Hayvan Hakları ve Ahlak

3564_fil

Hayvan hakları kavramı, insan olmayan yaratıklara karşı yapılan bir eylem ya da inanışın toplum tarafından uygun, ahlaki veya yasal çerçevede olmasıdır.

İnsanlar bu terimi genellikle hayvanları, insanların yaşayan diğer canlılara uyguladığı kötü davranış ve sömürüye karşı kullanır. Hayvan hakları savunucuları, hayvanlara insanca davranılması ve onlara acı çektirilmemesi için çaba sarf etmektedirler. Hayvan hakları fikri 19. yy.’da popülerleşmeye başlamış ve PETA gibi çok uluslu yapılar altında örgütlenmeler gerçekleşmiştir.

Hayvan haklarının arkasında yatan temel fikir, her ne kadar insanlar ile diğer yaratıklar eşit olmasa da, onların da bir birey olarak kabul edilmesi ve buna göre davranılmasıdır. Bu bakış açısı ile kimse hayvanlara acı verecek, erken ölüme neden olabilecek tıbbi deney, avlanma veya hayvanat bahçesi ve sirk gibi hayvan özgürlüğünü kısıtlayıcı faaliyette bulunmamalıdır. Aynı zamanda, insanlar hayvanları kendi eşyaları gibi görerek doğal yaşam alanlarını değiştirmemelidir.

Geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı entelektüel ve pratik zeminlerde geliştirilen sivil haklar mücadelesi, yiyecek için yetiştirilip öldürülen ve genellikle her türden deneylerde kullanılan hayvanlar başta olmak üzere bazı hayvanlara karşı meşru olmayan ayrımcılık biçimlerine de ilgiyi yoğunlaştırmıştır. Hayvanları öteki varlıklar olarak algılayıp onlara istediğimiz gibi davranmadaki mantığın, aslında bir ırkçının veya bir cinsiyetçinin diğer ırktan veya cinsten olan insanlara davranmadaki mantığıyla aynı olduğu iddiasıyla Richard Ryder, hayvanlara karşı ayrımcılık biçimlerini 1970 yılında türcülük olarak tanımlamıştır.

hay

Nitekim ırkçılar ve cinsiyetçiler ahlaksal bakımdan meşru kılınamaz gerçeklere dayanarak kendi grubunun üyelerinin çıkarlarının diğerlerininkinden daha önemli olduğunu ileri sürerek yanlışa düşer. Türceler de, aynı şekilde, kendi türünün önemsiz çıkarlarını diğer türlerin önemli çıkarlarına tercih ederek ahlaken meşru kılınamaz bir pozisyonu benimsemiş olurlar. Peter Singer’in 1975’te yayımlanan, 2002 basımından da Türkçe’ye çevrilen Hayvan Özgürleşmesi adlı kitabı, türcülüğün yanlışlığını felsefi ve pratik zeminlerde gösterme iddiasıyla, dünya çapında hayvanları önemseyen örgütlenmelerin bir kılavuzu olmayı başararak milyonlarca insanın hayvan refahını gözeten bir yaşam sürmesine önayak olmuştur.

Öte yandan, birçok hayvanın lehine olan böylesi göreli bir gelişmeye karşılık, hayvanlar insanların ihtiyaçlarını karşılayan mutlak araçlar veya kaynaklar olarak görülmekte ve insanlık tarihinde olmadığı kadar sistematik eziyet biçimlerine maruz bırakılmaktadırlar. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, geleneksel aile çiftliklerinin yerini hızla büyük şirketler almakta ve gelişmiş teknolojilerle donattıkları fabrika çiftlikleri hayvanlar için, deyim yerindeyse, eziyet merkezlerine dönüştürülmektedir. Yine bunun gibi hayvanların temel çıkarlarının sistemli olarak göz ardı edildiği, onların acı çektiği ya da öldürüldüğü birçok deney ve araştırma, bilimsel ilerleme adına, dünyanın hemen hemen her ülkesinde, bu pratikleri ahlaksal bakımdan meşru kılamaması anlamında, fütursuzca yapılmaktadır.

hay3

Hayvanlara dair kabul ettikleri görüş ne olursa olsun, hiç kimse onlara acımasızca davranılmasını veya gereksiz yere eziyete maruz bırakılmalarını onaylamaması gerekir. Fakat hayvanların maruz bırakıldığı eziyet biçimleri karşısında, insan ihtiyaçları son derece geniş bir tarzda tanımlanarak, söz konusu eziyetler ahlaksal bakımdan meşru kılınamaz gerçeklerle ya göz ardı edilir ya da haklı gösterilmeye çalışılır.

Zira insanlar spor yapmak, bilimsel meraklarını gidermek, vücutlarını güzelleştirmek, damak zevklerini tatmin etmek, eğlenmek için hayvanların çeşitli derece ve çapta eziyet çekmelerine neden olurlar. İnsanların sahip oldukları bazı niteliklerinden dolayı hayvanlardan üstün olduğu, böylesi bir üstünlüğün ahlaksal bir fark yarattığı, bu farkın da hayvanların insanların kullanımına ve egemenliğine sunulmasının şu veya bu derecelerden meşru zeminini oluşturduğu kabulü, söz konusu hayvan eziyetlerinin temel nedenidir.

İnsana özgü rasyonel yetiden yoksun oldukları, bir adalet anlayışına, dolayısıyla doğru ve yanlışa dair kavrayışlarının olmadığı, sosyal varlıklar olmadıkları hak ve yükümlülüklerinin ne anlama geldiğini bilmedikleri gibi gerekçeler, insanların hayvanlara eziyet etmelerinin temel gerekçelerindendir. Oysa hayvanlara karşı kötü muameleyi değerlendirirken sorulması gereken asıl soru akıl yürütebiliyorlar mı,  konuşabiliyorlar mı değil de acı çekebiliyorlar mı? Olması gerekir.

Yazar: Nihat Keleş