Mevlana Türk Müdür ?

Okuma Süresi: 4 Dakika  | Yazdır

Asıl adı Mevlana Celaleddin-i Rumi olan bu büyük düşünür Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuştur. Doğum tarihi 30 Eylül 1207, ölümü 16 Ekim 1273’tür. Mevlana’yı bu derece ünlü ve büyük kılan önemli etkenlerden biri de babası Bahaeddin Veled’tir. Babası o dönemde şairler sultanı olarak anılmaktadır. Mevlana da bu sayede babasından eğitim alarak kendini geliştirmeye başlamıştır.

Mevlana sadece Türk-İslam edebiyatının büyük isimlerinden değil aynı zamanda dünyaya mâl olmuş çok önemli bir düşünürdür. O getirdiği tasavvufi düşünce ile çok sayıda insanı etkilemiş ve hala etkilemeye devam etmektedir.

Böylesine büyük bir ismin herhangi bir ırktan olması o ırk için bir övünç kaynağı olacağından hangi ırktan olduğu konusunda tartışmalar olmaktadır. Bu tartışmaların büyük çoğunluğu İranlı ya da Türk olduğu konusunda yoğunlaşmıştır. Bu iddiaları değerlendirilecek olursak İranlı olduğu görüşü üzerinde şunları söyleyebiliriz: Mevlana’ya İranlı denilmesinin en büyük sebebi ne İran’da doğması , ne İran’da yaşaması ne de İran’da ölmesidir. Ona İranlı denilmesinin en büyük sebebi kendisinin Farsça eser vermesidir. Ancak bu bilgi bize herhangi bir şeyi kanıtlamaz. Çünkü ; bir şairin herhangi bir dilde eser vermesi o şairin o dile sahip olunan ırktan olduğu manasında gelmez. Zaten bu görüş tarihin değişilmez kuralı olan : ” Bir olay o döneme göre değerlendirilir , geçmişte olan bir olay ya da düşünce günümüze göre değerlendirilemez’ görüşü ile de çürütülebilir. Bu görüşü atanlar o zaman Farsça eser vermesini günümüze koşullarına göre değerlendirdiğinden yanlış bir görüşe kapılmaktadr. Öyle ki Mevlana Selçuklu döneminde Konya’da yaşamış ve burada eserlerini vermiştir. Onun Farsça eserler vermesinin sebebi o döneminin edebi dilinin Farsça olmasından dolayıdır. O dönemde Türkçe edebiyat dili olarak rağbet görmediğinden yazarlar ve şairler Farsça ve Arapçaya yönelmektedir. Bunun doğru olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur. Günümüzde yazılan bilimsel makaleler genelde nasıl İngilizce ise o zaman da edebi dil Farsça idi. Mevlana’nın isminde yer alan Rumi mahlası da bir ipucu verebilir. Ona bu mahlasın verilmesinin sebebi Anadoluda olmasındandır. Çünkü o zamanlar Anadoluya ; Diyar-ı Rum denilmekteydi. Ayrıca Mevlana’nın öğreti ve tasavvufi görüşlerini sistemleştiren ve günümüze aktaran Mevlevilik oluşumu Osmanlı’da oluşmuş ve devam etmiştir. İran’da böyle bir oluşum ne vardır ne de görülmüştür. bu sadece Türklerde olan bir tarikattır.

Ayrıca ne Mevlana’nın ne de oğlu Sultan Veled’in İran’da görülen Şii’lik mezhebi ile alakası yoktur. Onların hiçbir eserinde bu mezheple ilgili bilgi verilmez. Mevlana ailesi arasında Hakaniye lehçesinde konuşurdur. Bu lehçe has Türkçe lehçesidir. Bu Kaşgarlı Mahmud’un Ali Şir Nevai’nin lehçesidir. Zaten Afganistan’da doğmuş ve Konya’da yaşamış birinin sadece o dilde eser verdiği için İranlı olmasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.

Yabancı kaynaklarda ise Mevlana İranlı düşünür olarak lanse edilir. Ancak ; bunun sebebinin politik olduğunu düşenebiliriz. Onların da en büyük delili Farsça eser vermesidir. Ancak Farsça eser vermesi bir delil olarak sunamayacağımızı yukarıda açıkladık.

Mevlana’nın iranlı olduğu konusundaki tartışmalar son 45-50 yılda yoğunlaşmaktadır. Eğer Mevlana gerçekten İranlı olsaydı bu tartışma Mevlana hemen öldükten sonra çıkardı.
Mevlana’nın kendi ağzından nereli olduğuna gelirsek. O şunları söylemştir:
”Bigâne megirid mera zin kûyem,
Der kûyi şüma hanei hud micuyem;
Düşmen neyem erçend ki düşmen ruyem
Alsam Türkest egerçi Hindî gûyem.”

Yabancı bellemeyin, ben de bu eldenim. Sizin diyarınızda kendi ocağımı aramaktayım. Düşman gibi görünüyorsam da düşman değilim. Hintçe söylüyorum ama aslım Türktür.
Yine de unutulmamalıdır ki : Mevlana milletler ve kültürler üstü bir değerdir.

Yazar: Özgün ÖZDEMİR