İstanbul’u İstanbul Yapan Mekanlar

Asya ve Avrupa kıtalarını birleştiren boğazı ile dünya üzerinde eşsiz bir yere sahip olan İstanbul, yüzyıllardır ev sahipliği yaptığı farklı medeniyetlerin izlerini geleceğe taşıyor. Dünya şehri İstanbul, hem tarihi özellikleriyle hem de doğal güzellikleriyle hem de doğal güzellikleriyle dikkat çekiyor. İstanbul’un en dikkat çeken mekanları Suriçi olarak nitelenen tarihi yarımadada bulunuyor. Özellikle Sultanahmet Meydanı’nın her köşesinden adeta tarih fışkırıyor. İşte meraklıları için İstanbul’u İstanbul yapan mekanlar…

Tarih Öncesinden Bugüne Ayasofya

İstanbul denince akla gelen ilk mekanlardan biri Ayasofya… İnşa edildiği dönemde Latince’de “Büyük Kilise” anlamına gelen Megale Ekklesia, 5. yüzyıldan itibaren de “Kutsal Bilgelik” anlamındaki Hagia Sophia adıyla anılan Ayasofya Müzesi, özellikle yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
İlk binası imparator Konstantinos tarafından 360 yılında inşa edilen ve bu binası 404’te çıkan halk ayaklanmasıyla yakılan Ayasofya, 415 yılında 2. Theodosios tarafından yeniden yaptırıldı ve bu yapı da yine bir halk ayaklanması sonucu 532’de yıkıldı. Ayasofya’nın günümüze ulaşan anıtsal yapısı ise İmparator Justinianos tarafından, dönemin iki önemli mimarı olan Miletli Isodoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios’a inşa ettirilerek, 537 yılında ibadete açıldı.

55 metre yükseklik ve yaklaşık 32 metre çapındaki kubbesiyle dönemin günümüze ulaşan en nadide eserlerinden biri olan Ayasofya, Mimar Sinan’a da ilham kaynağı olan eşsiz mimarisi, ikona, fresk, mozaik, mermer işlemeleri ve süslemeleriyle dikkat çekiyor. Ayasofya’da, Bizans’ın çok kültürlülüğü ile bünyesindeki farklı ırkları sembolize eden değişik renklerdeki mozaiklerden kurulu, imparatorun taç giydiği yer olan “Omphalos” da bulunuyor.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle 1453 yılında camiye çevrilen Ayasofya, Cumhuriyet’in ilanından sonra 1 Şubat 1935 tarihinde müze olarak yeniden düzenlendi.

Saray’ın Su Deposu Yerebatan Sarnıcı

Tarihi yarımadanın ortasında bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırıldı. Sarnıç, suyun içinden yükselen mermer sütunların ihtişamından dolayı halk tarafından “Yerebatan Sarayı” olarak da anılıyor.

9 bin 800 metrekarelik bir alanı kaplayan dev bir yapı olan Yerebatan Sarnıcı’nda her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunuyor. Belirli aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olmak üzere 12 sıradan oluşur.

Osmanlı Devleti’nin Merkezi Topkapı Sarayı

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478 yılında yaptırılan Topkapı Sarayı, Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı inşa ettirmesine kadar yaklaşık 380 yıl devletin idare merkezi ve Osmanlı sultanlarının resmi ikametgahı işlevine sahipti.

Büyüleyici Boğaz manzarasıyla 9 Ekim 1924 tarihinde müze olarak ziyarete açılan Topkapı Sarayı, Osmanlı tarihini, yaşamını, geleneklerini, günlük hayatını, padişahların giysilerini ve kılıçlarını merak edenlerin mutlaka gezmesi gereken bir mekan.

Sarayın birinci avlusu olan Bab-ı Hümayun’dan girişte Osmanlı’nın kudreti ilk andan itibaren hissediliyor. Saraydaki Aya İrini Müzesi, sultanın annesi, ailesi, cariye ve harem ağalarının bulunduğu Harem Dairesi, dünyanın en zengin koleksiyonlarının ve “Kaşıkçı Elması”nın bulunduğu Hazine Dairesi, silahların ve padişah giysilerinin sergilendiği bölüm, Hz. Muhammed’in kılıçları, yayı ve değerli bir kutu içerisinde muhafaza edilen hırkası, mührü, sakal-ı şerifi, mektubu ve ayak izleri, ilk el yazma Kur’an-ı Kerim’lerden biri, Kabe’nin anahtarlarının bulunduğu Kutsal Emanetler bölümü, sarayda mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Fatih’te Bir Mimari Şaheser: Süleymaniye

Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye Camisi, mimari bir şaheser olarak İstanbul’un en büyük ve görkemli camisi özelliğine sahip…

47 yıl hükümdarlık süren Kanuni Sultan Süleyman tarafından Türk sanatının klasik dönem kurucusu ve Mimar Sinan tarafından 1550 yılında yapılmaya başlanan caminin inşaatı, külliyesi ile birlikte 7 yılda tamamlandı.

