27 May 2009

Mikroskobun İcadı

mikroskop1Gözle görülmeyen maddelerin incelenebilmesi amacı ile kullanılan mikroskop, ilk olarak XVII. Yüzyılda ortaya çıktı. Bu basit araç, iki lamdan oluşuyordu. Bu lamdan birinin, diğerinin içinde kaydırılması aracılığı ile maddeleri büyütmek ve yansıtmak mümkün oluyordu.

Önceleri yalnızca, içinden görülemeyen maddeleri inceleyebilen mikroskoplar, yüzyılın sonralarında İtalyan bilgini Campari’nin icadı ile artık homojen maddeleri de inceleyebilecek kapasiteye ulaştır.

Hollandalı Anton van leeuwenhoek’un icat ettiği tek mercekli basit mikroskoptan sonra, ilk karmaşık yapılı mikroskop 1590 yılında Zacharias Janssen tarafından bulunmuştur.

Yunanca’da küçük anlamına gelen “micros” ile bakmak anlamına gelen “skopeein” kelimelerinin birleşmesiyle oluşan ve mikroskop adını taşıyan alet, temelde göz merceği ve objektif olmak üzere iki mercekten yapılmıştır. Objektif, incelenmekte olan maddeyi büyütür, göz merceği ise görüntüyü daha da büyük duruma getirir.

İncelenmek istenen maddeler, mikroskobun cam bölümüne konur. Maddelerin iyi görülmesi, bu camın çok ince olup, ışığı iyi geçirebilmesinden kaynaklanırı. Mikroskoplarda ışık yansıması, aynalar aracılığıyla gerçekleştirilir. Çok geliştirilmiş elektronik mikroskoplar, maddeleri milyonlarca kez büyütebilecek kapasitededirler.

Bir mikroskobun temel parçaları, aydınlatma görevi veren bir kondansatör, yansıtmayı gerçekleştirilen ayar vidaları ve kondansatöre giden ışık miktarını kontrol eden diyaframdır.

Karmaşık mikroskop ne zaman bulundu?

Basit mikropların maddeleri büyütebilme kapasiteleri sınırlı olduğundan, iki ana mercek sistemi içeren karmaşık mikroskop bulundu. 1624 yılında cornelis drebbel’in bulduğu aygıtı gören Galileo Galilel, hemen aracı geliştirdi ve yeni mikroskoba, “casus camı” adını verdi. Bu mikroskopta, birinci sistemin büyüttüğü görüntü, ikinci sisteme yansıyarak daha da büyütülmüş oluyor. Maddeleri 2 bin kez büyüten bu araç, özellikle bakteri ve virüslerin incelenmesinde kullanılarak, pek çok hastalığın tanı ve tedavisinde yararlı oluyor.

Mikroskobun kullanımı ne zaman yaygınlaştı?

Mikroskop, keşfedilmesinden bu yana hep yararlı olmuştur. Ancak, son yirmi yıldırı gerçekleştirilen teknolojik fazla oranda yararlanılabilmesini sağladı.

Hastanelerde, hastalıkların tanınması ve tedavisinde kullanılan mikroskop, ayrıca operatörlere, bedenin kulak, göz gibi en duyarlı organlarına yaptıkları operasyonlarda da yardımcı olur.

Elektronik endüstrisinde titizlik gerektiren işlerde yarar sağlayan bu araç, en çok laboratuarlarda işe yaramaktadır. Bitki ve hayvan hücrelerinin incelenmesi ile petroloji ve metalurji dallarında, kayalar ve metallerle ilgili bilgi edinmek amacı ile kullanılır.

Sonuçta, tüm ayrıntılı araştırmaların vazgeçilmez aracı olan mikroskop, uygarlığın gelişmesinde temel rol oynar.

Elektrdon mikroskobu ne zaman bulundu?

mikroskop2İlk elektron mikroskobun 1932 yılında Berlin’de M.Knoli ve E.Ruska tarafından yapılmasından sonra, hızlı bir gelişme kaydedildi ve büyütme oranı 17 kez den 700 e çıkarıldı.

Bu aracın işleyebilmesi ve optik sütunda, elektronların çabucak bölünerek görüntü verebilmeleri için, bir emme olayının gerçekleşebilmesi gerekiyor. İşte bu emmenin elde edilmesinde karşılaşılan zorluklar, bilginlerin zihnini zorluyordu.

