Herşey elmanın düşmesi ile başladı!.. Acaba öyle mi?
Hayır. İlk ve ikinci hidrojen atomunun yaratılması anından itibaren “madde itimi” ortaya çıktı. Bu iki hidrojen atomu sadece yanyana olduğunda değil, kainatın iki ayrı ucunda bile olsa hem“yaratma sonsuz enerjisi” ile onların aralarında birer ilişki var; hem de birbirleri ile aralarında doğrusal bir ilişkileri vardır: Sanki aralarında bir “sicim demeti” bağı vardır. Bir anlamda her hidrojen atomu, -ve onların tüm alt parçacıkları dahil- bu “yaratma sonsuz enerjisine” her yönden ve her an muhataptırlar. Her biri her an sonsuz enerjinin etkisi altındadırlar.
Bunu şuna benzetelim: Maddesel sonsuz küçük boyutta olan -minyatür- bir iğne yastığına sonsuz olarak her yönden gelen lazer ışınlarının bu küçücük noktaya yöneldiğini düşünelim: 360 derece x 360 derece x 360 derece x vb…sonsuz yön.. (Tıpkı bir ampulden çıkan ışınların sonsuz yönlere dağılmasının tam tersi gibi, sonsuz yönlerden gelen sonsuz güçte sonsuz yaratma enerji..)
Ancak bu hidrojen atomlarının her birinin tüm alt parçacıkları ile diğerlerinin tüm alt parçacıkları aralarında ise bir tünel demeti-sicim demeti- ilişkisi var. Sanki tek bir uzun tesbih ipine sadece bu ikisi dizilmiş ve birbirinden uzakta duran iki tesbih boncukları gibi.. Bu taneler, her ikisine de ayrı ayrı etki eden, “yaratıcı sonsuz enerji” tarafından bu “sicim” ya da “tünel boyunca birbirlerine doğru itiliyorlar. Yaratma sonsuz enerjisi ile tam dolu olan mana evreni, bu maddeleri her yönden iterken, bunları birbirine bağlayan sanal sicim tüneli boyunca bu maddeleri giderek birbirlerine doğru yaklaştıracaktır. Madde sayısı üçe çıktığında ise bu küçük kütlelere yönelen sonsuz güçte itme karşısında üçgen görünümlü bu “sanal sicimler üçgeni” giderek küçülecek, maddeler birbirlerine giderek yaklaşacak; sonunda ise bir araya gelecek..
Elma başına düşen Newton birden “Yer Çekimi” Yasasını buldu!.
Yerçekimi yasası, o günden itibaren 1950 lere kadar hiçbir karşı görüş ortaya çıkmadan sorunsuz bir şekilde bu “yasal görevini!” gerçekleştirdi.
1950 lerde İngiltere’de John R. R. Searl adlı çocuğun bir seri gerçek rüyalar görmesi ve rüyalarında kendisine gösterilen ve yapımı öğretilen cihazı, çocuk yaşında bir kaç yıl içinde gerçekleştirmesi ile bu durum değişti.1
Searl, 15 yaşına varmadan aynen rüyasında gördüğü küçük mıknatıslar ile bazı metal halkalar ve yalıtkanlardan oluşan cihazını bitirdi ve çalıştırdı.
Cihaz dıştan içe üç metal halka ve bunların etraflarında yer alan silindirik küçük manyetik parçalardan oluşuyordu. Metal halkalar sabitti; ancak mıknatıs parçaları onların etrafında dönüyordu. Aynen rüyasında gösterildiği gibi yapmıştı ve cihaz gösterildiği gibi şaşkınlık verecek şekilde birden kendiliğinden çalışmaya başladı.
Manyetik halkacıklar en küçük bir ittirme ile, geniş sabit halkalar etrafında fakat onlara değmeden halkaya çok yakın bir uzaklıkta ve hızla dönüyordu. Dönmeye başladıklarında ise asla durmuyorlardı. Birinci halkadaki silindirler gözle zor seçilebilir bir hızla dönerken, ikinci ve üçüncü halkalar etrafında yer alan manyetik silindirler de adeta görülemeyecek hızlarla kendiliğinden dönmeye başlıyorlardı.
Olay bu kadarla da kalmadı. Dönen cihazın üstünden ve altından pembe ve mor ışınlar bir pompa gibi adeta akarak geliyorlardı. Ayrıca dönen cihazların yanında bulunan insanın vücudunda bir yara varsa bu yaralar son derece hızla iyileşiyordu.
Daha da şaşırtıcısı cihaz bu esnada ağırlığından büyük oranda kaybediyordu. Dikkatlice ağırlığı hesaplanarak yapılmış olanları tavana kadar yükselip, tavana takılıp kalıyor belki orada dönmeye devam ediyordu. Açık havada yapılan deneylerde birçok cihaz son mıknatıs parçası da yerine oturtulduğunda dönmeye başlamakta, yerden hızla yükselerek uçmakta ve bir daha dönmemek üzere dosdoğru havaya yükselerek gitmekteydi. Searl, onları kontrol edemiyordu.
İngiliz Hava Kuvvetlerinde çalışan John Searl’ün yaşı ilerledikçe yaptığı deneylerin yoğunluğu da arttı. Artık evinin elektriğini de, bu kendiliğinden dönen cihazdan elde ediyordu. Ancak elektrik idaresi ile başı bu yüzden derde girdi; elektrik hırsızlığından hapsedildi. Karısı tüm eşyalarını kitap ve notları ile cihazlarını ve parçalarını sokağa attı.
BBC ile yapılan röportajlarında, helikopterler uçarak giden cihazlarına yetişemediler, bunlardan
birinde çekim işlemi sırasında o zamanın kameraları cihazın çalışmasını kaydetmek üzere cihaza yaklaştırıldığında, SEARL cihazı -belki ilk defa- durdu:
Kameranın çalışma frekansı cihazın kendi oluşturduğu frekans ile girişim yapmış, cihaz durmuştu. Searl, ilk defa cihazına bir uzaktan kumanda olanağı bulmuştu.
Artık yükselen cihazlarına yön tayini de yaptırabiliyordu.
Yazının Devamı »