Maviciler

Sayfayı Yazdır

1950 sonrası Türk edebiyatında, düşünce ve sanatın sosyal bir sınıf veya grubun bayrağı yapılamayacağı görüşüyle, “hürriyetin ve barışın rengi” olan Mavi adlı bir dergi yayımlanmıştır.

Şiirlerini basılı hale getirmek isteyen Ankara Atatürk Lisesi öğrencileri tarafından çıkarılan bu dergide, devrin bazı şair ve yazarlarının da yer almasıyla daha sonra Maviciler adını alan bir grup oluşmuştur. 1 Kasım 1952’de ilk sayısını yayımlanan Mavi, aylık fikir ve sanat dergisi görevini üstlenmiştir. Büyük boy ve 8 sayfa olarak yayımlanan derginin 1 Ekim1954’e kadar devam eden 24 sayılık yayın döneminde yazı işlerini derginin sahibi Teoman Civelek yürütmüştür. Bu sayı ile yayın hayatı sona eren dergi, bir aylık bir aradan sonra Son Mavi adıyla yeniden çıkmıştır. Bu yayın döneminde derginin sahipliğini Özdemir Nutku üstlenmiştir. Perspektif adlı bir Amerikan dergisindeki düzenlemelerden esinlenilerek bazı değişiklikler yapılmıştır. Birkaç sayısı 36 sayfa olarak çıkarılan dergi, bir süre sonra maddi sıkıntılar yüzünden yeniden eski boyda ve sekiz sayfa olarak yayımlanmıştır. Son Mavi yayın hayatını Nisan 1956’ya kadar sürdürmüştür. Böylece dergi, 24 sayı Mavi, 8 sayı da onun devamı olan Son Mavi ismiyle toplamda 32 sayı yayımlanmıştır.

Mavi, Teoman Civelek, Ülkü Arman, Ümran Kıratlı, Bekir Çiftçi, Güner Sümer tarafından yayın hayatına verilmiştir. Derginin neden çıktığını ve ne yapmak istediğini anlatan, bildiri niteliği taşıyan Mavinin Düşündürdükleri başlıklı yazıyı Teoman Civelek kaleme almıştır. Yazıda Kurtuluş Savaşından beri yapılan mücadeleler sonunda elde edilen başarılara dikkat çeken yazar, Türk inkılâbını, milli ve sosyal yönü olan bir hareket olarak kabul edilir. Bunlardan birincisi, padişahlık döneminden Cumhuriyete intikal eden toprakları korumak ve işlemek, ikincisi ise dağınık bir halde var olan cemiyeti milli bağımsızlık ruhu etrafında birleştirmektir. Teoman Civelek, yeniliği yüksek bir düşüncenin ve hâkim bir ilkenin toplum hayatında yer bulması olarak görmüştür. Yeniliklerin, yeni bir dönemin başlaması için, bir kahraman etrafında meydana getirilmedikçe bir anlam kazanmayacağını söylemiştir. Tük inkılâbının gücünü Mustafa Kemal’in idaresinden aldığını belirtmiştir. Kendilerini inkılâpların oluşturduğu yeni bir nesil olarak gördüklerini, “kafa, ruh, et ve kemikleriyle” bu davaya tüm benliklerini verdiklerini ifade etmiştir. Memleketin bütünlüğü esasına göre, düşünce ve sanatın gelişmesinde birer er gibi çalışacaklarını belirten Maviciler, Mavi’nin sayfalarına kabul ettikleri insanlara da şu şartı koşmuşlardır: “Bu toprağı, insanları ile, düşünce ve duyguları ile, kaderi ile, yani bütünü ile kavrayan fikir ve sanat adamları Mavi’nin saflarında yer alabilir.” Kendilerinin her yönüyle örnek aldıkları insanın Atatürk olduğunu söyleyen Maviciler, inkılâplarının ruhunu yansıtan bir anlayışla gençliğin sesi olmak istemişlerdir.

Bu esaslar doğrultusunda, hiçbir birey ve dergiye cephe olmadan yazar kadrosu genişleyen Mavi’de Avni Dökmeci, Ömer Faruk Toprak, Muzaffer Erdost, Ahmet Oktay, Ali Püsküllüoğlu, Ferit Edgü, Oğuz Arıkanlı, Orhan Çubukçu, Fikret Hakan gibi edebi kişiliklerin çeviri, telif, yazı ve şiirleri yayımlanmıştır.

