Kabul ve Kararlılık Terapisi

Okuma Süresi: 3 Dakika  | Yazdır

Kabul ve kararlılık terapisi (Acceptance and Commitment Therapy – ACT), insanların bilişsel ve duygusal durumlarını inceleyerek neden mutsuz olduklarını belirlemeye çalışan yeni bir yaklaşımdır. Kabul ve kararlılık terapisinde temel amaç, bireylerin kendileri için önemli ve değerli olan şeyleri belirleyip, yaşamlarını ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlamaktır. Bu yöntemle bireyler yaşamlarını inandıkları şeyler doğrultusunda düzenlemiş olacaklar ve bunun sonucunda da mutlu olabileceklerdir. Günümüz dünyasında, özellikle gelişmiş ülkelerde, birçok insan ekonomik anlamda iyi durumda olmasına rağmen yaşadıkları hayatı anlamsız bulmakta ve kendilerini mutsuz hissetmektedir. Bu durum kişilerin psikolojik problemler yaşamasına ve sağlıklarının bozulmasına yol açabilmektedir.

Kabul ve kararlılık terapisi, özünde bireylerin kendileri için önemli olan değerleri belirleyip, yaşamlarını buna göre düzenlemesini hedeflemektedir. Bu başarıldığı durumda, bireyler inandıkları değerler uğruna yaşamlarını sürdürdükleri için, hem kendilerini mutlu hissedecekler hem de hayatı anlamlı bulacaklardır. Bu noktada, birçok kişi inandığı veya kendisi için önemli olan şeyleri temel alacak şekilde bir yaşam sürmenin kolay olduğu yanılgısına düşmektedir. İnsanlar ne yazık ki, kendileri için önemli olan şeyleri sürekli erteleme veya yapmaya başlamama gibi özelliklere sahiptir. Örneğin bir çok insan, kilo vermeleri gerektiğine inandığı halde, diyete başlayamamakta veya başladığı diyeti yeterince süre devam ettiremeyip yarıda kesmektedir. Bir başka örnek vermek gerekirse, yaptığı işi sevmeyen birçok insan, iş değiştirmemektedir. Kaçınma ve kararlılık terapisine göre bütün bu davranışların altında yatan sebep ise “yaşantısal kaçınma” (experiantial avoidance) olarak adlandırılan davranış biçimidir. Bu davranış biçimi sebebiyle kişiler acı çekecekleri düşüncesiyle bazı şeyleri yapmaktan kaçınmaktadırlar. Özetle korkularımız bizi esir almakta ve yaşamımızda gerekli değişiklikleri yapmamızı engellemektedir. Dolayısıyla korkularımızdan kaçınmak için aslında iyiliğimize veya mutlu olmamıza yol açacak şeyleri yapmaktan da kendimizi alıkoyabiliriz. Bu noktada, korkularından veya olumsuz düşüncelerden kaçınma konusunu abartan kişilerde, alkol veya uyuşturucu madde bağımlığı gibi kötü alışkanlıklarda görülebilmektedir.

Kabul ve kararlılık terapisinde bireylerin kendileri için önemli olan değerleri belirlemesi gerekmektedir. Burada değerlerden kasıt, ulaşılması istenilen noktasal hedeflerden ziyade, yaşamı nasıl sürdüreceğimize ilişkin şeylerdir. Örneğin, “sağlıklı olmak” veya “çevreye en az zarar verecek şekilde yaşamını sürdürmek” değer olarak belirlenebilir. Bu değerler ışığında yaşantımıza yön verebiliriz. Kabul ve kararlılık terapisinde diğer husus ise, deneyimlerimize ilişkin duygu ve düşüncelerimizi olduğu gibi kabul etmektir. Bu noktada, olumsuz deneyimlerden kaçınmamayı öğrenmemiz gerekmektedir. Örneğin, sağlıklı yaşamak bizim için önemli bir değer ise, bunu sağlamak adına spor ve diyet yapmamız gerekecektir. Ancak spor ve diyet yapmak, bizde olumsuz tecrübelere yol açabilir. Sonuçta spor yaparken yoruluruz veya diyet yaparken aç kalmamız gerekir. Burada bu kötü tecrübelerden kaçınmak yerine, bu tecrübeleri olduğu gibi kabul etmeli ve bizim için değerli olan “sağlıklı yaşam” hedefine uygun yaşamalıyız. Aksi takdirde, bu olumsuz deneyimlerden uzaklaşmak için, spor yapmayı bırakmamız ve diyeti yarıda kesmemiz gerekecektir. Bu davranış tarzı her ne kadar kısa vadede yaşadığımız kötü tecrübeden kurtulmamızı sağlayacak olsa da, uzun vadeli hedefimiz olan “sağlıklı yaşam” hedefinden bizleri uzaklaştıracaktır.

Kabul ve kararlılık terapisi, bireylerin egzersizlerini kendi başlarına da uygulayabilecekleri bir yöntemdir. Kendimizi mutsuz hissediyor ve hayatımızı anlamsız buluyorsak, kabul ve kararlılık terapisi hakkında daha fazla bilgi edinip uygulamaya koyabilir ve hayatımıza anlam katabiliriz.

Kaynakça:
Acceptance and Commitment Therapy, Duncan Gillard, Wiley Publishing, 2016.

Yazar: Mehmet Umut Pişken