Antropologlar Ekonomik Sistemleri Nasıl İnceler?

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Antropologlar malların, belirli toplumların genel kültürleri bağlamında üretim, dağıtım ve tüketim araçlarını incelerler. İktisatçılardan bazı kuram ve kavramlar almalarına rağmen, pek çok antropolog, insanların doğrudan üretime katılmadığı ve çıkar amaçlı olarak mallarını değiş tokuş etmedikleri kapitalist piyasa ekonomilerini, ekonomik sistemlerin hayata aktarımı açısından kısıtlı bulurlar.

Hele de bu insanlar avcı-toplayıcıysa en yorucu ve beceri gerektiren iş bile yanlış yorumlanmaya açıktır. Hayatını çiftçilik, ticaret, fabrika ya da ofis işiyle kazananlara göre, avlanma bir spordur ve bundan dolayı yiyecek toplayıcı toplumlarda erkekler ‘eğlenceye yönelik işlerle uğraşıyor olarak algılanırken kadınlar sanki ailenin bütün yükünü üstleniyor gibi görünürler.Sanayileşmiş ve sanayileşmemiş toplumlardan gelen araştırmacılar, geleneksel küçük ölçekli toplumların ekonomilerini incelerken, antropolojik verileri kendi teknolojileri, çalışma ve mülk edinme değerleri ve yargılarıyla algılayabilir. Örneğin, Bütün toplumlarda yaygın olan gerçek, insanların isteklerini ve gereksinimlerini karşılayabilecek girdilerin yetersizliğidir. Bu etnik merkezci sav, pek çok toplumda insanların isteklerinin tamamen ve sürekli olarak tatmin edebileceği ve bunun çevreye zarar vermeden yapılabileceğini kabul etmez. Bu toplumlarda insanlar istenen miktarda malı gereken zamanda toplar ve üretir; bundan fazlasını elde etmek anlamsızdır.
Bu yüzden gerektiği zaman ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar, geriye kalan zamanlarında, ekonomik anlamda verimsiz etkinliklere ayırabilecekleri saatler, günler, haftalar olabilir. Bu insanlar, sanayileşmiş ve sanayi sonrası toplumlardan gelen gözlemciler tarafından tembel ve aylak insanlar olarak betimlenebilirler.

Burada üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise; eldeki mal ve hizmetlerin arzıyla, bunlara duyulan talep arasında nasıl bir dengenin kurulduğudur. Kuşkusuz burada ekonomik olmayan değişkenleri, sözgelimi kültürün antropolojik değişimini de hesaba katmak gerekir. Herhangi bir ekonomik davranış, toplumsal, dinsel ve politik bağlamlardan bağımsız ele alınamaz ve yalnızca ekonomi mantığıyla açıklanamaz. Ekonomik davranışlar ve kurumlar, katı ekonomik kavramlarla açıklanırsa ekonomik olmayan yaşamsal olguların göz ardı edilmesi gerekir ki bu olguların yaşamda derin bir etkisi vardır.

Örnek olay olarak, Yeni Gine’nin doğu ucunda oturan Trobriand Adalıların patates üretimini ele alalım. Trobriandlı bir erkek, zamanının ve enerjisinin çoğunu, kendi ailesi için değil, kız kardeşleri ve evli kız çocukları için patates yetiştirerek geçirir. Üretilen patatesin kadınlara verilmesinin iki nedeni vardır: Erkeğin, kadının kocasına destek olduğunu göstermek ve etki alanını genişletmek.

Hediye patatesler kadına verildikten sonra, kadının kocasına ait olan ve o erkeğin gücünü ve nüfuzunu simgeleyen patates kilerine yüklenir. Erkek bu patateslerin bir kısmını, kol düğmesi, gerdanlık, küpe, fındık, domuz, tavuk ve tahta sepet, tarak, hasır paspas, kireç çömlek gibi yerel olarak üretilen malları almak için kullanır. Bu kısmıyla da toplumsal sorumluluklarını yerine getirir. Örneğin, kızı evlendiğinde kızının kocasının akrabalarına patates vermesi beklenir. Statü ve güç kazanmak için bir toplantı düzenleyip davetlilere büyük miktarda patates vermek gerekir. Antropolog Annette Weiner bu durumu şöyle açıklar: ‘Patates deposu, banka hesabı gibidir. Dolu olduğunda sahibi zengin ve güçlüdür.

Patates pişirilinceye ya da çürüyünceye kadar para gibi kullanılır. Bu yüzden hasattan sonra patatesler, günlük yiyecek olarak hemen tüketilmez. Kız kardeşine ya da kız çocuğuna patates vererek erkek hem kadının kocasına olan güveni gösterir hem de onu kendine borçlu kılar. Hediyeyi alan kişi, bahçıvanı ve yardımcılarını patates ve bol miktarda domuzun pişirildiği bir ziyafetle ödüllendirir ama bu borcu ödemeye yetmez. Trobriand yaşamında çok değerli sayılan taştan yapılma el baltası da bu borcu ödemeye yetmez. Borç ancak kadının servetiyle ödenebilir, bu servette muz yaprağı demetleri ve yine yapraklardan yapılmış ve kırmızıya boyanmış eteklerdir.

Muz yaprağı demetlerinin kullanım değeri hiç olmasa da yapımı büyük emek gerektirir. Muz yaprağı demetleri ve bunlardan yapılmış etekler, yakın bir süre önce ölmüş bir akrabanın yakınlarına ve cenazeye yardımcı olmuş kişilere borç ödemek için kullanılır. Ölen kişinin soyunun zenginliği ve hayatta kalma gücü de demetlerin ve eteklerin niteliği ve niceliği ile ölçülür. Erkek, karısının erkek kardeşinden patates aldığı için karısına da muz demeti ve eteği almaya yetecek kadar patates vermek ve karısının ailesinden birisi öldüğünde onun borcunu ödemeye yardımcı olmak zorundadır. Ölüm her an yaşanabileceği için erkek, karısının gereksinim duyduğu an kullanabileceği patatesleri hazır tutmak zorundadır. Ölüm veya karısının patateslerin hepsini isteme olasılığı, erkeğin serveti üzerinde bir kısıtlama getirir.

Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Trobriandlılar da bazı nesnelere, yerine getirdikleri işlev ve sahip oldukları değerden öte önem verir ve onlara değişik anlamlar yüklerler, örneğin patates; toprak sahibi olma, korunma, yardım ve diğer zenginliklere erişim olanağı sağlayabilir. Böylece, patates takası ekonomik bir işlem olduğu kadar politik ve toplumsal bir ilişkidir. Muz yaprağı demetleri ve etekleri ise soyun politik gücünün ve ölümsüzlüğünün göstergesidir. Ölen için yapılan törenlerin ardından yapılan mal dağılımlarına baktığımızda erkeğin kadına ve onun değerlerine ne kadar bağlı olduğunu görürüz. Trobriand Adası sakinleri için bu konular o kadar büyük önem taşır ki sanayileşmiş dünyanın para, eğitim, din ve hukuk gibi kavramları, bu topluma girmiş olmasına karşın, patates ekimi ve kadının servetinin korunması olgularına bağlı kalmışlardır. Modern kapitalist ekonomi bilimi kavramlarıyla ele alındığında bu etkinlikler anlamsız gelebilir ancak Trobriand değerleri ve kaygıları açısından anlamları büyüktür.

Kaynakça:
Cultural Anthropology

Yazar: Rahman Karasu