Göstergebilim Nedir?

Okuma Süresi: 6 Dakika  | Yazdır

Dilimizde özellikle dilbilim (Fransızca linguistique) sözcüğü örnek alınarak üretilmiş olan göstergebilim (Fransızca semiotique ya da semiologie) teriminin kökleri Eski Yunanca’daki ‘semeion’ sözcüğüne dayanmaktadır. İlk bakışta ‘göstergeleri inceleyen bilim dalı’ ya da ‘göstergelerin bilimsel incelemesi’ olarak tanımlansa da günümüzde göstergebilim ‘gösterge’ ve ‘bilim’ sözcüklerinin anlamsal içeriğinden daha farklı ve büyük bir boyut kazanmıştır.

Göstergebilim konu olarak, yaşamsal faaliyetler süreci içerisinde ortaya çıkan, doğal dil de dâhil her türlü iletişim etkinliklerinde yer alan gösterge dizgelerini ele alır. Bu tanımdan yola çıkarak gösterge için, insanların bir topluluk yasamı içinde birbirleriyle anlaşmak amacıyla yarattıkları ve kullandıkları doğal tüm iletişim yollarıdır diyebiliriz. Örneklerle açıklarsak; diller (örneğin Türkçe, Fransızca, İngilizce vb.), çeşitli jestler (el-kol-bas hareketleri), sağır-dilsiz alfabesi, trafik işaretleri, bazı meslek gruplarında kullanılan flamalar (örneğin denizcilerin flamaları), reklam afişleri, moda, mimarlık düzenlemeleri, yazın, resim, müzik, vb.. Bunların hepsi birer dizgedir. Değişik araçların kullanılmasıyla (ses, yazı, görüntü, hareket vb.) tüm bu dizgeler belli bir anlam bütünü oluştururlar. Bu anlamlı bütünlerin toplamı da gösterge diye adlandırılır.

Kısaca, göstergeler, kendilerinden başka bir şeye gönderme yapan eylemler yâda yapılar bütünüdür. Kodlar ise, içinde göstergelerin düzenlendiği ve göstergelerin birbirleri ile nasıl ilişkilendirileceğini belirleyen sistemler olduğunu söyleyebiliriz. Fiske bu gösterge ve kodların başkalarına aktarıldığını yada başkalarını için hazır hale getirildiğini öne sürer. Fiske’ye göre tümü yani göstergeleri / kodları / iletişimi aktarma yâda alma bir toplumsal ilişkiler bütünüdür. Fiske göstergebilimin evreni çözümlemeyi amaçladığını söylemektedir.

Gösterge ve göstergebilim kavramları üzerine eskiçağlardan beri felsefeciler, bilim adamları ve doktorlar tarafından çeşitli düşünceler ortaya atılmıştır. Dilsel göstergeler başta olmak üzere değişik alanlardaki göstergeler incelenmiştir. Göstergeler, ilk kez, M.Ö. 3. yüzyılda Stoacılarla birlikte özellikle mantık ve dil alanındaki tartışmalarda ‘anlam kuramı’ olarak ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşım, Ortaçağ’da felsefe kapsamı içerisinde ele alınmıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda, anlam ve dil kuramları tasarlayan felsefeciler (Locke, Leibniz, Diderot, Condillac, Lambert) göstergeler ve anlam taşıyan biçimler ile ilgili çalışmalar yapmışlardır. Bunların arasından İngiliz filozof John Locke bir çalışmasında, göstergeleri çözümleme öğretisini ‘semiotike’ olarak adlandırmıştır.

Günümüze geldiğimizde ünlü iletişimci John Fiske’ye göre ise bir gösterge, kendisinden başka bir şeye gönderme yapan, duyularımızla kavrayabileceğimiz fiziksel bir şeydir ve varlığı, kullanıcıların onu bir gösterge olarak kabul etmelerine bağlıdır demektedir. Fiske’nin bunu açıklamak için sık kullandığı bir örneği vardır. Şöyle ki; “açık artırmayı yöneten müzayedeciye bir gösterge olarak kulak mememi çekmemi ele alalım. Gösterge burada, fiyatı artırdığına gönderme yapar ve hem benim tarafımdan hem de müzayedeci tarafından bu anlamda kabul edilir. Anlam benim tarafımdan müzayedeciye aktarılır: artık iletişim gerçekleşmiştir” demektedir.