Mavi, kadrosunda değişik isimlere yer verirken, söylemlerini de sistemli hale getirmeye çabalamıştır. Teoman Civelek ve Maviciler imzalı yazılarda Anadolu’nun her yönüyle işleneceği üzerinde durulmuştur: “Gerçek sanatın, gerçek düşüncenin ışığında; Anadolu, memleket ülküsünde Mavi” gibi söylemlere, özellikle 1952-1954 yılları arasında çok rastlanmıştır. Teoman Civelek, Anadolu’ya Yöneliş başlıklı yazısında yeni şiirde Anadolu’nun nasıl işlenmesi gerektiği üzerinde durmuştur. Anadolu’ya yönelen yeni şiirin ölümsüz olacağından söz etmiştir: “Genç şairlerimiz samimi duyguyu, katıksız dili, renkli konuları, gerçek şiiri, bir kelime ile şiirdeki yeniliği ve özü yer yer halk edebiyatında buldu. Onların halk edebiyatımız üzerine önemle eğilişi, halka, Anadolu’ya yönelişi büyük eserin, ölmez eserin sırrına ermek, onu yaratmak içindir.” Yazının devamında, Türk şiirindeki yenilik, geçmişle bağlantı kurularak şöyle değerlendirilmiştir: “Yenilik dışta, şekilde, görünüşte değil; özdedir. Aradan yüzyıllar geçti; geçti de yaşamıyor mu koca Yunus? Yunus’u okuyor, anlıyoruz; okudukça duygulanıyoruz değil mi? Öyleyse Yunus yenidir, bugünündür.”

Halk edebiyatından etkilenen Maviciler, divan edebiyatından uzak durmuşlardır. Onlara göre divan şiiri, devrini tamamlamış, ölü bir şiirdir. Teoman Civelek bir yazısında divan şiiri ile ilgili şunları demiştir: “Divan şiiri soyut bir şiirdir. Dışarısı ile ilgisi yoktur. Hayattan, tabiattan, hatta kendi toprağından uzaktır. Güzellikleri parça parça ve dağınıktır…”

Mavicilere göre bir eserde “Ulusal sanat” yansıtılmalıdır. Sanatçılar ait olduğu toplumun sesine kulak vermeli ve fikirlerinde o toprağın sesi olmalıdır. Sanat bu çizgiyi yakaladığında hem milli, hem evrensel olmaktadır. Divan şiirinin ulaşamadığı ölümsüzlük sınırına yeni şiirin Anadolu’da ulaşacağına inanmışlar ve bu yüzden Yahya Kemal’in ve eski şiiri çağdaşlaştırmaya çalışanların boş bir çaba içinde olduklarını söylemişlerdir. Başta halk şiirine sıcak bakan Yunus Emre gibi ozanların yolunda yürüyeceklerini belirten Maviciler, bir süre sonra bu anlayışı terk etmişlerdir. Bunda aralarına sonradan katılan şair ve yazarlar ile Atilla İlhan’ın etkisi büyüktür.

Mavi dergisinde ilk yıllarda geleneğe ve Anadolu’ya eğilme açısından Hisar’ı destekleyen yazılar yayımlanmıştır: “Az mı saldırıya uğradı bu dergi?  Belki bunların içinde haklı olanları da vardı. Ama Hisar’ın her şeye rağmen beğenilecek, sevilecek, övülecek bir yönü var: Bütün bu hücumların ortasında sağa sola sapmadan dosdoğru yolunda yürüyor. Yolu apaydınlık, tertemiz. Günümüzde bazı dergiler yabancı ideolojilerin savaşçılığını yaparken Hisar’ı nasıl sevmeyiz, nasıl beğenmeyiz. Bir de Munis Faik Ozansoy’un “Düşündüğüm Gibi”sinde o insanı çileden çıkartan iri iri lafları olmasa, daha da beğeneceğiz Hisar’ı.”

Bu sevme ve beğeni uzun sürmemiştir. Çünkü Maviciler bir sanat anlayışını benimsemiş, sosyalist gerçekçi bir çizgiye kaymışlardır. Bu sebeple, 1954 yılından itibaren her iki dergide bazı isimler arasında kalem kavgası başlamıştır. Tartışma ve polemik, sanat anlayışlarındaki farklılık ile düşünce boyutundaki ayrılık ve eskiye karşı çıkış ya da taraf olma konuları üzerinde yoğunlaşmıştır. Teoman Civelek’in dünü reddeden tavrına karşı Hisar’da Osman Fehmi Özçelik eskinin önemini anlatan bir yazı yazmıştır.

