microsoftsurfacemain

Teknoloji çılgınlığı tüm hızıyla devam ediyor. Teknoloji firmaları bilgisayarı farklı formlarda üretmeye başladılar. Farklı bir dizayn’da Microsoft’tan …

Teknoloji devi Microsoft, 5 yıldır sır gibi sakladığı ve üzerinde hararet ile çalıştığı projeyi açıkladı. Dünyanın en zengin adamı olarak bilinen Microsoft firmasının sahibi BİLL GATES ‘’Milan’’ adını verdiği bu projeyi firmasının düzenlediği konferans ile tanıttı.

Uzun zamandır üzerinde çalıştıkları yeni nesil bilgisayar modeli olan ve SURFACE adı verilen bilgisayarın ekranı tamamen dokunmatik, sehpa şeklindeki bu bilgisayarda fare ve klavye kullanılmıyor. Bütün işlemi parmaklarımızla yapmamız mümkün, hatta birkaç parmağımızı kullanarak birden çok işlem yapabileceğiz.

Surface normal bilgisayarlarda olduğu gibi Microsoft işletim sistemini kullanıyor, bilgisayarın ekranında bir resmi büyütmek isterseniz parmaklarınızın arasını açmanız yeterli, surface’in özellikleri bununla sınırlı değil. Kablosuz ağ bağlantısı olan fotoğraf makinenizi yahut cep telefonunuzu ekranın üzerine koyun ve anında adres defterinizi, resimlerinizi görün. Beklemek yok, kablo bağlamak yok ve ayar yapmak yok.

Surface 30 inç’lik bir yatay monitör ile çalışıyor, bu özelliği ile en çok kullanım alanı sanırım ev ve ofislerdeki masalar olacak.

Herşey elmanın düşmesi ile başladı!.. Acaba öyle mi?

Hayır. İlk ve ikinci hidrojen atomunun yaratılması anından itibaren “madde itimi” ortaya çıktı. Bu iki hidrojen atomu sadece yanyana olduğunda değil, kainatın iki ayrı ucunda bile olsa hem“yaratma sonsuz enerjisi” ile onların aralarında birer ilişki var; hem de birbirleri ile aralarında doğrusal bir ilişkileri vardır: Sanki aralarında bir “sicim demeti” bağı vardır. Bir anlamda her hidrojen atomu, -ve onların tüm alt parçacıkları dahil- bu “yaratma sonsuz enerjisine” her yönden ve her an muhataptırlar. Her biri her an sonsuz enerjinin etkisi altındadırlar.

Bunu şuna benzetelim: Maddesel sonsuz küçük boyutta olan -minyatür- bir iğne yastığına sonsuz olarak her yönden gelen lazer ışınlarının bu küçücük noktaya yöneldiğini düşünelim: 360 derece x 360 derece x 360 derece x vb…sonsuz yön.. (Tıpkı bir ampulden çıkan ışınların sonsuz yönlere dağılmasının tam tersi gibi, sonsuz yönlerden gelen sonsuz güçte sonsuz yaratma enerji..)

Ancak bu hidrojen atomlarının her birinin tüm alt parçacıkları ile diğerlerinin tüm alt parçacıkları aralarında ise bir tünel demeti-sicim demeti- ilişkisi var. Sanki tek bir uzun tesbih ipine sadece bu ikisi dizilmiş ve birbirinden uzakta duran iki tesbih boncukları gibi.. Bu taneler, her ikisine de ayrı ayrı etki eden, “yaratıcı sonsuz enerji” tarafından bu “sicim” ya da “tünel boyunca birbirlerine doğru itiliyorlar. Yaratma sonsuz enerjisi ile tam dolu olan mana evreni, bu maddeleri her yönden iterken, bunları birbirine bağlayan sanal sicim tüneli boyunca bu maddeleri giderek birbirlerine doğru yaklaştıracaktır. Madde sayısı üçe çıktığında ise bu küçük kütlelere yönelen sonsuz güçte itme karşısında üçgen görünümlü bu “sanal sicimler üçgeni” giderek küçülecek, maddeler birbirlerine giderek yaklaşacak; sonunda ise bir araya gelecek..

Elma başına düşen Newton birden “Yer Çekimi” Yasasını buldu!.

Yerçekimi yasası, o günden itibaren 1950 lere kadar hiçbir karşı görüş ortaya çıkmadan sorunsuz bir şekilde bu “yasal görevini!” gerçekleştirdi.

1950 lerde İngiltere’de John R. R. Searl adlı çocuğun bir seri gerçek rüyalar görmesi ve rüyalarında kendisine gösterilen ve yapımı öğretilen cihazı, çocuk yaşında bir kaç yıl içinde gerçekleştirmesi ile bu durum değişti.1

Searl, 15 yaşına varmadan aynen rüyasında gördüğü küçük mıknatıslar ile bazı metal halkalar ve yalıtkanlardan oluşan cihazını bitirdi ve çalıştırdı.

