İnsanoğlu yoktan var olarak yaratılıp yaşamaya bırakıldığı dünyada, büyük patlama sonucu zamanla yaşanılabilir hale gelen dünyamızda, zamanla evrimleşerek günümüzdeki halini çok uzun yıllar sonra almıştır. Buradaki uzun yıllar ifadesi, bizim var oluş süremiz hesaba katılır ise söz konusudur. Yoksa dünyanın var oluşu süresini nazara alır isek, oldukça kısa gelecektir. Modern insanın kendisini keşfetmesiyle beraber, dünya üzerinde her geçen asırda kendisini daha çok geliştirdiğini görürüz. Afrika kıtasının günümüz Somali coğrafyasında ilk modern insanın bundan yaklaşık 250 bin yıl önce yaşadığı tespit edilmiştir. Sonraki dönemlerde insan yaşadığı coğrafyalarda yayılmacı bir politika izlemiştir. Dünya üzerinde var olan bütün kara parçalarına hızlı bir şekilde yayılan insan, her geçen yüzyılla beraber kendisini güncellemiş ve de çeşitli buluşlara, keşiflere imza atmıştır. Aradan geçen 250 bin yıl sonrasında günümüzde insan nüfusu, 7 milyar seviyelerini çoktan aşmış ve de hızlı bir şekilde de çift hanelere doğru koştuğu gözlemlenmiştir. Modernleşen insan ya da başka bir ifadeyle düşünen insan, yaşamın nedeni konusunda tam olarak fikir birliğine varamasa da, diğer birçok alanda bilimsel açıdan çok ciddi bir ilerleme kaydetmiştir. Bu ilerleme öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, Aslında insanın yaşamına uygun olmayan bölgeler coğrafyalar dahi insanın iştihanı kabartmaya yetmiştir.

Yaşadığımız bu gezegenin herhangi bir benzeri olup olmadığı kesin olarak saptanabilmiş bir mesele değildir. Bu durum şimdilik böyle olsa da ilerleyen yüzyıllarda durumun ne olacağını göreceğiz. İnsanoğlu, Dünya üzerindeki keşfinin artık neredeyse sonuna yaklaşmıştır. Bu da doğal olarak insanın düşünen ve de araştıran bir birey olmasından cihetle, yönünü Dünya’dan başka gezegenlere çevirmesine yol açmıştır. Biz her ne kadar bunu bilsek de bu konu üzerinde duran sadece birkaç ülke vardır. Bunlar arasında en önemlisi şüphesiz ki, Amerika Birleşik Devletleri’dir. NASA bir devlet kurumu olarak Birleşik Devletleri’nin Uzay alanında aktif bir faaliyet yürütmesini sağlar. Birçok gezegen hakkında çeşitli bilgilere ulaşan ve de bunların doğruluğunu ispatlayan NASA, en olabilir hedef üzerinde ciddi çalışmalar yürütmektedir. Bu günümüz teknolojisi nazara alınırsa son derece isabetlidir. NASA, Dünya ile benzer özellikler içeren ancak tam olarak Dünya gibi insan yaşamına elverişli olmayan Mars üzerinde, çeşitli çalışmalar yürütmektedir. Bu da Mars üzerinde bir insan varlığının hayatta kalıp, yaşamını idame ettirip ettirmemesi meselesi ile ilgilenilmesi anlamına gelir. NASA, bu uğurda milyar dolarlara varan harcamalar yapmıştır ve de daha yapacaktır. Bu uğurda Uzay’da yürütülen çok sayıda çalışma zaten hali hazırda sürdürülmektedir. Bunun yanı sıra ayrıca Dünya üzerinde de Mars ile ilgili çeşitli deneysel faaliyetler sürdürülmektedir.

Bu deneyler arasında en önemlilerinden biri bir takım bilim insanının Mars’ta yaşam deneyi adı altında Amerika Birleşik Devletleri’nin Hawaii eyaletinde bulunan Mauna Loa Dağı’nda 8 ay süre boyunca yaşam mücadelesi vermesidir. Bu deneyde bilim insanları sanki Mars’ta imiş gibi kendi yiyeceklerini dahi kendileri üretmişlerdir. Bunlar arasında çeşitli sebze ve meyve bitkileri de bulunur. Söz konusu bu dağın yüksekliği deniz seviyesinden 2 bin 500m olup, son derce zorludur. 6 kişinin katıldığı bu deneyde adeta Mars öncesi yaşan deneyi simülasyonu gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar oldukça etkileyicidir. Kendi temel gıda maddelerini başarılı bir şekilde üreten bilim insanları 8 ayın sonunda herhangi bir sağlık sorunu ile karşı karşıya kalmamış ve de bu deneyi başarılı bir şekilde tamamlamıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Mars’ta koloni kurma fikri son derece bilinen ve de gerçekleştirileceğine inanılan bir konu haline gelmiştir. İlerleyen zamanlarda durum ne yönde cereyan edeceğini hep beraber göreceğiz.

Yazar:Emir Karasu

 

Editör : Suna Korkmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here