Mavicilerin Hisarcılarla, Nurullah Ataç’la, açıkça olmasa da Garip şiir anlayışını sürdürenlerle kavgaları devam ederken; Mavi’de yazan Ahmet Oktay, Güney Sümer, Bekir Çiftçi İstanbul’a giderek Atilla İlhan’la Şişli Bahçeler Sokağındaki evinde görüşmüşlerdir. Bu görüşme, derginin sanat anlayışında bir dönüm noktasına sebebiyet vermiştir. Görüşmeyle ilgili Atilla İlhan’ın yorumu şu şekildedir: “Mavi bundan sonra gerçek kimliğini kazandı, rastgele bir heveskâr dergisi olmaktan çıkıp, şimdi onu edebiyat tarihine yerleştiren fonksiyonu görmeye koyuldu.” Bu satırlarda da anlatıldığı gibi, Atilla İlhan ile dergide yeni bir döneme geçilmiştir. Atilla İlhan dergi yönetimine katılmamış; ama yazı ve fikirleri ile onları yönlendirmiştir. İlk çıktıklarında hiçbir polemiğe girmeyeceklerini, düşünce ve sanatı herhangi bir grubun bayrağı yapamayacaklarını söyleyen Maviciler, Atilla İlhan’ın kendi dergilerinde yazılar yayımlamasıyla, Garip hareketine karşı yeni bir cephe açmışlardır. Maviciler, Hisarcılar ve Garip topluluğuyla kalem kavgasına girişmişlerdir. Teoman Civelek’in ifadesiyle; “Gerçek sanatı, gerçek kıymeti ortaya koyacak.” bir kavga başlamıştır. Ancak bu kavganın başlamasından kısa bir süre sonra, Teoman Civelek Mavi dergisinden ayrılmıştır. Çünkü Mavi’nin sosyal gerçekçi bir çizgide yayınını sürdürmesini kabullenemez.

Mavicilerle Hisarcılar arasındaki kavga İlhan Geçer’in Bülent Nafiz takma adıyla Atilla İlhan’ın sosyal realizm anlayışını eleştiren yazılarıyla alevlenmiştir. İlhan Geçer, Atilla İlhan’ın Sosyal Realizmin Münasebetleri Yahut Başlangıç başlıklı makalesi hakkında şöyle bir eleştiri yazmıştır: “Sosyal realizm diye bunca zamandır adı söylendiği halde özü hakkında milli ve milliyetçi olmak, batılı olmak gibi bir iki beylik sözden fazla bir şey söylenmediği için Atilla İlhan’ın bu yazısını merak ve dikkat ile okuduk. Ama hiçbir şey bulamadık. Yazarın söyledikleri bundan evvel yazdıklarından ve Tanzimattan bu yana her yenilik yapmak isteyenin söylediklerinden başka bir şey değildir.  Servet-i Fünun edebiyatına karşı yapılan tenkitler batıdan özgün olmayan kalıbın alınmış olması idi. Atilla İlhan’ın bugünkü edebiyata yaptığı hücumların dayanağı da aynı meseledir ki en azından Recaziade Mahmut Ekrem’le Cahit Külebi, Sami Paşazade Sezai ile Sait Faik arasındaki mesafeyi fark etmemek demektir.”

Yazının devamında, Atilla İlhan’ın Sosyal Realizmin Münasebetleri Yahut Başlangıç adlı makalede üzerinde durduğu noktalarda, sanatta ulusallık özelliğinin her milliyetçi sanatçının amacı olduğu kaydedilmiştir. Ancak Atilla İlhan’ın çok eleştirdiği aktif realistler gibi karamsarlık ve tedirginlikle maceracı ve kötümser bir anlayışla eserler meydana getirdiği ve içini dolduramadığı, yöntemini tam olarak ortaya koyamadığı kavramlarla uğraştığı belirtilmiştir.

