Davranış Değişikliğinin Paradoksu

Okuma Süresi: 4 Dakika  | Yazdır

Yaşamın doğal eğilimi istikrar bulmaktır.Biyolojide bu sürece denge veya homeostaz denir.Örneğin, tansiyonunuzu düşünün; çok düştüğünde kalp atış hızı hızlanır ve kan basıncınızı sağlıklı bir aralık içine geri döndürür.Çok yükseldiğinde, böbrekler idrarınızı atarak vücuttaki sıvı miktarını azaltır.Bu arada kan, damarınızı gerektiği gibi daraltarak veya genişleterek denge sağlamaya yardımcı olur.

İnsan vücudu kan basıncınızı vücut sıcaklığını, glikoz düzeylerini, kalsiyum seviyenizi ve diğer birçok işlemi belli bir dengede tutmak için yüzlerce geri bildirim döngüsü kullanır.
Dövüş sanatları ustası George Leonard, Mastery adlı kitabında günlük hayatımızın kendi homeostaz düzeylerini de geliştirdiğini belirtti.Ne sıklıkla egzersiz yapacağımız, ne sıklıkla bulaşıkları temizlediğimiz, ailemizi ne sıklıkla aradığımız ve bu aralardaki her şeyin kalıpları arasında yer alırız.Zamanla, her birimiz kendi denge sürümümüze yerleştik.

Vücudumuz gibi, alışkanlıklarınızın dengesini hafifleten birçok kuvvet ve geri bildirim döngüsü vardır.Günlük rutinleriniz; çevreniz, genetik potansiyeliniz, izleme yöntemleriniz ve diğer pek çok kuvvet arasındaki hassas denge tarafından yönetilir.Zaman geçtikçe, bu denge o kadar normal bir hale gelir ki görünmez olur.Bütün bu etkenler her gün etkileşime girer ancak nadiren davranışları biçimlendirdikleri fark edilir.

Radikal Değişim Efsanesi

Radikal değişim efsanesi kültürümüzde çok yaygın.Uzmanlar ’Çoğu insanın hayatında yaptığı en büyük hatanın, yeterince yüksek hedef belirlememek” olduğu gibi şeyler söylüyor.Bize ’ Büyük sonuçlar almak istiyorsanız büyük adımlar atmalısın” deniyor.
Yüzeyde, bu cümleler ilham vericidir.Ancak hızlı değişim arayışları hayatımızdaki dengeleyici tüm güçlerle çelişir.Unutmayın, hayatın doğal eğilimi istikrardan yanadır.Herhangi bir denge kaybolursa, sistem onu yenilemek için harekete geçer.
Normal performansınızın sınırlarının çok ötesine geçerseniz, hayatınızda neredeyse tüm güçler sizi dengeye geri getirmek için çabalar.Büyük adımlar atarsanız, hızla büyük bir barikat içine girersiniz.

Mevcut dengemizi oluşturan hayatlarımızdaki güçler,değişim ister daha iyi ister daha kötü olsun yine de eski dengeye getirmek için çalışacaktır.George leonard’ın deyişiyle, ’Direnç, değişimin olumlu ya da olumsuz olup olmadığı değil, değişimin boyutu ve hızı ile orantılıdır.”Bir başka deyişle, ne kadar çabuk değişirseniz geriye dönme ihtimaliniz o kadar yüksek olur.

Büyümenin Optimal Oranı

Sistem uzmanı Peter Senge’nin şu sözlerini aklınızda bulundurun ’ Ekosistemlerden hayvanlara, organizasyonlara kadar neredeyse tüm doğal sistemler özünde en uygun değişim oranlarına sahiptir.En uygun oran mümkün olan en hızlı değişimden çok daha düşüktür.Değişim aşırılaştığında sistem yavaşlar, telafi etmeye çalışır.Belki de hızlı değişim organizasyonun hayatta kalma sürecini riske ediyordur. ’

Buna karşılık, küçük adımlar attığınızda ve yüzde bir ilerlemeye odaklandığınızda, dengeyi ileriye doğru itersiniz.Bu kas yapmak gibidir; Ağırlık çok hafifse, kaslarınız küçülür.Ağırlık çok ağırsa, yaralanabilirsiniz.Ancak ağırlık normal oranlarda ağırlaştırılır ise kaslarınız yeni uyarıya uyum sağlayacak ve denge biraz ilerleyecektir.

Davranış Değişikliğinin Paradoksu

Değişimin sürmesi için hayatımızdaki temel güçlere karşı değil, onlarla birlikte çalışmalısınız.Günlük hayatımızı oluşturan neredeyse her şey bir dengeye sahiptir; doğal bir ayar noktası, normal bir adım, tipik bir ritm gibi.Bu dengenin çok ötesine ulaşırsak, kendimizi temel çizgiye geri dönmüş buluruz.
Dolayısıyla, yeni bir denge seviyesine ulaşmanın en iyi yolu, radikal değişim değil, her geçen gün atılan küçük adımlardır.
Bu, davranış değişikliğinin en büyük paradoksudur.Hayatınızı bir kere de değiştirmeye çalışırsanız, kendinizi daha önce olduğu gibi aynı kalıplara çektiğinizi hemen farkedeceksiniz.Ancak yalnızca normal gününüzü değiştirmeye odaklanırsanız doğal olarak bir yan etki geliştiğini, değişikler olduğunu göreceksiniz.

Kaynakça:

The Paradox of Behavior Change

Yazar:Merve Karaca

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir