resim.rsmUçmayı baÅŸaran ilk araçlar uçaklar deÄŸil. Bugün bunu hepimiz biliyoruz. Bir cismin havaya yükselebilmesi için havadan daha hafif olması gerektiÄŸi ve sıcak havanın da soÄŸuk havadan daha hafif olduÄŸu düşüncesinden yola çıkarak balonu bulanlar, Fransız Etienne ve Joseph Montogolfier KardeÅŸler oldu. Montgolfier KardeÅŸler, ipek bir balonu sıcak havayla doldurdular, sonra bunu serbest bıraktıklarında balonun yükseldiÄŸini gördüler. Bununla ilgili birçok deneyler yaptılar. 5 Haziran 1783′te de ilk sıcak hava balonunu uçurmayı baÅŸardılar. Bu balon, insanın uçurduÄŸu ilk araçtı ve 2,5 km yol almıştı.

Balonların yönlendirilmesi kolay değil. Bu nedenle havacılık tarihinde yerlerini zaman içinde uçaklara bıraktılar. Bugün de balonla uçmanın güçlüklerinden biri, balona yön vermek. Ayrıca, bir sıcak hava balonu rüzgarın hızına bağlı olarak uçar. Bununla birlikte uçmanın en basit yöntemlerinden biridir.

Sıcak hava balonlarının çalışması çok basit bir ilkeye dayanıyor: Sıcak hava ısınınca yükselir. Günümüzde ki balonlar bu basit ilkeye göre tasarlanıyor. Balon ana gövdesini oluşturan ve yanmaz kumaşlardan yapılan kısmın içi sıcak havayla dolduruluyor. Balonun ana gövdesinin altında, yolcuların ve havayı ısıtmaya yarayan yakıtın yer aldığı bir sepet bulunuyor. Gövdenin tepesinde yer alan ve paraşüt valfı olarak adlandırılan bir delikle, balonun içindeki hava kontrol edilebiliyor. Yolcu sepetinin üzerinde bulunan havayı ısıtan mekanizmanın ateşleyici bölümü ve deliği açıp kapatmaya yarayan ipler yardımıyla, balonun alçalıp yükselmesi sağlanıyor. Balonun yükselmesi istendiğinde, ateşleyiciyi çalıştıran Nevsehir'de-balon-kazasi -1-t0dip çekiliyor ve ateş balonun gövdesindeki havayı ısıtarak yükselmesine neden oluyor. Eğer balonun alçalması istenirse, tepedeki deliği kontrol eden ip yardımıyla delik açılıyor ve sıcak havanın balonun tepesinden uçup gitmesine izin veriliyor. Gövdesindeki hava soğuyunca balon yeniden alçalmaya başlıyor. Balon yalnızca aşağı ve yukarı doğru hareket edebiliyorsa bir balon nasıl ilerliyor diye sorabilirsiniz. Bu sorunun yanıtı rüzgarda gizli. Balona yön veren şey, rüzgar. Atmosferin farklı yüksekliklerinde rüzgarlar farklı yönlere eserler. Balonu yönlendiren kişi alçalarak ya da yükselerek gitmek istediği yöne doğru esen bir rüzgar yakalamaya çalışır. Çok usta balon pilotları bile sıcak hava balonlarını tam anlamıyla kontrol edemez. Kimi zaman rüzgarlar istenmeyen yönden esebilir. Bu nedenle genelde ekipten birinin balonu yerden bir otomobille izlemesi ve nereye indiğini kontrol etmesi daha güvenli olur. Bunun yanında uçuştan önce hava durumunun kontrol edilerek ve rüzgarların yönlerinin saptanması ve esiş hızlarının ölçülmesi de gerekir.

Sıcak hava balonları geçmişte keşif, gözetleme ve askeri görevlere hizmet etmişt. Günümüzdeyse daha çok turistik amaçlarla kullanılıyor. Havada huzurlu ve sakin bir uçuş yapmak için, çevre güzelliklerinin tadına varmak isteyenler için, balonlar çok uygun. Ülkemizde Antalya ya da Kapadokya gibi turistik bölgelerde balon gezileri sıkça yapılıyor.

DlzHyMuF

Kaynak: http://travel.howstuffworks.com

null

Four Wheel Drive (4WD-FWD), All Whell Drive (AWD) ve Four Wheel Steering (4WS-FWS) sistemleri birbirinden çok farklı işlevlere sahip olmalarına rağmen halk arasında sıkça birbirine karıştırılmaktadır. Özellikle yeni bir araç alacak olanlar için bu terimlerinin farklılıklarının bilinmesi çok önemlidir. Çünkü araçlar arasındaki arazi, binek gibi farklılıklar bu terimlere göre birbirinden ayrılmakta ve ihtiyaca göre şekillenmektedir.