Atilla İlhan’a bu konuda yapılan eleştiriler sadece Hisarcılarla sınırlı kalmamıştır. Ancak o, eleştirilere kulak vermeden ısrarla çeşitli dergilerde sosyal realizm kavramı etrafında ileri sürdüğü tezleri savunmaya devam etmiştir. Kendisini eleştirenlerin zihniyetlerini şu şekilde açıklamıştır: “Bunların arasında eski Osmanlı geleneği ile 19.yüzyıl batı kafasını bağdaştırmak isteyen Servet-i Fünun, Fecr-i Ati kafası da var; doğrudan doğruya doğu-İslam geleneklerine bağlı kalmak isteyen Müslüman kafası da var, hatta Orhun Kitabelerine dayanan Turancı kafası da.” Bu zihniyetlerin hepsinin mücadelenin ilk raundunu kaybettiklerini belirtmiş ve şöyle devam etmiştir sözlerine: “Bunların bütünü batılı-yeni sanat anlayışı karşısında ilk meydan savaşını yitirmişlerdir.” Böylece kendisi karşısında yer alan ve aynı anlayışları devam ettirenlerin ikinci savaşı da kaybedeceklerini söylemiştir.

Tartışmalar sürerken Hisarcılar, Mavi dergisini çıkaran gençlerin bazı şüpheli imzalara yer vermelerini tecrübesizliklerine vermiştir. Buna rağmen Maviciler, Hisar’a karşı git gide artan saldırgan bir tavır içerisine girmişlerdir. Bu da, Mavicilerin, Yeni Ufuklar, Seçilmiş Hikayeler ve Kaynak gibi dergilerin etkisi altında olduklarını göstermiştir. Bunu İlhan Geçer, Bülent Nafiz imzalı bir yazısında şöyle belirtmiştir: “…Son sayılarına Hisara yöneltilen hücumlar, kendilerinden söz açmadığınız halde başka bir derginin avukatlığını üzerlerine almaları kimlere hizmet etmek, vasıta olmak istediklerini bize açıkça anlatmış oldu.” İlhan Geçer’in bu yazıyı yazmasına, Kemal Aydın’ın yazdığı eleştiri neden olmuştur. Kemal Aydın, Mehmet Çınarlı’nın Şiirin Ne Lüzumu Var isimli yazısında eski şiire dönmek isteğinde olduğunu anlatarak, Çınarlı’yı aşağılık duygusuna kapılmakla suçlamıştır: “İtiraf etmek gerek, bugün kötü şair de var, kötü şiir de. Bu bir gerçeğin ifadesidir ve itiraz aklımızdan bile geçmez. Fakat bu basit gerçeği istismara kalktıkları zaman, yeni şiiri savunmak hakkımızdır. Çınarlı ve benzerleri, yeni şiir yazıldıkça, sevildikçe, düştükleri aşağılık duygularından kurtulmak için etrafa saldırıp duruyorlar. Ama boşuna…”

İlhan Geçer bu yazıya karşılık şunları yazmıştır: “Kemal Aydın, gittikçe bayağılaşan ve tartışma azabından uzak yazısında işi şahsiyete dökerek Hisar’ı yeni şiirin düşmanı göstermeye çabalıyor. Beyhude gayret. Hisar beş yıla varan yayın hayatında aklı başında yeniye ve güzele daima sayfalarını açmış, sayısı yüze yaklaşan genç şairi ilk defa sanat âlemine tanıtmaktan zevk ve iftihar duymuştur. Ama Kemal Aydın ve benzerleri hep aynı taktiği kullanır ve bizi hayali bir yeni şiir düşmanlığı ile itham ederler. Fakat gerçek meydandadır. Ve kervan yürür.” Yazı, Kemal Aydın ile aynı seviyeye inmemek için, kendisiyle ilgili yazdığı eleştirilere cevap verilmeyeceği, “gerekirse efendilerine karşılık veririz.” ifadeleriyle bitirilmiştir. Buna rağmen Kemal Aydın’ın eleştirileri devam etmiştir. Yazar, Mehmet Çınarlı’nın Bir Yazı Dolayısıyla başlıklı yazısını eleştirmiştir. Çınarlı’yı “Sanat sanat içindir.” ve  “Sanat toplum içindir.” tezlerini anlamamakla ve çelişkili olmakla suçlamıştır.

