Din ve İnsanın İç Dünyası Arasındaki İlişki Nasıldır?

Okuma Süresi: 6 Dakika  | Yazdır

Dindarlıkta insanın kendinden üstün olan ‘’aşkın’’ bir varlığa bağlanışı söz konusudur. Bu aşkım varlığın insan psikolojisine etki etmesi kaçınılmazdır. Nitekim dindar insanlar hayatlarını dininin isteklerini yerine getirecek şekilde ya da yasaklarından kaçınacak şekilde tasarlamaya özen gösterir. Din dindar insanın ruh sağlığında, karakterini tamamlamasında önemli bir etkiye sahiptir. Bu yazımızda bu etkileri inceleyeceğiz.

Ruh sağlığı, belki de dinin insan hayatına etkileri arasında en önemli yere sahiptir. Dinin ruh sağlığına etkisi konusunda iki farklı açıklama vardır. Birincisi dinin insanın ruh sağlığına yaptığı olumlu katkı, ikincisi artık savunulacak bir tarafının kalmadığı anlaşılan olumsuz etkidir.

Dinin insanın iç dünyasına olumlu etkilerinin olduğunu düşünenler öncelikle dinin insanın en temel ruhsal ihtiyaçlarına karşılık verdiğini belirtir. Bu ihtiyaçların karşılanmasını şu şekilde sıralayabiliriz:

* Dindar insanlar hayatın anlamı nedir diye düşünmezler çünkü hayatın anlamını kutsal metinler açıklamıştır.’’Ben görünür-görünmez, bilinir-bilinmez tüm iradeli varlıkları sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım(Zariyat 56)’’
*Dindar insanlar başlarına gelen kötü olaylarla psikolojik olarak daha kolay mücadele edebilir. Çünkü ortada bir sabır varsa, mükâfatında olacağını bilirler. Ayrıca Allah sevgili olarak görüldüğü için Allah’ın sınavlarını karşı tevazu ile karşılarlar. Öyle ki eskiden dervişler başları sıkışmadığı zaman üzülür, ‘’ Allah’ın gücüne gidecek bir şey mi yaptık?’’ diye düşünürlermiş. Zaten Semavi Dinlerin tarihlerine bakınca Peygamberlerin çektiği çileler görülür ve bu da ‘’İnsan derdi kadar büyüktür’’ düşüncesine ön ayak olur.
(Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır(Bakara 214).
*Dindar insanlar yalnızlık duygusuyla daha kolay başa çıkar. Çünkü dindar insana göre onu kollayıp gözeten bir Tanrı vardır. Öyle ki insan Allah’tan başka dost aramaz hale gelir. Şu Ayeti Kerime bu hususta çok önemlidir;
‘’Allah’ın aşağısından (berisinden) dostlar edinenlerin durumu, kendine ev edinen örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin de en çürüğü şüphesiz örümcek evidir. Ah keşke bilselerdi! (Ankebut 41)’’
*Dindar insanlar çok darda kaldıkları anlarda bile iyi düşünme halinden vazgeçmezler. Dini tabirle vesvese yapmazlar. Çünkü vesvesenin İnsanın azılı düşmanı Şeytan’dan geldiğini bilirler. Bunun aksine iyimserlik Allah’tandır. Şu Ayeti Kerimeyi vermeden geçemeyeceğim;
‘’ Eğer siz ona (Resulullah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyeti indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ un sözü zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.
*Dindar insanlar da intihar vakaları çok nadir görülür. Çünkü dinde intihar büyük günahlar arasında yerini alır.
‘’ Ey İman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.
*Dindar insanlar da ölüm kaygısı daha az görülür. Din ölüm kaygısı olan dindarlarda dahi bu kaygıyı azaltan bir etki barındırır. Çünkü din insanı ebedi bir yaşama çağırır. Dindar insanlar şuanda yaşadığı hayatı zaten ölüme diğer adıyla gerçek ve ebedi olan hayata geçişe, harcar. Ebedi yaşam hakkındaki bazı birçok Ayeti kerime vardır bunlardan bir tanesini veriyorum;
‘’(Evet) Firdevs’e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar(Müminun 11)’’
Dinin insanın iç dünyasına olumlu etkilerinden sadece bazılarını belirttim. Şimdide Sigmund Freud’ un başını çektiği ve dinin, insanın iç dünyasını olumsuz olarak etkilediğini söyleyenlerin iddialarını belirteceğim;
*Freud ve takipçilerine göre din, içinde bulunan kurallar itibariyle zorlayıcıdır. Hâlbuki tarihin karanlık sayfalarına baktığımız zaman zorlayıcı olan din değil, kendini din adamı olarak tanıtan insanlardır. Şu ayeti Kerimelere dikkat çekmezsem vicdanım rahat etmez.
‘’ Sonra bunların izinden ardı ardına peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa’ yı da arkalarından gönderdik, ona İncil’i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır(Hadid 27).’’
‘’Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir(Bakara 256).’’
*Freud ve takipçilerine göre cezalandırılma korkusu insanın psikolojisini bozar. Bakalım dinimiz ne diyor?
‘’ Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır(Bakara 23-24).’’ Bu ayette altını çizdiğim bölüme bakılırsa takva sahibi bir Müslüman için ateş söz konusu değildir Allahu Alem.
Ayrıca dinimizde Tövbe olgusu vardır. Zaten Allah insandan günahsızlık beklemez, insanın günahsız olmaya çalışmasını ve günaha girdiği zamanlarda tövbe etmesini bekler.
‘’ Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tövbelerini kabul ederim. Ben tövbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim(Bakara 160).’’
*Freud ve takipçilerine göre insan nefsanî arzularını bastırmamalıdır, din insanın nefsanî arzularını bastırdığı için kötüdür. Hâlbuki din nefsani arzuları yoluna koyar. Mesela cinsel istek gayet insani bir duygudur, ayrıca insan nesli bu sayede çoğalır. Fakat din evlilik öncesi cinselliği yasaklar. Evlilik sonrası insanın eşi dışında ilişki kurmasını ve livatayı(ters ilişki) yasaklar. Evlilik öncesi cinsellik bir kere aile bağlarını koparır insanın eşine olan saygısını yitirmesine yol açar. Livata kadına eziyettir, eğer bu serbest olsaydı vay kadınların haline! Bu mesele hakkında yazdıkça yazarım lakin konu dağılsın istemiyorum… İçki konusu da böyledir. Maddi manevi telafi edilemez zararlara yol açar. Bunun aksini iddia eden ve ben inanmıyorum bana ayet sunma diyenler. Batı’da Freud akımını takip edenlerin istatistiksel verilerini inceleyebilir. Ensest, boşanma, yozlaşma vs. insanın iç ve dış dünyasını tehdit eden birçok durum, nefsin arzularının serbest bırakılması sebebiyle oluşmuştur.

Ben Hıristiyan ve Yahudi ilahiyatını bilmediğim için verilen cevapları kendi dinim olan İslam ilahiyatına göre nacizhane vermeye çalıştım. Daha yazılacak çok şey var ve istatistik vermedim çünkü okurken sıkılmanızı istemiyorum. Buradan anlamamız gereken sadece dinin insanın iç dünyasına yaptığı olumlu paha biçilemez katkılardır. Selametle.

Yazar: Rad