Sonunda, 1936 yılında pratik olarak kullanıma sokulan elektron mikroskobu, günümüzde o denli geliştirildi ki, maddelerin yüz binlerce kez büyütülebilmesi mümkün oldu.

Fransız fizikçi Louis de broglie, bu tür mikroskobun gerçek babası sayılıyor. Çünkü broglie, elektronların, tıpkı ses ve ışık gibi havada dalgalar halinde yayılma özelliklerini fark ederek, yıllar sonra yapılacak olan elektron mikroskobunun kuramını buldu.

Başka bir konuda buluşmak üzere herkese selamlar

sabunKirler genellikle yağ ve benzeri apolar organik maddeleri içerirler. Su ise polar moleküldür. Bir maddenin diğeri içinde çözünebilmesi için bu maddelerin yapı olarak birbirlerine benzemeleri gerekir. Yani polar maddeler polar çözücülerde, apolar maddeler apolar çözücülerde çözünürler. Kir molekülleri ile Su molekülleri yapı olarak birbirlerini benzemedikleri için birbirine karışmazlar. Bu nedenle kiri temizlemek için sadece su yeterli değildir. Sabun ve Detarjan gibi yapısında hem polar hem de apolar kısımlar bulunduran organik maddelerin kullanılması gerekir.

Kirli bir çamaşırın bulunduğu suya sabun eklendiğinde hidrofobi kısmı yağ ile etkileşir ve onları sarar. Diğer taraftan moleküllerin hidrofilik kısımları su molekülleri ile kuvvetli şekilde etkileşip kirlerle etkileşmez. Su karıştırıldığında yağ tanecikleri birbirinden ayrılır. Tamamı sabun molekülleriyle sarılır. Kiri bulunduğu ortamdan çekerek suya geçmesini ve çözünmesini sağlar. Böylelikle kir çamaşırdan ayrılmış olur.

su_sabun_el_yikamaEllerimizi sabunla yıkadığımızda kir, sabun moleküllerinin etkisiyle çözünerek su içinde yüzmeye başlar. Akan su ile birlikte çözünen kirler elden uzaklaşır. Magnezyum ve Kalsiyum tuzları yönünden zengin olan sert sularla yapılan yıkamalarda sabun anyonu bu iyonlarla çözünmeyen tuzlar meydana getirerek çöker. Sudaki sertliğe sebep olan bu iyonların hepsinin çökmesinden sonra köpük oluşarak temizleme işlemi başlamış olur.

Kimyasal enerjisine çeviren ve elektrik enerjisine çeviren ve elektrik enerjisini kimyasal enerjiye çevirecek depo eden araçlara akümülatör denir.

Bir akümülatörden elektrik enerjisi alındığında, elektrolit ve elektrotlarda bazı kimyasal değişiklikler olur, ve bir müddet sonra Emk’i düşer.Bu akümülatörden ters yönde bir akım geçirildiğinde elektrolit ve elektrotlarda kimyasal değişiklikler olur ve akünün Emk’i yükselir.

Kurşunlu Akümülatörler:

(1) Yapılışları:

kesitturkceyDolu bir akünün negatif plağının aktif maddesi süngerimsi (gözenekli) kurşun (Pb), pozitif plağın koyu kahve rengi kurşun (Pb O2), elektroliti de yoğunluğu 1,27 olan sulu sülfürik asittir.
Bir akümülatörden çekilen elektrik enerjisinin miktarı kimyasal değişmeye giren maddenin miktarına bağlıdır. Elektrolit ile temas halinde olan plaklardaki aktif madde miktarının mümkün olduğu nispette fazla olması arzu edilir. Bunun için bir aküde bir çok pozitif ve negatif plaklar bulunur. Pozitif plaklar bir köprü ile birbirine bağlanarak iki uç çıkarılmıştır. Pozitif uca akünün pozitif kutbu, negatif uca da akünün negatif kutbu denir.

Bir akünün negatif yapısı ve plakların yerleştirilişi akü kesitinde görülmektedir. Bir akümülatördeki negatif yapısı ve plakların yerleştirilişi akü kesitinde görülmektedir. Bir akümülatördeki negatif plakların sayısı pozitif plakların sayısından bir fazladır. Plakların yerleştirilişi seperatörleri ile birlikte gösterilmiştir. Plaklardaki aktif madde kurşun-antimon alaşımından yapılan ızgara şeklindeki kafeslere doldurulur.

(2) Bir Kurşunlu Akünün Deşarjındaki Kimyasal Olaylar:

Dolu aküyü anahtarlarını kapayarak deşarj etmeye başlayalım. Sulu sülfürik asit pozitif yüklü hidrojen (H2+) ve negatif yüklü sülfat (So4-) iyonlarından meydana gelir. Sülfat iyonu negatif yükünü kurşun levhaya vererek kurşunla birleşir ve kurşun sülfat (PbSo4) meydana gelir. Sülfat iyonu negatif yükünü kurşun levhaya vererek kurşunla birleşir ve kurşun sülfat levhasına gider, yükünü bu levhaya verdikten sonra kurşun peroksit levhanın oksijeni ile birleşerek su (H2O) meydana getirir. Kurşun peroksit levhası ile temasta bulunan sülfürik asidin hidrojen iyonu kurşun peroksidin oksijeni ile birleşerek kurşun sülfat (PbSo4) meydana getirir. Böylece her iki plakada kurşun sülfata dönüşür. Akü dış devreye akım vermeye her iki levha kurşun sülfata dönüşünceye kadar devam eder. Çünkü elektronik içindeki iki levha aynı cinsten olunca, levhalar arası potansiyel farkı sıfır olur.

Akünün deşarjı anında üç değişiklik olur:

1. Elektrolitteki asit yoğunluğu zayıflar. Bu Emk’i düşürür.
2. Plakların aktif maddeleri, kurşun peroksit ve kurşun, kurşun sülfata dönüşürler.
3. Akünün iç direnci büyür, Emk’i düşer.

ferrari_tork

Tork(torque) deyince muhtemelen birçok kişinin aklına otomobillerle alakalı birşey gelir. Fakat bunun ne olduğunu tanımlamaya gelince birçoğumuz zorlanırız. Ne olduğunu çok iyi bilmeme rağmen tarif ederken nasıl anlatacağımı şaşırıyorum. Tork ve beygir gücü birbirine yakın iki terimdir ve torkun ne olduğunu anlayabilmek için öncelikle beygir gücünün ne olduğunu bilmek gerekir.

Beygir Gücü Nedir?
Bir otomobilin teknik özelliklerinde motoruna ait güç ve tork değerlerini görürüz. Buradaki güç, motorun beygir gücüdür ve Türkçesi BG olan HP(horsepower) birimiyle ifade edilir. 1 beygir: 75 kg’lık ağırlığı 1 sn’de 1 metre yukarı kaldırabilecek güç miktarı olarak tanımlanır. Bunun da yaklaşık 1 atın gücüne denk geldiği düşünülerek “beygir gücü” denilmiştir. Beygir gücü motora has değiştirilemez bir değerdir. Ama tork aktarma organları, dişliler, vites kutusu, tekerlek çapı vs. gibi etkenlerle değiştirilebilir. Beygir gücü ise bunların tamamından bağımsız motorun karakteristik bir özelliğidir. Aslında tork da çıplak bir motorda belli bir değerle ifade edilebilir fakat bu güç yere iletilen itme kuvveti olarak tanımlandığından tek başına motora ait karakteristik bir veri olarak düşünülemez.

Tork Nedir?
Tork, motordan tekerleğe iletilen itme(dönme momenti) kuvvetidir. Birimi Nm (Newtonmetre)’dir. Bu kuvvet motorun gücü ile doğrudan alakalı değildir. Yani iki araçtan beygiri az olan bir otomobilin torku ise diğerine göre fazla olabilir. Bu da tekerlek çapı, vites kutusu ve motor tipi gibi etmenlere bağlı olarak değişir. Yazının Devamı »

Jacket Cooling Water Sistemi:

Silindir soğutma sistemi kapalı bir devredir. Makine çıkışındaki soğutma suyunun sıcaklığının değişmemesi  otomatik sıcaklık kontrol valfi yardımıyla sağlanır.
Expansion tank silindir soğutma suyu sistemindeki statik basıncı korur ve kaybolan suyu yerine koyar. Termal expansion sisteminin suyunu telafi eder.
Hiter ana makine çalışmadan önce ön ısıtmayı sağlar ve ideal sıcaklığı geçici olarak kapatıldığı zamana kadar sağlar. Fresh Water Generator (Evaporeytır) makine silindir soğutma suyu kuleri giriş ve çıkışına yerleştirilir.
Silindir soğutma suyu sistemi kulerinde deniz suyu ve tatlı su kullanılır. Soğutmada merkezi soğutma sistemine başvurulduğunda; Yağlama yağı ile soğutulan pistonlu tip makinelerde (RTA-SULZER) deniz suyu, lubricating oil cooler ve paralel olarak dizayn edilen jacket water cooler ile charge air cooler (şarj havası kuleri) soğutma devreleri için kullanılmaktadır. Su ile soğutulan piston tipli  ana ve yardımcı makinelerde ise deniz suyu birbirine seri olan oil cooler, charge air cooler ile birlikte paralel olan jacket water cooler ve piston water cooler  soğutma devreleri için kullanılır.

Makine Silindir Soğutma Suyu  ile ilgili gerekler:

*F/W Akişkanlığı
Ana silindir soğutma pompası %90-%120 arası servis verimi, kondisyonu ve hizmet yeteneğine sahip olmalıdır.
*JCW Basıncı
Makine soğutma giriş manifoldu basıncı şu basınç  ve servis kondisyonu değerlerinde olmalıdır.
Maximum 3.0 bar(Geyç  basıncı)
Maximum  4.3 bar(Geyç basıncı)
*JCW Sıcaklığı
Makine çıkış sıcaklığı sürekli olarak değişmemeli  sıcaklık değişmeleri değiştiği taktirde şu değerleri aşmamalıdır.
+2 ile –2  derece  düzenli çalışmada
+4 ile –4 derece geçici olan kondisyonlarda (örneğin manevrada)
*Makine ön ısıtması
Makine çalışmadan önce, makine soğutma suyu çıkış sıcaklığı 60 derecede ön ısıtılmış olmalıdır. (örnek 60derece)

*F/W  kalitesi
İdeal soğutma suyu doğru olması makinenin emniyetli çalışması için önemlidir. JCW korozyonu, sludge oluşumu ile tortulaşma önlenmelidir. Galvenize olmuş çelik borular fresh water  soğutma devrelerine bağlanacak özellikleri taşır nitelikte olmalıdır. Nitritler galvanize edilmiş çinko astarlı borularda sludge yol açmamalıdır.
silindir
JCW Sistemi Dizaynı İçin Genel Oneriler:

Uygun olarak JCW sistemin çalışması için aşağıdaki öneriler uygulanmalıdır:

  • Sistemdeki valfler sistemi korumalı ve riskleri en aza indirmelidir.
  • Silindir soğutma sisteminde mümkün olduğunca işlem yapılmaktan kaçınılmalıdır. Suyun akışı sistemde farklı kollar içinde kısma diskinin ortası yardımı ile JCW sisteminde hazır olmalıdır (valfleri ayarlayarak).
  • Silindir soğutma sistemi steam sisteminden ayrı tutulmalıdır.Bazı koşullarda steamin devreye girişi mümkündür. örneğin: f/w jeneratörde kullanılan buharın devreye zarar vermemesi gibi.)
  • Silindir soğutma sisteminde teçhizatlar yerleştirilmeden önce dışarıdan gelen etkenlerden dolayı silindir soğutma suyu sıcaklığı artabilir veya azalabilir. Bu yüzden teçhizat dikkatli olarak sınanıp sisteme dahil edilmelidir. Normal sıcaklıktan fazla yada az olan sıcaklıklardaki soğutma suyu devresinde su dağıtıldığında, sistemin arızalarından birincisi ısıl gerilmeler yani kavitasyondur. Bu yüzden çalışan pistonda aşınmalar meydana gelir. kavitasyondan kaçınmak için; Eklenen elemanın devreye girişinden kapatılmasına kadar soğutma suyu giriş sıcaklığı dakikada 2 dereceyi aşmamalıdır. Yazının Devamı »
Sayfa 5 (33)12345678910...Son »