Kemal Aydın’ın eleştirisinin yer aldığı sayıda, bir de Maviciler imzalı Bir Açıklama başlıklı yazı yayımlanmıştır. Bu açıklamada İlhan Geçer’in Hisar’ın Temmuz 1954 tarihli sayısında yaptığı eleştirilere ve İlhan Geçer’in”Kime hizmet etmek istediklerini açıkça gösterdiler.” ve “İcap ederlerse efendilerine cevap veririz.” sözlerine karşılık verilmiştir. Kimseye uşaklık etmediklerini dergilerine asılsız bir suçlama yapıldığını söylemişlerdir. Kendilerinin başka bazı dergilerde görülen ideolojik saplantılar içinde olmadıklarını ve para ile tutulmuş birer ajan oldukları yönündeki ithamların çirkin ve haince bir iftira olduğunu belirtmişlerdir. Yazının devamında şöyle denmiştir: “Kalemini silah gibi kullanmak niye? Bir araya toplanmış bu kadar genci lekelemekle ne elde edecek? Eğer gayesi bizi korkutmak, yıldırmak, dergileri hakkında tek satır yazmamaksa yanılıyor. Bütün bu adamlara ihtar ediyoruz; bundan böyle tartışma sınırları dışına çıkıp, iğrenç ve asılsız ithamlarda bulunurlarsa, hakkımızı isim ve şerefimizi kanun ve mahkeme karşısında koruyacağımızı hatırlatırız.”

Mavicilerin hepsi adına yapılan bu konuşmaya ve Kemal Aydın’ın daha önceki üç sayıda kendisi hakkında yazdığı eleştirilere cevap Mehmet Çınarlı’dan gelmiştir. Yazar, Kemal Aydın’ın ismini anmadan Mavi’nin son aylarda Hisar ve Hisar dergisine saldırmalarına bir anlam veremediklerini, kendisiyle ilgili yapılan eleştirilerde, yazılarını anlamayan bir gencin “ekmek parası kazanmak için ne olduğunu anlamadığı bir davayı savunmaya çalışan acemi avukatlar” düştüklerini söylemiştir. Çınarlı, yazıları üzerine eleştiri yapan bu gence, o yazıları iyi niyetle bir daha okumasını tavsiye etmiştir. Mavi dergisinde yer alan Ayın Naneleri bölümünde, Hisardan cümleler alındığını belirten yazar, onların bu cümlelerde yazanları anlayamadıklarını ifade etmiştir. Mavicilerin Bir Açıklama başlığı altında yaptıkları açıklamaları da değerlendiren Çınarlı, kimseyi korkutmak, lekelemek ve itham etmek gibi bir niyetlerinin olmadığını, fikirlerle ve o fikirlerin sahibi olan yazarlarla mücadele ettiklerini anlatmıştır.  Mavi’yi edebiyat çevrelerine girdiği zamandan beri memleket ve edebiyatı için zararlı gördükleri adamların aleti olmaması için uyardıklarını belirten Çınarlı, yazısının devamında şunları açıklamıştır: “;Amma onlar bu ikazlarımıza kulak verecek yerde, bizi düşman saydılar. Hiç lüzumu yokken, bize düşman olan bu dergilerin avukatlığını üzerlerine aldılar. Her cephesiyle Mavicilerden çok daha iyi tanıdığımız Atilla İlhan’ı da başlarına geçirip bize hücuma geçtiler.” Artık kendilerinin yapacağı bir şey kalmadığını anlatan Çınarlı, Mavi dergisine tuttuğu yolda başarılar dilemiştir. Hisarcılar için istediklerini yazıp söylemekte serbest olduklarını, kendileri hakkında yazılanlardan dolayı mahkemeye başvurmayacaklarını belirttikten sonra, Mavi’nin kendileri açısından konumunu belirtmiştir: “Yeni Ufuklar, Seçilmiş Hikâyeler, Kaynak gibi dergilere bir de Mavi katılmış, bizim için vız gelir.” Maviciler ve Hisarcılar arasındaki kalem kavgaları Ekim 1954’te Mavi dergisinin kapanmasıyla son bulmuştur.

Hisarcılar ve bazı dergiler tarafından sosyalizm propagandası yapmakla suçlanan ve sosyal realizm organı kabul edilen Mavi dergisi bu iddiaları yalanlamıştır. Bu iddialara karşılık Mavi dergisinin 25.sayısında şöyle bir açıklamaya yer verilmiştir: “Bazı gazete ve dergilerde Mavi sosyal realizm organı olarak görülmektedir. Dergimizin sosyal realizmle hiçbir ilişiği yoktur. Mavi bu konudaki gerçeği ortaya çıkarabilecek tartışmalara zemin hazırlayabilmek ümidiyle Atilla İlhan’ın yazılarına sütunlarında yer vermiştir. Dergimiz bu konuda bir anket hazırlamakta olup, anket sonunda kendi görüşünü de okuyucularına bildirecek, sosyal realizm karşısındaki durumu etraflı olarak açıklayacaktır.” Görüldüğü üzere Mavi, bu iddiaları kabul etmemiş, sosyal realizm ile ilgili dergide yer alan fikirlerin derginin sanat anlayışını yansıtmadığı, bu düşüncelerin Atilla İlhan’ın şahsi görüşü olduğu belirtilmiştir.

