Kontakt Lensler

Okuma Süresi: 3 Dakika  | Yazdır

Dünyadaki pek çok insanın görme problemi vardır. Ya uzağı görmekte zorluk çekmekte, ya da gazete ve kitap okurken yazıları görmekte zorlanmaktadır. Bunun çözümü için önceleri insanlar gözlük kullanmaya başladı; fakat gözlük kullanışlı bir araç değildir. Gözlük takan insanın iki amacı vardır:

Birincisi net görmek, ikincisi de dışarıdaki insanlar tarafından net görünmektir. Gözlük kullananlar, sürekli şikâyet etmektedir. Neden mi? Çünkü gözlük takan insanlar, estetik açıdan çevrelerindekilerin kendilerini beğenip beğenmediklerini sorgularlar. Çoğu kişi gözlük taktıklarında kendilerini beğenmemeye başlar ve görme problemi yaşamalarına rağmen, gözlük kullanmamaya başlarlar. Zaman içerisinde de görme problemleri artış göstermekte ve bundan sosyal hayatları da etkilenmektedir.

Bu şikâyet ve kaygılar insanları görme problemini çözmek için yeni çözüm yolları aramaya itmiştir. Arayışlar sonunda lens icat edilmiş, pahalı ve uğraştırıcı bir meşgale olmaktan çıkmış, gözlüğün pabucunu dama atmıştır. Lensler, gözlükle düzeltilebilen tüm göz kusurlarında kullanılır. Göze gelen ışığı kırmak için gözün önüne yerleştirilir.

Lensler, sert ve yumuşak olmak üzere ikiye ayrılmaktadır;
Sert lensler: İlk defa 1887 yılında İsviçreli doktor A. E. Fick tarafından yapıldı. İlk lensi üreten İsviçreli doktorun buluşu bayağı acı verici deneyimler sonucu oluşmuştur. Doktor, lensleri sert camdan yaptı. Bu lensler, gözün tamamını kaplamak amacıyla göz küresinin yuvarlağı üzerine acı bir şekilde yerleştiriliyordu. Çünkü doktorun bu yuvarlakları ölçecek aleti yoktu ve bundan dolayı her lens uzun denemeler sonunda göze takılabiliyordu. Bu lenslerin zararları da vardı. Göz, geçirgen olmayan sert cam örtü nedeniyle oksijen alamamakta ve gözyaşı kanallarından gözyaşını alamamaktadır. Bütün bunlar, lensin çabucak kurumasına sebep olurdu.

1938’de Theodore Obrig, Plexiglass veya Lusit olarak adlandırılan saydam bir madde metil metakritilat plastiğinden lens yapmayı başardı. A. E. Fick’in geliştiremediği göz ölçüm aletini geliştirerek tıp alanında yeni bir çığır açtı. Üretilen lenslerle epey yol kat edilmesine rağmen, lensler yine de tam olarak beklentiyi karşılamadı. Çünkü üretilen lensler, hala gözün hassas dokusunu incitmekteydi.

Lensler, çok pahalı araçlardı o yılarda. Lensleri sadece film artistleri, sporcular ve modeller kullanabiliyordu.

1950’li yıllara geldiğimizde Cornea adı verilen yeni bir lens daha üretildi. Üstelik bu yeni üretilenler, günümüzün lenslerine temelde çok benzeyen ilk lenslerdir. Cornea lenslerinin çapı 10 mm’den az, 20 mm’nin 1/25’i kalınlığındaydı. Bu lenslerin diğerlerinden farkı, sadece korneayı kaplamasıdır. Yani gözbebeğinin dış saydam tabakası ve renkli irisini kaplıyordu. Bunlar, gözyaşı tabakasında yüzebilecek tipte olduklarından göz, yeterli oksijen alabiliyor. Bundan dolayı bir kişi lensi tüm gün takabilmekteydi. Ancak, bu lensler yine de sert olduğu için, göze zarar veriyordu. Korneada ciddi tahriş ve yaralanmalara sebep oluyordu.

Yumuşak Lensler: 1970’li yıllarda yumuşak lensler ortaya çıktı. Bu yeni tip lensler, göz şekline tamamen uyum sağlayabilen yumuşak bir madde ve suyu kolayca emebilen hidrofilik plastikten yapıldı.

Su, oksijeni lenslerden geçirerek gözün kurumasını önlemektedir. Bunu fark eden üreticiler, lenslerin emme kapasitelerini yükselterek lensleri geliştirdiler. Bu şekilde üretici firmalar, birkaç hafta hiç çıkarmadan takılabilecek lensleri ürettiler.

Lens teknolojisi günümüzde epeyce gelişme gösterdi. Günlük, haftalık, aylık ve yıllık lensler geliştirildi. Ayrıca kozmetik amaçlı kullanmak için çeşitli renklerde renkli lensler geliştirilmiş durumda; fakat yine de lens kullanmanın da birtakım zorlukları var. Her gün lensleri çıkarıp, temizlemek insanlara zor gelmeye başlayınca insanlar yeni bir yönteme başvurmaya başladılar. Son çıkan lazer teknolojileriyle 5 dakikada yapılan göz ameliyatları insanları daha çok cezp etmektedir. Lens veya gözlükle işlevini gösteren gözü, sonucu ne olacağı belli olmayan bir ameliyata teslim etmek ne kadar güven verici olur, orası da o kişiye kalmış artık…

Yazar: Özge BENİZ