioksidan, sağlam olan diğer antioksidanlar tarafından tamir edilir. Hücrelerimiz günde yaklaşık 10000 kere serbest radikaller veya diğer oksidatif kimyasallar tarafından saldırıya uğramaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve genç kalabilmek için her iki ya da üç saatte bir antioksidan almak gerekir. Bununla birlikte, vücuda alınan besin miktarı da çok önemlidir. Eğer vücuttaki besin miktarı yüz trilyon kadar olan hücrenin devamlılığını sağlamaya yetecek kadar olmadığı durumlarda, hücreler birbirinden besinlerini çalmaya başlarlar. Bu tarz durumlar durdurulamayan oksidasyon ve hücre ölümleri ile sonlanır. Bu nedenle sadece antioksidan kaynaklarını almak, hücreyi korumak için yeterli olmayıp, alınan besine de önem verilmelidir.

Çok zengin olduğunuzu ve kendinize bir bodyguard ordusu tuttuğunuzu düşünün. Tatil planlarınız arasında herhangi bir savaş bölgesini seçer miydiniz? Muhtemelen hayır. Çünkü ne kadar koruyucunuz olursa olsun çok riskli olur. Benzer şekilde, kendinizi korumak için, ağır metaller, zehirli olabilecek çevre vb. şeylerden uzak tutup vücudunuzda serbest radikaller oluşmasını engelleyiniz. Diğer bir deyişle oksidatif kurşunlardan kendinizi uzak tutunuz.

Antioksidan Kaynakları

En iyi antioksidan kaynakları doğal gıdalardır. Ülkemizde de kolayca ulaşabileceğiniz nar başta olmak üzere her türlü meyve suları iyi bir antioksidan kaynağıdır. İşlenmiş ve çok pişmiş gıdalar antioksidan içeriği bakımından oldukça zayıftır.

Bilinen en konsantre ve çeşit açısından zengin antioksidan kaynakları arasında, barbunya fasulye, yabani ve doğal yaban mersini, bazı özel fasulye çeşitleri, enginar, kırmızı ve yeşil elma, çilek verilebilir.

Kaynakça:
http://healthy-living.org

Yazar: Nihat Keleş