Dünyanın En Tehlikeli ve Issız Kıyısı: İskelet Sahili

İskelet Sahilleri5124_iskeletsahili
Dünyânın en tehlikeli ve ıssız kıyı şeritlerinden birinde, gemi enkazları ve “batan geminin malları”…
Antik Namibya Çölü ile Atlantik Okyanusu’nun soğuk sulan arasında, bembeyaz kumlardan oluşan bir sahra uzanır.

Portekizli gemiciler Namibya’nın bu uçsuz bucaksız sahillerine “Cehennem Kıyıları” ismini vermişti. Bugün aynı yer iskelet Sahilleri olarak biliniyor. Sanki iki ucundan gerilmişcesine kavurucu güneş altında 500 km boyunca uzanan bu sahil, bir yandan hiç affediciliği olmayan tam anlamıyla cehennemi bir görüntü sunarken, öte yandan, mutlak unutulmuşluğu ve ıssızlığı içinde göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahiptir. İsveçli kaşif ve doğa bilimcisi Charles John Andersson, 1859 yılında bu sahillere geldiğinde, “tüyler ürpertici bir duygu ve korku” bütün bedenini kaplamıştı. “Ölüm bile” diyordu, “böyle bir ülkeye sürgün edilmeye tercih edilebilir”.

Havadan bakıldığında İskelet Sahilleri, Atlantik’in kuzey doğusu ile hinterlandın çakıllı düzlükleri arasına serpiştirilmiş milyonlarca altın renkli kumulun açtığı izle dolu görünür. Bu kumulların arasında, çıplak çöl kayalarının taşlı örtüsünden yansıyan seraplar yer alır. Bu kayalar, her yıl 15 m yer değiştiren kumların örttüğü kara yüzeyinin son kalıntılarıdır. Serapların, sahte görüntüleri ve rüzgarın yönettiği olağanüstü bir senfoninin ortasında, bitimsiz kumulların homurtu ve gürültüleri duyulur.

İskelet Sahilleri, bir uçtan ötekine tehlikeli ters akıntıları, fırtına gücünde rüzgarlar,ı ağır ağır hareket eden sisi ve sivri parmakları, denizin derinliklerine kadar uzanan resifleriyle birçok gemiye mezar olmuştur. Hikayeler, batık bir geminin güç bela karaya ulaşmayı başarmış, hayatta kalmaktan mutlu kazazedelerinin sadece ve sadece daha yavaş gelişen bir felaketin, kum fırtınalarının kurbanları olabileceklerini anlatır. Okyanus aşırı gemilerin, römorkörlerin, savaş gemilerinin, kalyonların, trollerin ve sürat teknelerinin iskelete dönüşmüş enkazları, bir baştan diğerine sahil boyunca uzanır.

5124__78

1943 yılında bu kıyılarda, başı olmayan on iki iskelet ve ayrıca terkedilmiş bir kulübede de bir çocuk iskeleti bulundu. Çevredeki zamanla aşınmış bir taş levha, olayı biraz olsun aydınlatan mesajı taşıyordu: “60 mil kuzeydeki bir nehre doğru ilerliyorum. Şayet biri bu mesajı bulur da peşimden gelirse, Tanrı yardımcısı olsun.” Bu mesaj 1891 tarihini taşıyor. Bu güne kadar hiç kimse bu trajik kurbanların kim olduğunu, nasıl kazazede olduklarını ve bulunduklarında neden kafalarının olmadığını öğrenemedi.

1942 Kasımında, 22 yolcu, 85 mürettebat taşıyan “Dunedin Star” isimli bir İngiliz kargo gemisi, Kunene Nehri’nin 40 km güneyinde su alarak battı. Aralarında üç de bebek bulunan yolcuların tümü ile mürettebattan 42 kişi, bir motor botuyla kıyıya ulaşmayı başardı. Bugüne kadar görülmüş en zor kurtarma operasyonlarından biri gerçekleştirilerek, bütün bu kazazedelerin bulunup güvenli bir şekilde medeni dünyaya geri getirilmesi tam dört hafta aldı. Operasyona Namibya’daki Windhoek’den iki aynı keşif ekibi, üç adet Ventura bombardıman uçağı ve birkaç gemi katılmıştı. Kurtarma gemilerinden birisi karaya oturdu ve üç mürettebatı boğuldu.
İskelet Sahilleri’ne bu isim, İsviçreli pilot, Cari Nauer’in 1933 yılında Cape Town’dan Londra’ya uçarken bu bölgede düşmesi üzerine verildi. Bir gazeteci pilotun kemiklerinin bir gün ‘İskelet Sahilleri’nde bulunabileceğini iddia etmişti. Nauer’den kalanlar asla bulunamadı, ama bu isim kaldı.