1)Four Wheel Drive (4WD): Dört çeker (4×4) olarak bilinen sistem asıl olarak budur. Asıl olarak diyorum çünkü birazdan bahsedeceÄŸimiz AWD sistemiyle çokca karıştırılmaktadır. Otomabil tarihinde ilk kez 1905 yılında kullanılan bu sistem 1970′li yıllarda ise Subaru tarafından ilk kez seri üretimde kullanılmıştır. Daha sonra Audi ve Mitsubishi bu sistemi seri üretim otomobillerine uygulamışlardır.

Dört çeker sistem kendi içinde Part Time ve Full Time olarak ikiye ayrılmaktadır. Part Time dört çeker sistemler sürücü tarafından istenildiği anda devreye sokulabilen sistemlerdir. Full Time dört çeker sistemler ise sürücüden bağımsız olarak otomatik olarak devreye giren ya da sürekli devrede olan sistemlerdir.

a) Gerektiği Zaman Kullanılan Sistem (Manuel): 4X4 araçların ön ve arkada iki diferansiyel bulunur ve sürücü dört çeker sistemi devreye sokmadığında standart olarak arka diferansiyel hareket halindedir. Ön diferansiyel ise sürücünün takviye vitesi olarak adlandırılan sistemi devreye sokmasıyla harekete geçer. Bu durumda motor gücü yarı yarıya ön ve arka diferansiyele paylaştırılır ve özellikle yokuşlarda-kaygan zeminlerde daha iyi çekiş sağlanır.

b) Sürekli Kullanılan Sistem (Tam Otomatik): Bu sistemde 4 tekerde sürekli olarak faaliyet halindedir ve bu sistemde takviye vitesi bulunmaz.

c) Yol Åžartlarına Göre Kendini Ayarlayabilen Sistem (Yarı Otomatik): Bu sistem Tam Otomatik sisteme göre daha avantajlıdır. Çünkü bu sistemde sürücü 4×4′ü hem kendi isteÄŸi doÄŸrultusunda devreye sokabilir hem de aracın yol ÅŸartlarına göre kendisini ayarlamasını saÄŸlayabilir. Yani araç devir sensörlerinin yardımıyla kaygan zeminlerde, yokuÅŸlarda veya aracın devrinin düştüğü diÄŸer durumlarda otomatik olorak devreye girebilmektedir. Ayrıca sistemin devrede olduÄŸu konusunda gösterge panelinde 4WD iÅŸaretiyle sürücüye bilgi veririr.

Dört çeker sistemi kaygan zeminlerde ve yokuşlarda olumlu etkiler oluşturabildiği gibi virajlarda ve ani manevralarda da yol tutuşunu artırabilmektedir.

2)All Wheel Drive (AWD): awdBu sistem aslında 2WD yani iki çeker sistemdir. Ancak aracın zorlandığı durumlarda devreye girer ve çalışma prensibi 4WD sistemine göre mekanik deÄŸil elektroniktir. EÄŸer aracınız önden çekiÅŸ sistemine sahipse normal ÅŸartlarda motor gücünün %100′ü ön aks miline aktarılır. Olur da ön tekerler patinaj atmaya baÅŸlarsa ön aks milinden kaybedilen gücün bir bölümü elektronik bir sistem ile arka aks miline aktarılır. Bu durumun 4WD sistemden farkı, 4WD olası bir zorlanma durumunda motor gücünü öne ve arkaya eÅŸit miktarda dağıtırken, AWD sistemi ise ön aks milinde kaybedilen gücün kimi zaman %90′ını bile arka aks miline aktarabilmesidir. Yani bir dengesizlik söz konusudur. Bu nedenle AWD sistemleri 4×4 olarak adlandırılamaz. DiÄŸer bir farklılık ise AWD sisteminde 4 tekerin birbirinden bağımsız hareket edebilmesidir. Yazının Devamı »

volvoz

İngilizce Dynamic Stability Assistance’ın Türkçe karşılığı olan Dinamik Denge DesteÄŸi (DSA) ilk olarak 85′li yıllarda VOLVU’nun mühendisleri tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir ve bugün pek az araçta kullanılmaktadır.

