Kaygı Bozukluğu Nedir, Nasıl Giderilir?

Okuma Süresi: 4 Dakika  | Yazdır

Kaygı (anksiyete) bozukluğu; sürekli olarak, aşırı şekilde ve durumla uygun olmayan endişe halidir. Bu rutin endişe hali, kişinin günlük hayatını kötü yönde etkiler ve rutin faaliyetlerin gerçekleşmesini zorlaştırır. Anksiyete bozukluğu olan kişilerde yaygın görülen düşünce tutum ve davranışlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Her durumda en kötü sonucun düşünülmesi
  • Her şeyin denetim dışında olduğu hissi

Panik seviyesinin yükseldiği durumlarda kötü bir şey olacakmış duygusuna kapılma. Bazen buna bağlı terleme, kalp atış hızında artış, zor nefes alma, mide krampları gibi belirtiler.

Anksiyete Bozukluğu Neden Olur?

Kaygının kaynakları tıbbi ya da geçmiş yaşantılarla ilgili olabilir. Sosyal açıdan; aile, para durumu, yaşlılık ve ölüme yaklaşma, erken yaşta yaşanan travmatik olaylar, kaygı bozukluklarının temel nedenidir. Tıbbi açıdan da kalp sorunları, şeker hastalığı, tiroit, astım, madde bağımlılığı, huzursuz bağırsak sendromu, kronikleşen ağrılar, ani paniğe neden olabilecek tümör çeşitleri olarak sıralanabilir.

Kaygılanmak Ne Zaman Anormal Bir Hal Alır?

Anksiyete bozukluklarında kaygı seviyesi ile ilgili bir ayrıma yer vermekte yarar var. Çünkü her kaygı durumu bozukluk anlamına gelmiyor. Hatta günlük hayatta birçok sorunla baş edebilmek için bir miktar kaygıya ihtiyaç mutlaka oluyor. İş hayatının devamı, çocukların ihtiyaçlarının giderilmesi, kişisel olarak satın alınmak istenilen bir hizmete ulaşılabilmesi için kaygının olması harekete geçiren bir etken olarak önemlidir. Ayrıca karşılaştığımız bir soruna karşı hızlı çözüm getirebilmek için de bir miktar kaygı işe yarar. Bu seviyede varlığını sürdüren endişe, rahatlıkla baş edilebilir düzeydedir. Ancak kaygının kontrol dışı bir hal alması ve günlük hayatı olumsuz etkilemeye başlaması halinde sorun olarak da değerlendirilebilir. Anksiyete bozukluğunda en az 6 ay boyunca, her gün kaygı içinde geçen bir süreç söz konusudur.

Anksiyete Bozukluğu Çeşitleri

Kaygı bozuklukları farklı şeklerde kendini gösterebilir. En yaygın görülenler şöyle sıralanabilir;

Panik Atak: Ortada hiçbir neden yokken ani ve yoğun şekilde yaşanan korku hissidir. Çoğu zaman fiziksel belirtiler de buna eşlik eder. Düzensiz kalp atışları, terleme, göğüste basınç- ağrı hali, nefes alamama gibi belirtiler en yaygın görülenleridir.

Obsesif – Kompulsif Bozukluklar: Kişilerin günlük hayatlarını devam ettirmelerine engel olacak derecede yaşanan takıntılardır. Devamlı yorgunluk hissi, bir işe odaklanmakta zorluk, kaynağı belirsiz huzursuzluk, uykuya dalmakta zorluk gibi belirtileri vardır.

Sosyal Anksiyete: Sosyal yaşamda aşağılanma, reddedilme, kendilerine üstünlük sağlanma gibi endişelerle yoğun kaygı hissine kapılma durumudur. Bu tür kişiler diğer insanlarla bir araya gelmemeye çalışırlar. Toplum önünde konuşmaktan aşırı korkma, kalabalıkta yemek- içmekten kaçınma şeklinde kendini gösterebilir.

Fobi Çeşitleri: Kaygı bozukluğu olarak fobi, bir nesne ya da bir duruma karşı aşır korku şeklinde kendini gösterir. En fazla rastlanan fobiler, kapalı yerde kalma, açık alan, uçak, kedi, köpek şeklindedir. Açık alan fobisi, panik atağa neden olacağı düşünülen şeylerden kaçınmak için açık alanlara çıkılmamasıdır.

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu: Çocukların anne babalarının ayrılmasına karşı gösterdiği anksiyete bozukluğudur.

Seçici Konuşmazlık Bozukluğu: En çok çocuklarda görülen bir kaygı bozukluğudur. Bu çocuklarda fiziksel ya da zihinsel bir sorun olmamasına rağmen bazı durumlarda konuşmazlar. Örneğin okulda hiç konuşmayan bir çocuk ailesiyle normal şekilde iletişime girebilir.

Kaygı Bozukluğu Tedavisi

Anksiyete bozukluğu tedavi edilebilir bir sorundur. 6 ay ve daha fazla süreden bu yana devam eden anormal durumlarda tedavi için ilk olarak psikiyatra başvurulmalıdır. Burada yapılan tetkikler, sorunun kaynağının fiziksel olup olmadığını tespit etmeye yönelik olacaktır. Kaynak belirlendikten sonra da yaygın şekilde ilaç tedavisi uygulanır. Düzenli olarak kullanılan ilaçlar çoğu zaman başarı ile sonuçlanmıştır. Ancak bazı hastalar ilaç kullanmak istemeyebilir. Bu durumda psikoterapi önerilir. Bu yöntemde, uzman ve kaygı bozukluğu yaşayan kişi düzenli olarak görüşme yapar ve sorunların kaynağına yönelik bir düşünce geliştirilir. Önce kaygıya neden olan en temel durum belirlenir, sonrasında hastanın da bunu anlaması sağlanır. Bir sonraki süreçte de kaygı yerine sağlıklı düşünce ve davranışlar oluşturulur. Her iki yöntemde de dikkat edilmesi gereken nokta, sonuç alınana kadar tedavinin sürdürülmesi gerektiğidir. İlaç alınıyorsa günlük rutin aksatılmamalı, görüşme şeklinde tedavi yapılıyorsa da düzenli olarak görüşmelere katılım sağlanmalıdır.

Kaynakça:
Türkiye Psikiyatri Derneği, Psikolog Ofisi

Yazar: Melahat Yaprak