Çağdaş anlamdaki göstergebilimin birbirinden habersiz iki öncüsü, Amerika’da Charles Sanders Peirce ve Avrupa’da Ferdinand de Saussure’dür. ABD’li felsefeci, mantıkçı ve matematikçi Pierce, göstergebilimin bağımsız bir bilim dalına dönüşmesini sağlamıştır. Hem dilsel hem de dil dışı göstergelerle ilgili tasarladığı kurama ‘semiotic’ adını vermiştir Peirce ise göstergeyi, göstergenin gönderme yaptığı şeyi ve göstergenin kullanıcılarını bir üçgenin üç köşesi olarak görür. Her köşe diğer ikisiyle yakından ilişkilidir ve ancak diğerleriyle ilişkileri acısından anlaşılabilir.

İsviçreli dilbilimci Saussure ise çağdaş göstergebilimin Avrupa’daki öncüsü sayılmaktadır. Saussure biraz daha farklı bir yaklaşımı benimseyerek dilsel göstergeleri dilbilimin inceleme alanında değerlendirirken, dil dışındaki göstergelerin işleyişini araştıracak bir bilim dalının kurulmasını öngörmüş ve bu bilim dalını Fransızca ‘sémiologie’ terimiyle adlandırmıştır. Saussure göstergenin, kendi fiziksel biçiminden ve çağrıştırdığı zihinsel bir kavramdan oluştuğunu ve bu kavramın, dış dünyanın bir kavranışı olduğunu söyler. Gösterge gerçeklikle yalnızca onu kullanan insanların kavramları aracılığıyla ilişkilenir demektedir.

Saussure; söylem, dizge, dizge içinde değer taşıma, eşzamanlılık, artzamanlılık, nedensizlik, uzlaşımsallık ve toplumsallık gibi kavramlara açıklık getirmiştir. Saussure; Peirce’dan farklı olarak, dış dünyayı bir yana bırakarak göstergeyi, kavram ve onun temsilcisi olan sözcükten oluşan iki düzlemli zihinsel bir süreç olarak ele almaktadır. Saussure’e göre her şey, zihnimizdeki kavramla başlar, kavram oluşmadan sözcük oluşmaz, yani kavram ve sözcük, bir kâğıdın birbirinden ayrılamayan iki yüzü gibi düşünülmelidir.

20. yüzyılda Saussure ve Peirce’ın etkisi kendisini yoğun olarak dilbilim alanında göstermiştir. Daha sonraları; Louis Hjelmslev, Roman Jacobson, Vladimir Propp, Tzvetan Todorov, Algirdas Julien Greimas gibi isimlerle gelişmeler devam etmiştir.

Roland Barhes, dil dizgesini örnek dizge sayarak gerek edebiyata gerek başka alanlara bu açıdan bakmıştır. Fransız yazar ve edebiyat eleştirmeni Roland Barthes göstergeye biraz daha geniş ve farklı bir yaklaşım sergilemektedir. F. de Saussure’ e göre dilbilim, genel göstergeler biliminin yalnızca bir bölümünü oluştururken, Roland Barthes bu görüşe karsı çıkarak, göstergebilimin dilbilimin bir bölümünü oluşturduğu düşüncesini savunur. Barthes’ e göre toplumsal yasamda, insan dilinin dışında, belli bir genişlikte olan gösterge dizgelerinin bulunduğu hiç de kesin değildir.

Levi-Strauss, antropolojiye göstergebilimsel bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Göstergebilimi, mimari, kullanım nesneleri, reklam gibi alanlara taşıyan ise Umberto Eco olmuştur. 1950’lerden başlayarak hızla gelişen medya, göstergebilimin en önemli uygulama alanı olmuştur. Bu dönemde reklamlar ve televizyon dizileri dikkatle incelenmiştir. Basın-yayın teknolojilerinin gelişmesi ve sanal kavramının ortaya çıkmasıyla, göstergenin dış dünyadaki gerçeklerden tümüyle koptuğu ileri sürülmüştür.
Küreselleşme ve postmodern anlayışla, tutarlı dizgelerin varlığı inkâr edilmeye başlanmıştır. Kaos kuramı gibi, rastlantı ağırlıklı kuramlar öne çıkmaya başlamıştır.
Kaynakça:
Rıfat, M. (2009). Göstergebilimin ABC’si. İstanbul: Say Yayınları
Fiske, J. (2003). İletişim Çalışmalarına Giriş. (S. İrvin, Çev.) Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları
Erkman-Akerson, F. (2005). Göstergebilime Giriş. İstanbul: Multilingual
Barthes, R. (2012). Göstergebilimsel Serüven (6.Baskı b.). (M. Rıfat, & S. Rıfat, Çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Yazar: Funda Ergenekon