Ancak tüm bu açıklamalara rağmen Mavi dergisi bazı edebiyatçılarca, en ilginç tarafı da Atilla İlhan tarafından sosyal gerçekçi olarak adlandırılmıştır. Mavi dergisinin sosyal gerçekçilere tepki olarak ortaya çıktığını söyleyen Ahmet Kabaklı’ya Atilla İlhan şu yanıtı iletmiştir: “Ne Atilla İlhan ne de Mavi sosyal gerçekçilere tepi göstermiştir. Ne de göstermesine imkan vardır. Zira onlardan önce bu deyim Türk edebiyatında kullanılmıştır. Onlar tarafından da kendi kendilerini tanımlamak için kullanılmıştır. Ben, sosyal gerçekçi bir yöntem öneriyor, bunun gerekli, ulusal ve batılı bileşimi yapmaya elverişli olacağını söylüyorum.”

Sait Faik, gerek Mavicilerin kendi arasında gerekse diğer edebi topluluklarla yaptığı tartışma ve kavgalar hakkında şu sözleri söylemiştir: “Mavi güzel bir dergi, ama biraz daha kavgacı, biraz daha deli olsa rengine zarar gelmez. Denize baksanıza nasıl hırçındır. Bayılırım kavgacı delilere.”

Mavi dergisinin hangi sanat anlayışını savunduğu tartışması zaman içinde de devam etmiştir. Bu dergi yazarlarından biri olan Orhan Duru da bu tartışmalara katılmış, Mavi dergisinin yayın hayatı süresince birden fazla görüşün etkisinde şöyle anlatmıştır: “32 sayı olarak yayımlanan Mavi dergisi başlangıçta sıradan bir dergiydi; ama sonradan Atilla İlhan';ın katılımıyla başka bir biçim aldı ve Mavi Hareketi diye adlandırılan bir akım çıktı ortaya. Gerçekten bir akım sayılabilir miydi? Ben bile kuşkuluyum. Atilla İlhan sosyal realizm veya toplumsal gerçekçilik çizgisi üzerinde duruyordu yazılarında. Bir ara bu söylem sosyalist realizm gibi anlaşılma durumuna bile geldi. Atilla İlhan yazılarındaki anlayışa ters düşen şiirleriyle tanınırken, bizler tek bir gerçekçilik olmadığı tezi üzerinde duruyorduk. Çoğulcu yazınsal bir eylemdi Mavi Hareketi.”

Mavi dergisinde ayrıca, yabancı yazarlar üzerine inceleme yazılarının yayınlandığı tercümelere de yer verilmiştir. Ayrıca dönemin gündeminde olan Anayasa’nın Dili üzerine yapılan aştırmalar ve dil üzerine yazılar yayımlanmıştır. Edebiyatın sosyal boyutu üzerinde çok durulan Mavi dergisinde “İnkılap Edebiyatı” kavramında da karşı çıkılmıştır. Mavi dergisinin sayfalarında, Yeni Ufuklar, Yedi Tepe, Seçilmiş Hikayeler, Şairler Yaprağı, Mülkiye dergileri tavsiye edilmiştir. Bu da, Mavi ile diğer dergiler arasındaki bağı göstermiştir.

Sonuç olarak; 1 Kasım 1952 tarihinde çıkmaya başlayan dergiyle birlikte Türk şiirinde yeni bir eğilim ortaya çıkaran Maviciler, ürünlerinde aşırı duygusallığa, hayale, uzak belde özlemine, müziğe, yalın söyleyişe yer vererek edebiyat tarihinde farklı bir yer edinmişlerdir.

Kaynakça:
Civelek, Teoman, “Anadolu’ya Yöneliş”, Mavi, Nisan 1953.
Akyüz, Kenan, (1990). Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılap Kitabevi, İstanbul.

Yazar: Özge Beniz