Çalışma prensibi itibariyle ASR yani antipatinaj sistemine çok benzer hatta ilk üretildiği yıllarda antipatinaj sistemi ile birlikte kullanılmıştır ancak arada küçük bir fark vardır. O da; ASR yalnızca araç kalkış anında ve vites aralarında devreye girer ve olası bir patinajda yakıt valfine müdahale ederek patinajı önler. DSA yani Dinamik Denge Desteği ise motor çalıştığı sürece faaliyetini sürdürür ve motor durana kadar hangi hızda olursa olsun güvenli bir sürüş sağlamayı amaçlar.

BildiÄŸiniz gibi normal ÅŸartlar altında normal bir aracın dört tekerleÄŸide aynı hızda döner. Olur da tekerleklerden biri çamur,kar,yaÄŸmur vs. gibi ÅŸartlardan etkilenip daha hızlı dönmeye baÅŸlarsa yani patinaj atarsa, ABS sensörleri tarafından bu durum algılanır, DSA’nın beynine bir mesaj yollanır ve yakıt valfine müdahale edilerek aracın torku düşürülür. Üstelik bütün bu uygulamalar saniyenin 20 binde biri kadar  sürede gerçekleÅŸir ve sürücü, gösterge panelinde yanan turuncu ışık haricinde yapılan bu iÅŸlemleri kesinlikle hissetmez. Olaya diÄŸer bir boyuttan bakacak olursak bu sistemin güvenlik haricinde lastiklerin daha geç aşınması ve yakıt tasarrufu konusunda da olumlu etkilerinin olduÄŸunu görürüz.

Bunun dışında bir de Dinamik Denge Kontrolü (DSC) adı verilen ve BMW tarafından geliÅŸtirilen sistem vardır ki bu da Dinamik Denge DesteÄŸine çok benzer. BildiÄŸiniz gibi BMW ‘nin ürettiÄŸi araçlar çoÄŸunlukla arkadan itiÅŸlidir ve arkadan itiÅŸli bir aracın virajlarda ani hareket sonucu savrulma riski daha fazladır. İşte DSC sistemi de bu durumun önüne geçebilmek için geliÅŸtirilmiÅŸtir. Bu sistem de tıpkı DSA gibi çalışır ve ABS sensörlerinin yardımıyla sürekli olarak tekerleklerin hızını kontrol eder, ivmelenme ve dönüş esnasında tam güvenlik saÄŸlar. Yine bu sistem de DSA gibi sessiz sedasız çalışır ve sürücü, gösterge panelindeki ünlem iÅŸareti dışında sistemin devrede olduÄŸu hissetmez.

DSC ve DSA sistemlerinin çalışma mantığının daha iyi anlaşılabilmesi için bu videoyu örnek gösterebiliriz… Yazının Devamı »

Marş motoru, akümülatörden aldığı elektrik enerjisiyle çalışan ve motordaki ilk hareketi sağlayan sistemdir. Kontağın çevrilmesiyle harekete geçirilen marş motoru krank miline bağlı olan volan dişlilerinin dönmesini, yakıt-hava karışımının motora dolmasını ve pistonların ilk hareketini yapmasını sağlar.
Bazı küçük motorları, örneğin; jeneratörleri çalıştırırken krank mili kasnağına bağlı bir ipin çekilmesiyle ya da motosikletlerde olduğu gibi ayağımızla pedala basarak ilk hareketi veririz ve marş motorunun görevini üstlenmiş oluruz.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Standart bir aracın en fazla enerji tüketen parçası marş motorudur. Bu nedenle marşa bastığınızda aracın farlarında ve iç ışıklandırmasında bir kısılma olur. O yüzden marş motorunun önerilen maximum çalıştırılma süresi 10 saniyedir. Eğer 10 saniyeden fazla çalıştırılırsa akümülatördeki bütün elektriği boşaltır. Ayrıca marş motorunun pistonları faaliyete geçirmekten başka bir işlevi olmadığı için yapımında genellikle hafif malzemeler kullanılır. Bu da marş motorunun uzun süreli çalışmalara dayanaklı olmadığı anlamına gelir.
Önemli bir husus da motor hareket halindeyken kesinlikle marş motoru çalıştırılmaması gerektiğidir. Aksi takdirde volan dişlileri zarar görebilir.

Marş motoru çalışmıyorsa;

  • Akü boÅŸalmış olabilir.
  • Akü kutup baÅŸları gevÅŸemiÅŸ ya da çıkmış olabilir.
  • Akü kutup baÅŸları paslanmış olabilir.
  • Åžase baÄŸlantı noktaları gevÅŸemiÅŸ olabilir.
  • MarÅŸ motorunun kömürü bitmiÅŸ olabilir.
  • MarÅŸ motoru arızalanmış olabilir.

Marş motoru çalışıyor fakat motor çalışmıyorsa;

  • AteÅŸleme veya yakıt sisteminde arıza olabilir.
  • MarÅŸ diÅŸlisi veya Volan diÅŸlisi aşınmış olabilir.

