Caydırıcılık-Suç-Hüküm İlişkisi

suç2Caydırıcılık, suçun işlenip işlenmemesi bakımından büyük öneme sahiptir. Bunun nedeni, ister yasal olsun ister olmasın, yaptırımların insanların suç kabul edilen davranışları sergilemesine engel olabilme ihtimalinin olmasıdır.

Suçu işlemeyi planlayan kişi büyük ölçüde yakalanma ve cezalandırılma ihtimalinin bilinci içindedir. Bu bilinç kişiyi bir an olsun “ya yakalanırsam” psikolojisi içine sokar ve kişi kafasında bir denge kurar. Kurduğu bu dengeyi oluştururken birçok parametreyi hesaba katar. Kendi bilgisi ve beceresi bunların başında gelir ve yakalanma ihtimalini yetenekleri sayesinde bertaraf edebileceğini düşünür. Bazı durumlarda ise, suçu işlemeye yeltenen kişi ne pahasına olursa olsun, o davranışı sergilemeyi kafasına koymuştur yani başka bir ifadeyle davranışın neticesinde başarılı olup olmamak aslında önemli değildir burada önemli olan davranışı sergilemektir. Bu yüzden yasalar çerçevesinde öngörülen yaptırımların caydırıcılık ihtimali ne kadar yüksek olursa olsun birçok toplulukta kanunları hiçe sayan ve bunun neticesinde çok ağır cezalarla karşı karşıya kalan kişiler vardır.

Batılı toplumlarda özellikle Amerika ve Kıta Avrupası’nda suçlar arasında bir ayrım sözkonusudur. Bu ayrım mağdurun kim olduğuyla alakalıdır. Mağdur devlet ise farklı kişi ise farklı yaptırımlar sözkonusu olur. Oysa devlet anlayışını henüz benimsememiş toplumlarda bir suç işlenmiş ise bu suç sanki doğrudan akrabaya ya da kişiye karşı işlenmiş olarak kabul edilir. Mesela İnuitler’de, ailenin bir ferdine karşı işlenen suç tüm aileye karşı işlenmiş kabul edilir ve ceza tüm aile tarafından verilir burada ailenin dirliği düzeni bir devlet düzeni başka bir ifadeyle nizamı niteliğindedir, aile üyeleri kendi mahkemelerini kurar ve ortak bir kararla ceza infaz edilir.

suçAmerika Birleşik Devletleri’nde kanunlar çok açık bir şekilde düzenlenmiştir; ancak kanunların uygulaması kamusal nitelikli suçlarda farklıdır. Kanun son sözü jüriye bırakmıştır yani dava süresince asıl olan jürinin ikna edilmesidir davada taraflar savunmalarını yapar uzun uzadıya sorgular yapılır deliller toplanır dava konusunu teşkil eden suç akademik olarak ele alınır hukuka uygunluk sebepleri, suçun unsurları tartışılır. Bu unsurların ışığında anlaşmazlık bir hüküm tesisi ile sonlandırılır yada hüküm tesisi yerine anlaşmazlıkların müzakere yada arabulucuk yoluyla sonuçlandırılması yoluna gidilir. Müzakerede taraflar arasında tatminkar bir anlaşma sözkonusudur. Arabuluculukta ise bir üçüncü kişi tarafları anlaşmaya inka eder. Uyuşmazlık ne şekilde sonuca kavuşturulursa kavuşturulsun Yargıcın işinin hiç kolay olmadığı açıktır işi oldukça zor ve çetrefillidir. Anlaşmazlığın taraflarının vicdanının tatminini sağlayabilmek ve ayrıca kamu ve diğer yargı mensupları tarafından hakkaniyetli kabul edilen bir sonuca varmak için sadece sunulan kanıtların incelenmesi yeterli olmaz bununla beraber çeşitli değerler ve önceden alınmış kararlar da nazara alınır. Amerika Birleşik Devletleri’nde hapis cezası en caydırıcı cezaların başında gelir ancak bunun suçluluk oranlarına etkisinin beklenildiği ölçüde olmadığı tespit edilmiştir.

Afrika’daki uygulamar ise çok daha farklıdır. Cezalar çok daha ağır ve masumiyet karinesi neredeyse yok gibidir. Kişinin şüpheli durumda olması neredeyse suçlu olmasıyla aynı anlamı taşır. Şüpheli kişileri öyle ağır uygulamalarla karşı karşıya bırakırlarki kişi suçlu olmasa bile, o uygulamadan kurtulmak için suçu işlediğini söyler. Mesela, Afrika’da kızgın bıcakla ifade alan bazı kabileler vardır sorular sorulur ve istenilen cevaplar alınmaz ise sorular kişinin etine kızgın biçak değdirilerek tekrar sorulur. Bu doğrultuda kişiden istenilen beyanlar bir şekilde alınmış olunur. Anglo Amerikan ve Sakson hukuklarında bu ifade alma şekli hukuken geçersiz iken Afrika’daki bazı kabilelerde teamül olarak kabul edilir.

Yazar: Rahman Karasu