Araç Millileştirme Nedir, Nasıl Yapılır, Şartları Nelerdir?

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Türkiye, otomobil sanayisi alanında her geçen daha da önemli bir ülke haline gelmektedir. Özellikle de 1995 yılında Avrupa Birliği ile imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’yla beraber ülkemiz, belirli alanlarda Avrupa Birliği’nin ”Malların Serbest Dolaşımı” ayrıcalığına taraf olmuştur. Anlaşma gereği, Avrupa Birliği ve Türkiye, belirlenen alanlarda gümrükten muaf kabul edilecektir. Halen aktif olan bu anlaşma aslında Türkiye’nin Avrupa Birliği ile çok uzun yıllar sürdürdüğü müzakerelerin bir sonucu olarak elde edilmiş bir imtiyazdır. Her ne kadar bu imtiyaz bizim açımızdan önemli olsa da durum, Avrupa Birliği kanadı için de aynıdır. Bir anlamda Avrupa Birliği’nin en büyük ticari partnerleri arasında yer alan Türkiye’nin anlaşma ile kapıları Avrupa Birliği’ne sonuna dek açılmıştır. Bu sayede Türkiye, Almanya’dan ithal ederken Almanya nasıl Türkiye’ye gümrük vergisi adı altında bir ücret ödemiyorsa, Türkiye de Almanya ve diğer Avrupa Birliği ülkelerine ihracat gerçekleştirirken bu ülkelere gümrük vergisi ödememektedir. Bu anlamda Avrupa Birliği ile ekonomik açıdan derin bağlar kuran Türkiye, Birliğin Malların Serbest Dolaşımı sürecini dışardan da olsa dahil olmuştur. Ancak karar alma mekanizmasında yer almayan Türkiye, bu anlamda Avrupa Birliği’nin gerek kendi içinde gerekse de üçüncü ülkelerle yaptığı uluslararası düzenlemelerle doğrudan doğruya bağlanmaktadır. Bu söz konusu anlaşmanın Türkiye açısından en kırılgan yanıdır.

Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden ayrılması pek mümkün değildir. Çünkü ülkemizin yurtdışına yaptığı ihracatın neredeyse yarısından fazlası Avrupa Birliği ülkelerinedir. Hal böyle olunca, bu anlamda tam bir bağımlılık söz konusu olmuştur. Aslında Avrupa Birliği’nden ayrılma sürecinde olan Birleşik Krallık’ın da, ayrılık sonrasında yaşayacağı en büyük sorun Malların Serbest Dolaşımı imtiyazını kaybetmiş olmasından kaynaklanacaktır. Görüldüğü gibi Malların Serbest Dolaşımı, buna daha önce dahil olmuş ve de bu anlamda ekonomik yapısını buna göre şekillendirmiş ülkeler açısından bir bağımlılık anlamı taşır. Türkiye, yurtdışına ihracat olarak en çok motorlu araç satışı gerçekleştirmektedir. Başka bir ifadeyle Türkiye, her ne kadar bir markası olmasa da sahip olduğu fabrikalar ve tesislerle, Avrupa’ya Avrupalıların kendilerine ait olan markalarını üretip satmaktadır. Burada Türkiye’nin tercih edilmesindeki en önemli sebep ucuz iş gücü ve potansiyeldir. Türkiye otomobil ihraç ettiği gibi otomobil ithalatı da gerçekleştirmektedir. Bu anlamda devlet tekelinde olan otomobil ithalatı, ülkemizin bazı önde gelen firmalarına imtiyaz tanınarak distribütörlük anlaşması yapılmıştır. Her ne kadar Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşması akdedilse de bu bir anlamda vatandaşa değil devlete yaramıştır. Çünkü devlet Avrupa Birliği ülkelerinden aldığı araçları, motor hacimlerine göre 4 katından daha fazlaya dahi satabilmektedir.

Bu da 30 bin avro olan bir aracın Türkiye’deki satış fiyatını 110 bin avrolara kadar çıkarmakta bu da doğal olarak vatandaşları çok zorlamaktadır. Ancak bazı kişiler kendi araçlarını devletin imkanları olmadan getirebilmektedir. Ancak bunun yasal olarak belli bir çerçevede yapılması gerekir. Öncellikle, ülkemizde var olan mevzuata göre araç millileştirmek mümkündür. Başka bir ifadeyle yurtdışında bulunan bir aracı ülkemize getirerek gerekli gümrük vergisinin de ödenmesiyle beraber Türk plakalı olarak kullanabilirsiniz. Ancak bunun için getireceğiniz aracınızın daha önce kullanılmamış olması ya da başka bir ifadeyle ”0” olması gerekir. Burada sıfır ifadesinden kasıt, aracın getirildiği tarihte henüz 1 yaşını tamamlamış olmamasıdır. Eğer bu şartı sağlarsanız, gümrük vergisi ödemek suretiyle aracınızı Türkiye’de millileştirip Türk plakası alabilirsiniz. Bu uygulama, ikinci el ya da yaşı 1 yaşını aşmış araçlarda uygulanmaz. Eğer yurtdışından araç getirmeyi planlıyorsanız, bu durumda öncelikle gümrük mevzuatına hakim bir hukukçuyla ya da uzmanla görüşmeniz sizin için faydalı olacaktır. Unutulmamalı ki, söz konusu bu yol size çok cüzi miktarlarda tasarruf sağlar. Başka bir ifadeyle Türkiye, vergi kaybı yaşamamak için söz konusu uygulamayı çok katı bir şekilde düzenlemiş ve de şartlarını açıkça belirtmiştir. Bedelsiz araç ithalatı olmayan bu uygulama tamamen yurtdışında bulunan bir aracın belirli şartlarda gümrük vergisi ödenerek millileştirilmesini konu alır. Bu araçların gümrüksüz kullanımı imtiyazından çok farklı bir uygulamadır. Bu konuda hataya düşülmemesi önemlidir. Söz konusu iki kurum genellikle vatandaşlarca karıştırılır ve bu da dolandırıcılıkların yanı sıra çok büyük hak kayıplarını da beraberinde getirir.

Ancak yapılacak çok iyi bir piyasa araştırması sonucunda böyle bir uygulamadan istifade ile yüzde 20’lere varan bir tasarruf elde edilebilir. Bu da 100 bin avro değerindeki bir araçta bir anlamda 20 bin avronun cebinizde kalması anlamına gelir ki, bu oldukça yüksek bir meblağ olarak kabul edilir. Tabi bu buzdağının görünen yüzüdür ve görünmeyeni de uygulamanın altında yatan risklerdir. Millileştirme üzerinde durulması ve de kapsamlı bilgi edinilmesi gereken son derece önemli bir kurumdur. Özellikle birçok vatandaş başta Gürcistan ve diğer komşu ülkelerden getirilen araçların millileştirileceğinden bahisle defaatle dolandırılmıştır. Hal böyle olunca, söz konusu uygulamadan istifade ederken bir uzman hatta mümkünse bir avukattan yardım alınması ileride yaşanabilecek olan olumsuzlukları bir anlamda ortadan kaldırabilir. Eğer kendi başınıza bir millileştirme macerasına girişecek iseniz bu durumda yasal mevzuatı çok dikkatli incelemeniz gerekmektedir. Bu konuda aceleci olmayınız ve çok kapsamlı bir araştırma yapınız.

Kaynakça:

Araç İthalatı

Yazar: Emir Karasu