Akünün, marş motorunu çalıştırmada yetersiz kaldığı durumlarda başka bir aracın aküsüyle paralel olarak bağlanan takviye kabloları sayesinde motor çalıştırılabilir. Eğer bu mümkün değilse kontak açılarak, araç ikinci vitesteyken yitilerek belli bir süre hızlandırılır ve debriyaj aniden bırakılarak motor çalıştırılır. Ancak bu her zaman son çare olmalıdır çünkü bu uygulama triger kayışına zarar verebilir.

Active Cruise Control (ACC)

Herhalde uzun yolculukların yorucu olduğu konusunda herkes az çok tecrübe sahibi olmuştur. Sürekli olarak gaza basmak, frenlemek, sollamak, sollanmak, direksiyon sallamak vs. vs. gerçekten zordur ve bunaltır insanı. İşte Cruise Control denilen Hız Sabitleyici sistem sürücüyü, dolaylı olarak da yolcuyu bir nebze olsun rahatlatmak için geliştirilmiş bir sistemdir.

Otomatik veya düz vites farketmeksizin her araca uygulanabilen bu sistem, ilk olarak 1990′lı yıllarda lüks araçlarda kullanılmıştır. Ancak günümüzde irili ufaklı bir çok araca uygulanabilmektedir. Sistem genel olarak ÅŸu ÅŸekilde çalışır;

Bmw Hız SabitleyiciMuhtemelen direksiyon üzerine veya çevresine yerleştirilen bir kol ya da düğme ile Hız Sabitleyici sistem devreye sokulduğunda Cruise Control bilgisayarına mesaj gönderilir. Bu bilgisayara Fren, Debriyaj, Gaz ve Direksiyon olmak üzere dört algılayıcı sensör bağlanmıştır. Bu sensörler aracılığıyla sürücünün isteğine hızlı bir şekilde yanıt verilir. Eğer sürücü hızı sabitlemek istiyorsa ve araç 40 Kmh (25 Mph) nin üzerinde ise sabitleyici devreye girer ve yakıt valfine müdahale ederek motora verilen yakıtın sabitlenmesini sağlar. Eğer sistem devreden çıkarılmak isteniyorsa debriyaj, fren ya da gaz pedalına basılması yeterli olur. Ancak bazı araçlarda gaz pedalı sistemi devreden çıkarma özelliğine sahip değildir. Yine sürücünün isteğine bağlı olarak direksiyon üzerindeki düğme veya kol yardımıyla aracın hızı istenilen ölçüde artırılabilir ya da azaltılabilir.
Toyota Hız Sabitleyici

Sistemi devreye sokmak ve devreden çıkarmak için direksiyon üzerinde On / Off , Set + / – ve Reset tuÅŸları bulunur. On tuÅŸu ile hız sabitleyici devreye sokulabilir Off tuÅŸu ile devreden çıkarılabilir. Set artı (+) tuÅŸuyla aracın hızı artırılabilir, eksi (-) tuÅŸuyla hızı azaltılabilir. EÄŸer aracın hızını azalttıktan veya arttırdıktan sonra tekrar en baÅŸtaki hıza getirmek isterseniz de Reset tuÅŸunu kullanabilirsiniz. Ancak bu tuÅŸların isimleri araçtan araca farklılık gösterebilir.

Cruise Controlün (CC) yanında bir de son zamanlarda iyice yaygınlaşan ve Bosch tarafından geliştirilen Adaptive Cruise Control (ACC) sistemi vardır. Bu sistemin çalışma mantığıda tıpkı diğer sistem gibidir. Ancak tek farkı öndeki araçla aranızdaki mesafeyi sensörler yardımıyla otomatik olarak ayarlayabilmesidir. Yani otobanda sabitleyiciyi kullanarak seyahat ederken önünüze sizden Opel Hız Sabitleyicidaha yavaş hareket eden bir araç çıktığında sizin frene basmanıza gerek kalmadan sistem otomatik olarak hızı ve aradaki mesafeyi karşıdaki araca göre ayarlayabilmektedir. Önünüzdeki araç şerit değiştirdiğinde veya hızlandığında ise sistem kendiliğinden eski hızına dönecektir.

Hız Sabitleyici sistem daha az stres ve daha az yorgunluk sağladığı gibi yakıt tasarrufu konusunda da büyük avantaj sağlamaktadır. Özellikle otobanlarda ve anayollarda %25 yakıt tasarrufu sağlayabilir.

Sayfa 2 (33)12345678910...Son »