Beynin Temel Yapısı; Sağ ve Sol Yarım Küreler

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Beyin insanın var olması, yemek hazırlaması, sabah uyanıp işe gidebilmesi ve her gün aynı işte çalışıp benzer uğraşılarına devam ederken bir yandan da yeni hobiler edinmesine yarayan yaklaşık 1500 gram ağırlığında tuhaf, jölemsi kıvamdan ve derin yarıklarla birbirinden ayrılan şişkin kıvrımlı yüzeylerden oluşmaktadır. İnsanlar iki ayağı üzerinde yürümeye başladığından beri merak konusu olan beyin son 30 yıllık çalışmalar sayesinde gizemlerinin bir kısmını kaybetmesine rağmen hala tam anlayamadığımız gizemleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu gizemler hala sıkı çalışmalarla çözülmeye çalışsa da biz bu yazımız boyunca altı farklı bölüm üzerinden beynimize, duyularımıza, yaşam boyunca beynimizdeki değişimlere, beynin duygusal mekanizmalarına, aklın idrak yeteneklerine ve iç ve dış sebeplerle değişen beynimizin özelliklerine değinmeye çalışacağım.

Korpus Kallosum beyin iki yarım küresi arasında bulunan ve iki yarım küreyi birbirine bağlayan sinir demeti olarak tanımlanabilir. Korpus Kallosum da bir problem ortaya çıktığında “yabancı el sendromu” ortaya çıkabilir. Normal şartlar altında bir insanın iki eli birbirine paralel hareket ederken bu hastalık tablosu ortaya çıktığında eller birbirine zıt hareket ederek birbirini durdurabilir. Mesela bilgisayarda iki elinin parmaklarını kullanarak yazı yazan bir öğrencide bu hastalık tablosu bir şekilde meydana gelirse bir el yazı yazmaya çalışırken diğer elin parmakları sürekli sil tuşuna basarak olayı sabote edebilir.

Beyin sağ ve sol olmak üzere iki farklı yarım küreden oluşur. Bu iki farklı yarım küre birbirinden farklı yeteneklerimizi yönetir. Mesela, çoğu insanın beyninin sol yarım küresi konuşma, matematik problemleri ve mantıksal problem çözme ile ilgili kısımlarda etkin rol oynarken, sağ yarım küre görsel- motor görevlerde, sanatsal alanlarda ve mekânsal algıları yönetmede ön plana çıkar. Yaklaşık yüzyıl önce Amerikalı bir yazar tarafından ortaya atılan ve geçerliliği olduğuna inanılsın diye ilk psikoloji laboratuarı açan bilim insanı olan William James’e atfedilen beynimizin yalnızca yüzde onluk kısmını kullanıyoruz fikri artan teknolojinin deneylere yansıması sonucu bugün geçerliliğini kaybetmiştir. Bu fikir ortaya atıldığında beynin ön bölgesi hasar almış fareler üzerinde yapılan çalışmalar temel alınmıştır. Bu fareler laboratuarda kafesler içinde yaşıyor ve bütün gün sadece yemek yemek ve su tüketmekten başka bir uğraşıları olmayan farelerdi. Yemek ve su kafese bırakıldığından sadece yemeği ve suyu fark etmeleri hayatta kalmaları anlamına geliyordu. Oysa teknolojinin artması deney çeşitliğinin ve deneylerden kullanılan araçların teknolojilerini arttırmış olduğundan günümüzde beyinle ilgili araştırma yapan bilim insanları yüz yıldır insanların zihninde yer etmiş bu yanlış düşünceyi değiştirmeye çalışmaktadır. Beynimizin tamamını kullanıyoruz. Bilimsel çalışmalarla her zaman uyumlu olmayan sinema sanatı da insanlar arasında beyinle ilgili yanlış yargılar edinmelerine neden olmaktadır. Beyin hala birçok gizemi bünyesinde barındırdığından birçok film beyni ve beyinle ilgili rahatsızlıkları konu edinmiştir. Söz gelimi hafıza kaybı filmlere defalarca konu edilmiştir. Nöropsikolog Sallie Baxendale sinemanın başlangıcından günümüze kadar geniş kapsamlı bir film taraması yaparak birçok filmde sanat süslemesiyle, ön yargılarla ve yanlış bilgilerle hafıza kaybına değinen filmleri saptamıştır.

Beyin sağ ve sol olmak üzere iki yarım küreden oluşur. Sol yarım küre genel anlamda kavramsal ve mantıksal, diğer yarım küre olan sağ yarım küre ise günlük yaşam içerisinde yeni imgeler ararken ve bu imgeleri hayatın içinde kullanırken aktif durumda çalışır. Sağ yarım küre bu durumda yani imgeler ararken ve bu imgeleri kullanırken sağ yarım kürede oluşan bu durum sol yarım küreye de iletilir. Sağ yarım küreden imgeleri alan sol yarım küre mantıksal ve kavramsal doğrulama işlemi sonrası oluşan düşünceleri bildirimler aracılığıyla dış dünyaya iletir. Bunlara ek olarak, sol yarım kürenin işlevlerini özetlemek gerekirse, bu yarım küre analitik, dilsel, akılcı, sözel, indirgemeci ve görsel işlevler üzerinde etkilidir. Bu yarım küre vücudun sağ tarafının kontrolünden sorumludur. Kısaca bu yarım küre insanın mantıksal yönünü temsil eder. Ayrıca, beynin bu yarım küresi sese dönüşen tepkilerin ve düşünmenin kontrol edilmesinden sorumludur. Konuşmada, düşüncelerin yazıya geçirilmesinde ve herhangi bir metnin okunması sırasında sol yarım küre etkilidir. Herhangi bir nesneye isim verme işlemi de beynin bu yarım küresinden kaynaklanır .

Sağ yarım küre vücudun sol yarısından sorumludur. Ana dil öğretimi bu yarım küre üzerinden hareket noktası bulur. Mesela bir öğrencinin herhangi bir derse çalışması sırasında konuyla özdeşleşmesini beynin bu yarım küresi sağlar. Beynin sağ yarım küresi öğrenmeyi de sağlayan kısımdır. Okunan ya da üzerinde çalışan metin ile ilişki içinde olmasına yardımcı olur. Bundan dolayı, dil öğrenimi üzerine çalışan araştırmacılar beynin sağ yarım küresini araştırmalarının temeline alırlar.

Kaynakça:
Aamodt, S. ve Wang, S. (2011). Beyninize Hoş Geldiniz. (Çev. B. Erkan). İstanbul: NTV Yayınları.
Eagleman, D. (2016). Beyin Senin Hikâyen. (Çev. Z. A. Tozar). İstanbul: Domingo Yayınları.
Onan, B. (2010). Beynin Bilişsel İşlevleri Üzerine Yapılan Araştırmalar ve Ana Dili Eğitimine Yansımaları. Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi, 27, 521-561

Yazar: ömer Eraslan