Duygu ve düşüncelerin renkli hayallerle, sözcükler kullanarak ifade edilmesi anlamına gelen edebiyatın etimolojik bir tanımın yapmak gerekirse edep kelimesini açıklamak gerekir.
Edep Arapça bir kelimedir. Terbiye anlamına gelir. Terbiye bir insanın ait olduğu toplumun kurallarına uyması, bu kurallar doğrultusunda biçimlenmesi demektir. Veya ahlak dediğimiz kavramı hayatında uygulanmasına edep deriz. Bu kelimenin edebiyatla ilgisi terbiye bağlamındadır. Terbiye insanın belli bir kalıba girmesi iken sözcüklerin bir kalıba girmesine, derlenip toplanmasına ise edebiyat denir. Edebiyat terimi bizde “Tanzimattan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Onun öncesinde şiir ve inşa (nesir) terimleri kullanılırdı. Çeşitli anlamlar taşısa da, edebiyat, daha çok yalnızca sanat amacı güdülerek oluşturulan sözlü ve yazılı yapıtların tümü anlamında kullanılır.

Sözcükler doğada Doğa: İnsan zihni serbest olarak bulunurlar. Sanatçı (yazar, şair) bu kelimeleri kullanarak ortaya bir metin çıkarır. İlk önce toplumsal bir anlamı olan bu sözcüklerin giderek kişisel bir anlama sahip olur. Sözcükler toplumda yaşayan herkesin malıdır. Her birinin ortak, genel-geçer anlamları vardır. Yazar da toplumun üyesi, o toplumda doğmuş, yaşamış bireydir. Toplum içinde yaşayan her birey ait olduğu toplumun sözcüklerini doğduğu andan itibaren duyar, onlara temellük eder. Sözcükleri giderek tanıyan, onlarla cümleler kuran birey bu sözcüklerle meramını anlatır duruma gelir. Yazar da aynı biçimde toplumdaki sözcükleri zamanla öğrenir. Toplumda tanıdığı sözcükleri kullanan yazar zamanla okudukları, öğrendikleri yoluyla bu sözcüklerin özel başka anlamlarını da öğrenir.

Kendi de bu sözcüklere yeni anlamlar yükler. Onları başkalaştırır, gerçek anlamlarından soyutlar. Yani dil giderek yazarın kişisel kullanım alanına gider. Fransız Dilbilimci Ferdinand De Saussure’e göre dil yetisinin iki cephesi vardır. Toplumsal ve bireysel. De Saussure bu cephelere şu adları verir: Dil ve söz. Dil dil yetisinin toplumsal alandaki tezahürü iken söz dil yetisinin bireysel kullanımıdır. Doğada serbest olarak bulunan sözcükler toplumda bir anlama sahiptirler. Gösterge kavramıyla da karşıladığımız sözcükler lügat anlamlarıyla kullanılırlar toplumda. Bu anlamlar herkes tarafından anlaşılır ve bilinir. Zira sözcükler birer şifredir. Fakat bu sözcükler yazar (şair) tarafından kullanıldıkları vakit yeni anlamlar kazanabilirler. Kazandıkları bu yeni anlamlar sözcüklerin toplum tarafından kullandıkları yeni anlamlar değildir. Yazarın zihnindeki anlamlardır. Yani dil yetisini yazar kendi algıları doğrultusunda biçimlendirir. Söz dilin yazar tarafından yeni anlamlarla değiştirilmesidir. Giderek bu kelimeler şairin veya yazarın hayal dünyası içinde sözleşir. Yani imgeleşir, metoforlaşır (istiare), teşbih unsuru haline gelir. Bu anlamda söz dilin bireysel kullanımıdır.

Edebiyat kavramı dilin bireysel kullanımı ile ilgilidir. Şair veya yazar doğada (insan zihninde) serbest bulunan sözcükleri kendi duygularını, düşüncelerini ifade edebilmek üzere adeta cımbızla seçer, cümleler haline getirir ve bu cümleler metinleşir. Yani şair doğadaki sözcükleri kullanarak şiir, roman, hikaye yazar. Doğada serbest bulunan sözcükleri terbiye eder. Onları cümleler ve metinler haline getirerek belli düzene sokar, kelimeler dizgeselleşir ve sanatçının anlatısını aktarmak için araç olur. Yazar sözcükleri toplumsal anlamlarından sıyırarak kendi hayal dünyasının emrine verir.

Yazar eylemin biçimsel yanından ziyade içerikle ilgili kısmıyla ilgilenir. Yani yazma eylemi yazarın duygu ve düşünce dünyası ile ilgilidir. Düşünce dünyasında olan biten her şeyi yazar eserine aktarır. Yazılanlar kişiseldir. Yazarın zihninin eseridir. Yazar tecrübeleri, yaşama bakışıyla ilgili olarak eserini kaleme alır. Yani edebiyat yapılmış olur.

Yazar:Serpil Altunyay

 

Editör : Suna Korkmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here