Rüzgarın Biçim Verdiği Kayalar

Sahili kaplayan bu kumulların ötesinde, yüzeye çıkmış kaya katmanları, rüzgârın 700 milyon yıldır süren ince işçiliği sonucu kimisi birer bal peteğine dönüşmüş fantastik şekilleriyle, çöl zemini üzerinden birer hayalet gibi yükselir. Bunlardan bazıları demirden dökülmüş dev şapkalı mantarları andırırken, Munutum Nehri’nin yataklarındaki Skull Rock gibi diğer bazıları da oyuk gözleriyle uçsuz bucaksız kumsalı izleyen bir kafatası şeklindedir.
Güneyde ise, iç bölgelerdeki dağ zincirleri, çok azı kurumadan okyanusa ulaşmayı başarabilen akarsuları oluşturur. Güneşin kavurduğu bu nehir yatakları da, tıpkı çölün içinden geçen kimsesiz nakliye yolları gibi, kumullar tarafından tümüyle emilinceye kadar ısrarla devam eder yollarına. Hoarusib gibi dik duvarlı kil ve balçık kanyonları içinden akan diğer nehirler ise, iç bölgelerin ağır sağanak yağışlar altında kısa sürede çikolata renkli bir sele dönüşerek denize ulaşır.
Bilimciler, beraberindeki yer altı sularıyla şaşırtıcı derecede fazla bitki ve hayvan türüne hayat veren bu kuru nehir yataklarına “çizgisel vahalar” ismini verir. Gerçekten de, Namibya’da yaşayan memeli hayvanların ot ve fundalık ziyafeti çekmek üzere geldikleri bir bölgedir burası. Filler, su bulmak için burada uzun dişleriyle derin çukurlar kazar. Yine Güney Afrika ceylanlarının tozlu yüzeyi birazcık rutubet uğruna toynaklarıyla açtıkları bölge de burasıdır. Çölle denizin, yani bir gök gürültüsünü andıran sesleriyle dev dalgaların yamaç sahilleriyle buluştuğu aşağı bölgelerde, dalgalar sürüklediği milyonlarca küçük taşla farklı bir renk getirir kıyıya. Granit, bazalt, kumtaşı, agat, akik ve kuvars çakılları bir jeolojik taşkınlık içinde savrulur sahile.

Denizde etkili güney rüzgarları eser. Karaya vurup yakıcı güneş altında hayatta kalmaya çalışan eski zaman denizcileri ya da kör edici kum fırtınaları sırasında yolunu kaybetmiş serüvenciler için bu rüzgar, hayaletlerin çaldığı bir cenaze marşı etkisi bırakır. Namibya’nın San avcıları çöldeki en olağanüstü doğa olaylarından biri olan bu rüzgarlara, çıkardığı sesten esinlenerek ‘Su-up-va’ ismini vermiştir. ‘Su-up-va’ estiğinde kumulların kaygan ya da çıkıntılı bölümleri uçar ve ufalanmış kuvars parçalan öylesine yoğun bir biçimde birbirine sürtünür ki, kumullar bu sesle gürler. Gece, rüzgar sakinleşip çöl serinlediğinde, doğa gün boyu eziyet çeken bu topraklara biraz da tepeden bakarak merhamete gelir ve iç bölgelere doğru güçlü bir sis gönderir.

Sis Hayatı Nasıl Etkiler5124_iskeletsahilleri2

Geceleri bir hayalet sis çöker İskelet Sahiller’inin kumulları üzerine. Siyah bir Onimakris böceği bir kumulun en nemli bölgesi olan zirvesine tırmanır, başını zeminle açı yapacak şekilde ayarlar ve sisin eğimli gövdesinde yoğunlaşmasını bekler. Sonunda bir damla oluşturacak kadar nem birikir ve böceğin ağzına doğru akar. Bir pul kanatlı böcek ise sisteki rutubeti sisin geliş açısına uygun hafif bir eğimle kazdığı hendekte toplar Hendeğin duvarlarında birikmeye başlayan su damlacıklarını içer.

Sis bölgenin daha büyük hayvanlarını da ayakta tutar. Örneğin bir Sağır yılan, ağzını pulları üzerinde bir baştan diğerine kaydırarak üzerinde birikmiş nemi emer. Kazazede insanlarınsa uçaklarının metal kanatlarında binken nemi emerek hayatta kaldıkları anlatılır. Bilim kurgu canavarlarını andıran bir bitki olan Welwitschia da, toprak üzerinde üç metreye kadar uzanabilen geniş yaprakları üzerindeki milyonlarca gözeneği sayesinde gece sisinden toplar içeceğini.

ZD YouTube FLV Player

Kaynakça:
Rider’s Digest

Yazar: Tuncay Bayraktar