Marx ve Yabancılaşma Teorisi

Yabancılaşma

Latince ismiyle alienation kavramı Türkçe’ye genel olarak “yabancılaşma” diye tercüme edilmektedir. Yabancılaşmanın tercüme olarak yetkin olmadığını düşünen bazı kimseler alienation kavramını “nesneleşme” veya “eşyalaşma” olarak da çevirmektedir. Aslında yabancılaşma ile nesneleşme kavramı arasında da fark bulunmaktadır. Marx nesneleşmeye farklı manalar yüklemiştir. Bugün Türkçe’de alienation’ın yaygın tercümesi “yabancılaşma”dır.

Yabancılaşma kuramını felsefe alanına kavramsal olarak ilk sokan Hegel olmuştur. Politik kavramlar alanına ilk dahil eden ise Rousseau’dur. Kavrama somut bir anlam kazandırıp, bilinçli bir şekilde dikkat çeken düşünür Karl Marx’tır.

Karl Marx Öncesi Yabancılaşma Teoremi

7510_yabancilasmaYabancılaşma kavramının kökeni antik döneme kadar uzanmaktadır. Bazı bilginler tarafından yabancılaşma teorisi Plotinus’un öğretilerine kadar götürülmektedir. Söz konusu kavram antik dönemden 18. yüzyıla kadar metafizik bir düşünce olarak ele alınmıştır. Bu düşünce Alman Protestan geleneğini etkilemiş, 19. yüzyılda Hegel ve Feuerbach’in felsefelerinde laik temellere oturmuştur.

Hegel felsefesinde ruhu merkeze almıştır. Hegel’e göre insanlar öz bilinçlerinin farkına vardıkları, kendi çevre ve kültürlerinin ruhtan kaynaklandığını anladıkları zaman, yabancılaşma son bulacaktır.

Hegel’in takipçilerinden Feuerbach yabancılaşmanın dinsel boyutuyla daha çok ilgilenmiştir. Ona göre din, insanın temel istek ve düşüncelerinin yansımasından başka bir şey değildir. Tanrıya atfedilenler aslında insanın kendi nitelikleri olduğu için insan kendisinden uzaklaşmış sonunda da yabancılaşmış olur.

Marx bu felsefe geleneğinden geçerek gelmiştir. Karl Marx endüstri devrimiyle bu kavrama somut bir gerçeklik kazanmıştır. Yabancılaşma fikri bugün beraberinde Karl Marx’ı getirir. Bu teori Marx ile tam somut şeklin almıştır.

Karl Marx’tan Sonra Yabancılaşma

indirKarl Marx Almanya’da bir Yahudi olarak dünyaya gelmiş, kendini yabancılaşmış, kendi ülkesinde farklı ve yabancı biri olarak hissetmiştir. Radikal bir yazar ve devrimci bir eylemci olması hasebiyle Almanya’dan sürülmüş, Paris’e taşınmıştır. Daha sonra Londra’da ailesiyle yoksul bir şekilde yaşamak zorunda kalan Marx, kendini yurtsuz ve anavatanı Rheinland’da yabancı, istenmeyen ve Batı Avrupa’da devrimci faliyetleri nedeniyle korkulan biri olarak hissetmiştir. İngiliz hükümeti onu vatandaşlığa almayı reddetmiştir. Londra’da 1853 yılında ölmüştür.

Marx’ın insan doğası anlayışı, pek özenli olmasa da detaylı bir biçimde 1844 Ekonomi Politik ve Felsefe Elyazmaları’nda ve Alman İdeolojisi adlı eserlerinde çözümlenmiştir. Onun yabancılaşma (alienation) teorisini çoğunlukla bu eserlerinden öğrenmekteyiz.

Marx, tarihsel süreçteki diyalektik gelişim ve dönüşüme bağlı olarak doğal ve toplumsal olgudan hareketle, nesneleşme ve yabancılaşmanın anlaşılmasının, insanın özgürleşmesi için temel olduğu anlayışından hareket eder.

Marx’da yabancılaşma özel mülkiyetin ve iş bölümünün ortaya çıkmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla ona göre yabancılaşma kapitalizmin yıkıcı özelliklerindendir. Karl Marx, Kapital adlı çalışmasında kapitalizm üzerine yaptığı bilimsel araştırmaları aktarır. Onun yabancılaşma araştırması, kapitalizmin insanların duyguları ve benlik imgeleri üzerinde yarattığı sosyal, psikolojik ve kisişel etkilere yönelik bir araştırmadır. Marx için kapitalizm sadece adaletsiz ve yetersiz bir ekonomik üretim sistemi olmayıp, aynı zamanda ahlak dışı ve sömürücü, insanın gerçek doğasını yadsıyan, onu kendi emeğinin ürünlerinden koparan ve ekonomik vahşi bir ormanda insanları karşı karşıya getiren bir sistemdir. Marx’a göre insan doğasının özü; bilinci, hayal etme gücü ve çevresini kontrol edebilmesidir. Kapitalizm insanı bu öz meziyetlerinden uzaklaştırır.

