Bretton Woods Anlaşması Ve Sistemi Nedir?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeler dünya ticaretini serbestleştirecek, yıkılan ekonomilerin onarımını kolaylaştıracak uluslararası ticari ve mali sistemin kurulması amacıyla 1944 yılında ABD’nin New Hampshire’deki Bretton Woods kasabasında toplandılar. Bu toplantılar sırasında henüz iki savaş arasında olumsuz etkilenen mali ve ekonomik krizlerin etkisinden kurtulamamış olan ülkeler İngiltere ve Amerika’nın uzlaşması sonucu şekillenen Bretton Woods anlaşmasını kabul etmişlerdir.

360_bretton_woods_1020Konferans sırasında Keynes tarafından hazırlanan “İngiliz Planı” ile Amerikan hazine bakanı White tarafından hazırlanan “White Planı” olmak üzere iki tasarı görüşülmüş, sonuçta White planına yakın bir sistem kabul edilmiştir. İngiltere savaşın başında beri ABD’den önemli miktarda dış borç almış henüz ödeyememişti, bu yüzden hem yıkılan ekonomisine kaynak bulmak hem de dış borcunu ödeyebilmek için uluslar arası bir mekanizmanın kurulmasını ve yıkılan ekonomilerini onarmak isteyen ülkelere kredi vermesini istiyordu. Keynes’in planına göre uluslararası denkleşmenin yükünü sadece açık veren değil fazla veren ülkelerde yüklenmeliydi, zira açık veren ülkeler uyguladıkları mali ve para politikalarıyla, ticari ve mali kısıtlamalarla veya sıklıkla başvurdukları bir yöntem olan devalüasyonla tekrar 1929 yılındaki gibi bir buhrana dünyayı sürükleyebilirlerdi.

Keynes Planı’nda uluslararası bir Kliring Birliği kurulması tavsiye edilmiştir, bu birlik dünyanın merkez bankası gibi çalışacaktı ve Bancor adı verilen bir ödeme aracı çıkartılacaktı.

ABD ise savaştan güçlenerek çıkan bir ekonomiye sahip olarak, kurulacak sistemin altın standardındaki gibi istikrarlı olmasını, bu yüzdende sabit bir kur sisteminin kurulmasını savunuyordu. Ayrıca yıkılan ekonomilerin tekrar onarılması için uluslararası bir kuruluşun oluşturulmasını istiyordu, fakat dış denkleşme zorunluluğunun sadece açık veren ülkelere yüklenmesi taraftarıydı.

1 temmuz 1944 yılında yapılan görüşmeler neticesinde Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD:Dünya Bankası) kurulması kabul edildi.

Bu konferanslara kırk dört ülke temsilcisi katılmış katılımcıların çoğunu az gelişmiş ülkeler oluşturmaktaydı. Romanya dışındaki sosyalist ülkeler, fona üye olmamış ve sistemin dışında kalmışlardır. İsviçre ise tarafsızlık ilkesiyle ters düşeceği düşüncesiyle anlaşmayı imzalamamıştır.

Bretton Woods Sisteminin İşleyişi

Bu sistem ayarlanabilir sabit kur modeline dayanmaktadır. Bu sisteme göre ABD dışındaki üye ülkelerin ulusal para birimleri Amerikan Doları cinsinden tanımlanır yalnız ABD’nin para birimi ise başka bir ülkenin para birimine değil 1 ons ağırlığındaki altına 35$ fiyatından bağlanmıştır. Her ulusal paranın dolar paritesi olduğu gibi altın paritesi de bulunuyordu. Sistem dolaylı olarak altına dayanmaktaydı bu yüzden sisteme altın kambiyo sistemi (gold exchange system) de denilmiştir. Dış açıkla karşılaşan ülkeler IMF’den kısa süreli kredi kullanarak dengeyi sağlamaya çalışırlar; eğer alınan kredi, uygulanan para ve maliye politikaları, dengeyi sağlamaya yetmezse, o zaman devalüasyona başvurabilecektir. Bu devalüasyon oranı eğer %10 dan fazla olacaksa IMF’den izin almak gerekmektedir. Bretton Woods sistemi Amerikan Dolarını rezerv para statüsüne sokarak, Amerika’yı bir nevi dünyanın merkez bankasına dönüştürmüştür. Yabancı merkez bankaları ,dolar rezervlerini Amerika’nın merkez bankasına arz ederek diledikleri zaman altına çevirebilmekteydiler; bu yüzden dolara altından daha iyi bir para gözüyle bakmaktaydılar.

Bu durum Amerika’ya sağlam ve güçlü ekonomisiyle, diğer ülkelere göre üstünlük kazandırmıştır.

Sistemin Yıkılışı

1944 yılında sabit kur modeline dayanarak başlayan sistem, 1973 Mart ayında başlıca sanayileşmiş ülke paralarının dalgalanmaya bırakılmasıyla yıkılmıştır. 1960’lara kadar fazla bir sorun çıkarmadan gelen sistem, bazı aksaklıklar yüzünden yıkılmıştır. Bunlardan birincisi,dış denkleşme sorunu, dış açık veren ülkelere yükümlülük yükleyen bu sistem, dış fazla veren ülkelere denge sorumluluğu yüklemeyerek eşitsizliğe neden olmaktaydı, likidite sorunu ayrıca sisteme zarar veren sorunlardandı rezerv olarak dolar ve altını kullanan sistem giderek artan likidite talebine yeterli altın üretimi olmaması nedeniyle tıkanmaya başlamıştır. Ayrıca ABD’nin giderek artan dış ödeme açıkları likidite ihtiyacını arttırmıştır, fakat altın üretiminin yetersizliği ve giderek sanayide daha çok kullanılması sebebiyle ihtiyaca cevap verememeye başlamıştı. Bu da dolara olan güveni sarsmaya başladı.

Bu sistem ayrıca az gelişmiş ülkelerin sorunlarına cevap verememiştir. Bu ülkelere yeteri kadar reel kaynak transferi yapmamıştır.

Kaynakça:
HALİL SEYİDOĞLU-ULUSLARARASI İKTİSAT

Yazar: Sultan Yıldırım