Cihaz dıştan içe üç metal halka ve bunların etraflarında yer alan silindirik küçük manyetik parçalardan oluşuyordu. Metal halkalar sabitti; ancak mıknatıs parçaları onların etrafında dönüyordu. Aynen rüyasında gösterildiği gibi yapmıştı ve cihaz gösterildiği gibi şaşkınlık verecek şekilde birden kendiliğinden çalışmaya başladı.

Manyetik halkacıklar en küçük bir ittirme ile, geniş sabit halkalar etrafında fakat onlara değmeden halkaya çok yakın bir uzaklıkta ve hızla dönüyordu. Dönmeye başladıklarında ise asla durmuyorlardı. Birinci halkadaki silindirler gözle zor seçilebilir bir hızla dönerken, ikinci ve üçüncü halkalar etrafında yer alan manyetik silindirler de adeta görülemeyecek hızlarla kendiliğinden dönmeye başlıyorlardı.

Olay bu kadarla da kalmadı. Dönen cihazın üstünden ve altından pembe ve mor ışınlar bir pompa gibi adeta akarak geliyorlardı. Ayrıca dönen cihazların yanında bulunan insanın vücudunda bir yara varsa bu yaralar son derece hızla iyileşiyordu.

Daha da şaşırtıcısı cihaz bu esnada ağırlığından büyük oranda kaybediyordu. Dikkatlice ağırlığı hesaplanarak yapılmış olanları tavana kadar yükselip, tavana takılıp kalıyor belki orada dönmeye devam ediyordu. Açık havada yapılan deneylerde birçok cihaz son mıknatıs parçası da yerine oturtulduğunda dönmeye başlamakta, yerden hızla yükselerek uçmakta ve bir daha dönmemek üzere dosdoğru havaya yükselerek gitmekteydi. Searl, onları kontrol edemiyordu.

İngiliz Hava Kuvvetlerinde çalışan John Searl’ün yaşı ilerledikçe yaptığı deneylerin yoğunluğu da arttı. Artık evinin elektriğini de, bu kendiliğinden dönen cihazdan elde ediyordu. Ancak elektrik idaresi ile başı bu yüzden derde girdi; elektrik hırsızlığından hapsedildi. Karısı tüm eşyalarını kitap ve notları ile cihazlarını ve parçalarını sokağa attı.

BBC ile yapılan röportajlarında, helikopterler uçarak giden cihazlarına yetişemediler, bunlardan

birinde çekim işlemi sırasında o zamanın kameraları cihazın çalışmasını kaydetmek üzere cihaza yaklaştırıldığında, SEARL cihazı -belki ilk defa- durdu:

Kameranın çalışma frekansı cihazın kendi oluşturduğu frekans ile girişim yapmış, cihaz durmuştu. Searl, ilk defa cihazına bir uzaktan kumanda olanağı bulmuştu.

Artık yükselen cihazlarına yön tayini de yaptırabiliyordu.

Yazının Devamı »

honda_robot

Asimo’nun tasarımcısı ve üreticisi Honda, yaptığı bu robotun insan beyniyle hareket ettirilebilmesini mümkün kılıyor. Dışarıdan başka hiçbir etki ve kontrol mekanizması olmadan sadece beyin aktiviteleri ile istenilen komutlar robota iletilebiliyor.

Shimadzu isimli Japon teknoloji şirketinin Tokyo menşeili ATR araştırma enstitüsünde geliştirilen sistem electroencephalography(EEG) ve near-infrared spectroscopy(NIRS) adı verilen iki sensör ile insan beyni bir kontrol arabirimi şeklinde vazife görüyor. Bu sensörler beyindeki kan akışının ilgili bölgelerdeki hızını ölçerek yorumlamakta.

Sistemin çalışma şekli oldukça basit; kullanıcı kişi sadece başına bir kasket giyerek dğşğnce gücüyle robotun daha önceden belirlenmiş olan dört uzvu kontrol edilebiliyor. Bunlar sol el, sağ el, ayaklar ve dil.

honda_robot2
Örneğin kişi yürümeyi düşündüğünde robot ayağını ileri hareket ettirerek yürümeye başlıyor. Benzer şekilde sağ ve sol el hareketleri ayrı ayrı yorumlanıp işlenebilmekte. Bunun yanında düşünülen bir kelime sesli olarak yani konuşma şeklinde de dışarı verilebiliyor. Henüz sadece programa girilen belli başlı hareket ve kelimeler ile işlem yapılabilse de ileride çok daha geniş bir tanıma sisteminin geliştirileceği açık.

ATR araştırma enstitüsünde yapılan çalışmalar 4 senedir devam etmekte ve yapılan basın açıklamasıyla ilk başarılı örnek çalışmalar tanıtıldı. Şirket yetkilileri ileride bunun çok daha esnek ve fazla imkan sunan gelişmiş kontrol sistemi haline getirileceğini vurguluyorlar.