Sadece Osmanlı değil, dünya mimarisinin de en seçkin örneklerinden biri olan Süleymaniye Camisi, imparatorluğun en simgesel yapısı ve peyzaj içindeki konumu ile de kentin en güzel siluetinin egemen ögesi olarak dikkati çekiyor.

Süleymaniye Külliyesi’nde, ortada cami olmak üzere bütün yapıların U düzeni içinde sıralanması esas alındı. Yaklaşık 70 dönüm yer kaplayan arazide, cami ve haziredeki Kanuni ve Hürrem türbeleri dışında, farklı derecelerde eğitim veren medreseler, hadis okulu, tıp medresesi, hastane, Kur’an-ı Kerim eğitimi yapılan bir bina, ilkokul, imaret edilen bir aşevi, misafirhane, han, hamam, kütüphane, Mimar Sinan’ın türbesi ve çok sayıda sıra dükkanlar bulunuyor.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde, buranın çevredeki yapılarla birlikte “bin kubbe” ile örtülü olduğu ve üç bin kişinin hizmet verdiği bilgisi yer alıyor.

19. Yüzyıl Eseri Dolmabahçe Sarayı

İstanbul’un tarihi zenginliğini yansıtan başlıca yapılardan biri de Dolmabahçe Sarayı… İnşaatı 1856 yılında tamamlanan Dolmabahçe, Osmanlı sultanlarının İstanbul’daki üçüncü büyük sarayı olma özelliğine sahip. Dolmabahçe Sarayı, dönemin kültürel yapısını, sosyal ve sanatsal etkileşimleri ve saray örgütündeki değişimleri de önemli ölçüde yansıtan mimari bir bütün…

Batıyla ilişkilerin yoğunlaştığı 19. yüzyılda Boğaz girişinde bir prestij yapısı olarak inşa edilen saray, Mabeyn-i Hümayun, Muayede Salonu ve Harem-i Hümayun adlarını alan üç ana bölümden oluşuyor. Sarayda devlet işlerinin yürütüldüğü Selamlık, padişah ailesinin yaşadığı Haremlik, Camlı Köşk, Saat Müzesi ve Taş Hazine bölümü bulunuyor.

Dolmabahçe Sarayı’nın en önemli özelliklerinden biri Atatürk’e de ev sahipliği yapmış olması. Sarayda Atatürk’ün çalışma odası, banyosu ve hayata gözlerini yumduğu yatak odası bulunuyor.

Alışverişin Kalbi Kapalıçarşı

İstanbul’da alışverişin kalbi konumundaki Kapalıçarşı da dünyanın bilinen en eski ve en büyük çarşıları arasında yer alıyor. Temeli 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu iki özel vakıf tarafından atılan tarihi Kapalıçarşı, yaklaşık 40 bin metrekareye yayılıyor. Kapalıçarşı’nın 65 sokağı, 22 kapısı bulunuyor. Yaklaşık 50 bin kişinin çalıştığı ve 3 bin 300 dükkanın yer aldığı çarşıyı, günde 300 bin kişi ziyaret ediyor. Kapalıçarşı’da, 450 kuyumcu, 234 gümüşçü, 160 halıcı, 100 antikacı, 30 döviz bürosu, 2 bin 256 turistik eşya satan dükkan bulunuyor.

Yabancı turistlerin “Baharat Pazarı” olarak nitelediği Eminönü’ndeki Mısır Çarşısı da İstanbul’un en eski kapalı çarşılarından biri. Turhan Sultan tarafından 1660 yılında yaptırılan çarşıda, tabii ilaçlar, çeşitli baharatlar, çiçek tohumları, nadir bitki kök ve kabuklarının yanı sıra kuruyemiş, şarküteri ürünleri ve hediyelik eşyalar da satılıyor.

Denizde Kız Kulesi, Karada Galata Kulesi

İstanbul’un simge mekanlarından biri de Boğaz’ın ortasındaki Kız Kulesi… Kız Kulesi, kurulduğu MÖ 341 yılında anıt mezardı. MÖ 410 yılında Boğaz’ın girişini kontrol etmek amacıyla, MS. 1100 yıllarında inşa edilen kule kısmı da İstanbul’un fethine kadar Boğaz’ı savunacak şekilde kullanıldı. Kule, Asya ile Avrupa’nın kesiştiği bir noktada, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş.

Ceneviz kolonisi tarafından 1384’te yapılan ve kuş bakışı Eminönü, deniz, Haliç ve tarihi yarımada manzarasının görülebileceği Galata Kulesi de Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Yeniçeriler tarafından kullanılırken, 16. yüzyılda Kasımpaşa’daki donanmada tutsakların barındırıldığı yerdi.
Kaynakça:
istanbulkulturturizm.gov.tr
wikipedia.com

Yazar: Esat Kaplan