Kapitalist sistemde proleterya (işçi) sınıfı vardır ve bu sınıf zengin kimselerin emri altında fabrikalarda çalışmaktadır. İşçilerin ortaya koydukları üründe, kendi emeklerine dair hiçbir şey hissetmediklerinde yabancılaşma meydana gelir. Yabancılaşmış birey huzurlu değildir, diğer insanların da huzurlu olmadığını düşünür. Yabancılaşma; güçsüzlük, hezimet, bastırılmış bir pişmanlık ve ümitsizlik halidir ve insanın bir metaya dönüşmesinden kaynaklanır.

Marx insann çalışmadığı zamanlarda değil de anlamlı işler yaptığı zamanlarda mutlu olduğuna inanır. Anlamlı iş ise, işçinin kendi üretimini kontrol altında tutabildiği her çeşit iş olabilir. Bu sadece ahlaki açıdan değil psikolojik açıdan da gereklidir. Patronu tarafından sürekli kontrol altında tutulan tasarımcı veya ressam işini düzgün bir şekilde yapamaz. Çünkü üstten kontrol, işçiyi sıkar.

Marx’a göre bir kişinin işini seçerken önemsediği tek kriter, o işin ne kazandırdığıysa, o kişi kendini para kazanan bir makinaya indirger ve yabancılaşır. Bu durumda para kazanmak, işini doğru yapmaktan, işi tecrübe etmekten ve o işle ilgili insanlardan daha değerli oluverir. Eşya dünyasının değerinin artması insan dünyasının değerinin düşmesine doğrudan sebep olur.

Marx yabancılaşmanın doğayla olan ilişkimizi de kapsadığını söyler. Doğa bütün işler için bize maddi temel sağlar. Oysa kontrolsüz kapitalizm doğayı tüketir; çünkü kapitalist, kendisini doğanın bir parçası olarak görmez. Yabancılaşan işçi için yaşam aracı ekmek, süt, meyve ve odun temin eden doğal dünya değil, paradır. Doğaya yabancılaştığımızda gerçekten ihtiyacımız olan şeyi göremeyiz.

Marx yabancılaşmış hayatı, türsel hayattan ayırır. Türsel hayat, üretken ve bilinçli yaşanan bir hayatı ifade eder. Yabancılaşmış hayat ise tam aksine, insanları şuursuz, yapay ve bomboş bir hale dönüştürür. Yabancılaşma bütünüyle bizi insan olmaktan çıkarır.

İnsanlık tarihi, insanın doğa üzerindeki kontrolünün arttığına şahittir. Fakat kapitalist dünyada ironik olarak yabancılaşmanın arttığı görülmektedir. İnsanlar artık kendilerini kendi işlerinde kendi toplumlarında hissedememektedir.

Marx’a göre, insan oluşturucu öğe olarak emek-gücünün, yani insanın fiziksel ve zihinsel etkinliğinin insana nesneleşmesi ve yabancılaşmasının getirdiği özyabancılaşmanın ortadan kaldırılması insanın özgürleşmesinin de önünü açacaktır. İnsanın özgürleşmesi, toplumsal emek-gücünün dönüşümüyle mülkiyet ilişkilerinin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilecektir.
Kaynakça:
1. AKYILDIZ Hüseyin, “Bireysel ve Toplumsal Boyutlarıyla Yabancılaşma” Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı:3, 1998.
2. MERİÇ Cemil, Umrandan Uygarlığa, İletişim Yayınları, 2002 İstanbul.
3. MARX Karl, Yabancılaşma, (Çevirenler: Kenan Somer, Ahmet Kardam, Sevim Belli, Arif Gelen, Yurdakul Fincancı, Alaattin Bilgi), Sol Yayınları, 2003 Ankara, Derleyenin Sunuş Notu.
4. ERGİL Doğu, Yabancılaşma Kuramına İlk Katkılar.
5. SLATTERY Martin, Sosyolojide Temel Fikirler, Sentez Yayınları, 2012 Ankara.
6. OLLMAN Bertell, Yabancılaşma; Marx’ın Kapitalist Toplumdaki İnsan Anlayışı, (Çeviren: Ayşegül KARS), Yordam Kitap,2008 İstanbul.
7. COŞKUN Seyyit, “İnsansal Varoluş ve Özün Belirlenimi Olarak Yabancılaşma ve Özgürleşme”.
8. SOCCIO J. Dauglas, Felsefeye Giriş Hikmetin Yapıtaşları, Kaknüs Yayınları, 2010 İstanbul.

Yazar: Ali Çalıkoğlu