Kaynak: http://www.crunchgear.com/2009/03/31/humans-can-now-control-robots-by-thoughts-alone-video/

27

Texas Üniversitesi laboratuvarlarında geliştirilen “electroactive polymers” yapılar sayesinde tıpta kullanılmakta olan robot kas’ların sayısız avantajlarına yenilerini ekliyor. Yeni robot kaslar çapının %220 oranında esneyip tekrar ilk haline gelebiliyor. Yani tamamen esnek aralığı içerisinde bu denli geniş bir spektrumda hareket kabiliyeti sağlıyor. Bunu yapmak içinse sadece ufak bir elektrik gerilimine ihtiyaç duyuyor. Voltaj verildiğinde %220 oranında genişleyen robot kas, üzerinden gerilim kaldırıldığında birkaç milisaniye içerisinde ilk haline geri dönüyor. Canlıların yapısındaki kaslarla aynı mantıkla çalışan bu robot kaslar sadece tıp alanında değil, terminatör filmlerinden aşina olduğumuz robotun üzerine kaplanabilecek kaslı doku sayesinde harekete destek olabilecek özellikleri de bünyesinde barındırıyor. Bu kasların doku halinde yerleştirilmesiyle, gerçek insanlara benzeyen ve onlar gibi doğal hareketler yapabilen robotlar üretmek mümkün olabilecek.

Bu kası tarif ederken “çelikten daha güçlü ve elmastan daha sert” ifadeleri bile yetersiz kalıyor, şayet inanılmaz bir başarıma sahip kaslar -196 °C ile 1538 °C sıcaklıklar arasında da çalışabiliyor. Bu da ileride kullanılması planlanan robotların iç yapılarından kaynaklanan zorluklardan doğan çalışma koşulları düşünüldüğünde onu çok avantajlı bir konuma çıkartıyor. İlaveten bunun insanların içerisinde bulunduğu zor çalışma şartları için de yararlı olması muhtemel.  Buna bir örnek vermek gerekirse; bir motor bloğu için yapılan alüminyum-çelik alaşımı yaklaşık 1400 °C ‘de tamamen sıvı hale gelecek kadar karıştırıldıktan sonra kalıba dökülür. Döküm tesislerinde kullanılabilecek bu robotlar sayesinde insanların her an ölümle burun buruna yaşaması engellenebilir. Buna benzer olarak nükleer santraller, madencilik, demir-çelik sanayisi ve cam fabrikalarındaki gibi birçok zorlu etmen altında çalışması gereken insanların hayat riski, aynı kendileri gibi hareket edebilen robotlar kullanılarak sıfıra indirilebilir.

Burada benim aklıma gelen birkaç soru var, canlıların kasları belli bir uyarıya sürekli aynı gerilimde maruz kalırlarsa “kramp” dediğimiz olay gerçekleşir. Acaba bu kaslarda kramp olayı var mı? Bir diğeri ise, canlılarda bulunan inanılmaz kas kuvveti bu yapay kaslarla da üretilebilecek mi? Yazının Devamı »

17Philips araştırmacıları film izlerken ve first person shooter(FPS) tarzı oyunlar oynarken insanın duygusal ve hissel olarak da sahnenin içinde olmasını sağlayacak bir titreşimli ceket üzerinde çalışıyorlar. Yapılan ilk çalışmanın ürünü olarak ortaya beklenilenden çok daha performanslı bir ürün çıkarıldığını söylüyorlar. Ceket, sahip olduğu 20 mini elektrik motorunu çalıştırarak giysinin tam 64 noktasına diğerlerinden bağımsız olarak uyarı verdirebiliyor. 2 tane AA kalem pil ile çalışan giysi, üzerinde bir de ana kontrolcü çip barındırıyor.

Bu çip oyun oynarken veya film izlerken ekranda yaşananlara göre insanın hangi bölgesine uyarı verilmesi gerekiyorsa onu hesaplayıp işleme koyuyor. FPS tarzı bir oyunda örneğin Call Of Duty oynarken vurulduğunuz noktalarda, merminin şiddetine göre darbew alıyorsunuz ve bizzat üzerinizde hissediyorsunuz. Bu sayede size ne yönden ateş edildiğini yani düşmanın tam yerini anında hissederek öğrenebiliyorsunuz. Bu hem oyun deneyimi açısından büyük bir keyif unsuru olacak hem de oyundaki başarımınızı büyük ölçüde ve pozitif yönde etkileyecektir.

Buna benzer şekilde sinema filmi izlerken kendinizi karakterin gözüyle gördüğünüz veya kendinizi onun yerine koyduğunuz sahnelerde oyuncuya etkiyen faktörleri birebir üzerinizde hissediyorsunuz. Örneğin filmin baş rol oyuncusu bıçak darbesi aldığında o bölgenizde bir darbe hissediyor veya kolunuzdan vurulduğunuzda kolunuza şiddetli bir darbe geldiğini hissediyorsunuz.

Filmlerdeki uygulama alanı ve gerçekçilik duygusu şimdilik sınırlı gibi gözükse de, özellikle oyunlar söz konusu olduğunda harika bir ürün ve geliştirilmeye çok açık olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sayfa 7 (53)« İlk...3456789101112...Son »