Küf ve Mantarların Oluşturdukları Metabolitlerin Kimyasal Yapılarının Önemi

10738-filiz-misir-kuf-mantari-1317-950pxKüfler, çevresel değişimlerde, özellikle organik materyallerin biyodegredasyonunda önemli rol oynayan, yaygın rastlanan ve fotosentetik olmayan mikroorganizmalardır. Küflerin metabolizmasını ve oluşturdukları metabolitleri çalışmak, kimyalarının anlaşılması konusunda büyük katkılar sağlamaktadır. Metabolit üretmek için izlenen biyosentetik yollar, küflerde, bakteriler, bitkiler ve memelilerin, izledikleri biyosentetik yollarla ortak ve benzer özellikler göstermesine rağmen, detaylı olarak incelendiğinde bazı farklılıkların bulunduğu ve üretilen son ürünün de değişiklik gösterdiği belirtilmektedir. Küfler klorofil içermedikleri ve fotosentetik organizmalar olmadıkları için, enerji ve besin kazanımı için, bitki ve diğer bileşenleri besin ve enerji olarak kullanırlar. Küflerin doğadaki rolleri, geri dönüşümdür.

Küflerin çok yaygın şekilde gelişebildikleri de pek çok mikrobiyoloji derslerinde sıklıkla belirtilmektedir. Mikrobiyoloji laboratuar uygulama derslerinde, agar yani küfler için besiyeri içeren petri kabı kullanılarak havada bulunan küf sporlarının gelişimleri test edilmektedir. Petri kabının kapağı bir süre açık bırakılarak petride bulunan agarın hava ile teması ve dolayısıyla havada bulunan küflerin agara yapışması sağlanmaktadır. Sonrasında petri kabı oda sıcaklığında (yaklaşık 24 C’de) 3-5 gün süreyle inkubasyona bırakılarak inkubasyon sonundaki küf gelişimi gözlenmektedir. Bu deney sonrasında eğer petri kabında misel şeklinde küf kolonileri gözlemliyorsak, deney yaptığımız ortamda küf sporlarının bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bakteri ve diğer prokaryot mikroorganizmaların tersine, ökaryotik organizmalar olan küflerin nükleusları (çekirdekleri) çok belirgindir. Bu özellikleri ile, toprak mikroorganizmaları olan Aktinomiset (Streptomiset) bakterilerinden ayırt edilebilirler. Mayalarda, tek hücreli mantarlar (funguslar) olarak adlandırılmaktadırlar. Bazı küfler fotosentetik alglerle yada siyanobakterlerle liken formlarında simbiyotik ilişkide bulunabilmektedirler. Küfler izole şekilde gelişemezler. Bazı küf türleri bitkilere, böceklere yada memelilere saldıran patojenler olarak tanımlanırken, bazıları da ölü hücrelerde gelişim gösteren saprofitler olarak tanımlanmaktadır. Bazı türler ise, konak organizma ile pozitif simbiyotik bir ilişki halinde gelişim göstermektedir. Bu türler genellikle bitki köklerinde bulunurlar ve bitkinin topraktan besin almasında ona yardımcı olurlar. Genel olarak, mikroorganizmalar ve konak organizma arasında bu ilişkiyi tanımlayan bir kimyasal bir açıklama söz konusudur. İşte bu sayede ekolojik iletişimde bakteriyel ve fungal mikroorganizmaların rolünü daha iyi anlamak mümkün olmaktadır. Küfler, mantarlar ve diğer pek çok mikroorganizmalar günlük yaşantımızda pek çok üründe olumlu ya da olumsuz olarak etki göstermektedir. Örneğin meyvelerin ve ekmeğin küflenmesi sağlığımız açısından olumsuz etkiler gösterirken, küflü peynir, ekmek, yoğurt ve şarap yapımında küf, maya ve laktik asit bakterileri rol oynayarak sağlığımız için çok faydalı fermente ürünlerin oluşmasında baş rol oynamaktadırlar. Tabi bunun yanı sıra ekmeğin küflenmesi, meyvelerin küflenmesi, et ve süt ürünlerinin bozulması küf, mayalar ve patojen bakterilerin etkisiyle oluşmakta ve sağlığımız açısından risk oluşturmaktadır.

kuf_mantarlari_3Patojenik mikroorganizmaların kontrol altına alınması ve gıda zincirinde toksik metabolitlerin tespit edilmesi, mikroorganizmaların ürettikleri metabolitlerin yapısının, kimyasal bileşimlerinin, kimyasal ve biyolojik aktivitelerinin anlaşılmasıyla mümkün olabilecektir. Küflerin metabolitlerinin kimyasal yapısı net olarak anlaşıldığında, aynı kimyasal tabana dayanan, küf biyo-kontrol ajanı geliştirilerek, zirai kimyasal uygulamalarda çok büyük yol alınabilinecektir.

Kaynakça:
pubs.rsc.org

Yazar: Buket Sağbasan