Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

Sayfayı Yazdır
>kaside

Şiirin birim sayısı, birimdeki dize sayısı, dizelerdeki hece sayısı ve kafiye düzeni ile belirlenen şekline nazım biçimi adı verilir. Şiirin bazen konusu, bazen de ölçüsünün kalıbı şiir biçimi önemlidir.

Nazım biçimindeki dizelerin kümelenişine nazım birimi; nazım birimlerindeki dizeler arasındaki uyak bağlantısına uyak düzeni; nazım şekilleri, nazım birimi ile uyak düzenine göre türlere ayrılmasına nazım türü denir.

Nazım türlerinde dize ve uyak düzeni şemayla; bu şemada her dize bir çizgiyle; kafiyeler bir harfle gösterilir. Ana kafiye için “a” harfi kullanılır. Diğer kafiyeli dizeler “b”den başlanarak sırayla harflendirilir. Kafiyesiz dizeler “x” ile; nakaratlar harfin üzerine konan küçük bir “n” harfi ile gösterilir.

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

Divan şiiri, mazım biçimleri açısından zengin bir şiirdir. Nazım biçimleri beyit ve bent olmak üzere ikiye ayrılır. Beyitle yazılanlar “aynı” ve “ayrı” uyaklı olmak üzere iki dala ayrılır. Aynı uyaklıların en önemlileri gazel, kaside ve müstezattır. Ayrı uyaklı tek nazım şekli ise mesnevidir.

Bentlerden oluşan nazım biçimleri de tek bentli ve çok bentli olarak gruplandırılır. Tek bentli olanlar rübai ve tuyuğ, çok bentliler ise musammat ana başlığı altında toplanan murabba, şarkı, muhammes, tahmis, tardiye, taşdir, müseddes, tesdis, müsebba, tesbi, müsemmen, temsin, muaşşer, taşir, terkib-i bent ve terci-i benttir. Bunun haricinde müfred yani tek beyit ve azade (tek mısra) vardır.

Dize, manzum yapıtların her bir satırına verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmiş beytin yarısına da mısra denir. En küçük anlamlı nazım birimi olan mısra, bir şiirin parçası olabileceği gibi, bağımsız bir bütünlük de olabilir. Divan edebiyatında kendi içinde bir bütün oluşturan mısralara mısra-i azade yani bağımsız mısra adı verilebilir. Ayrıca bir beytin birbirinin anlamlarını tamamlayan ya da aralarındaki anlam bağı kesin olmayan mısralarına da aynı ad verilir. Yetkinliği, sağlamlığı, özlü ve çarpıcı anlatımıyla dikkat çeken, her zaman hatırlanabilen, dilden dile dolaşan mısralara mısra-i berceste veya şah-mısra adı verilir.

kaside4

Beyitlerden Oluşan Tek Kafiyeli Nazım Şekilleri

Gazel

Divan şiirinde en çok kullanılan nazım şekillerindendir. Kelime anlamı kadınlarla aşıkâne sohbet etmek, konuşmak; kadınlar için söylenen güzel, aşk dolu söz demektir. Terim olarak aşk, şarap, tabiat ve kadın konularını işleyen şiirlere denir. Ayrıca klasik musikimizde, bir kişi tarafından özel bir ahenkle okunan musiki eserlerine gazel; gazelleri makamla okuyan kişilere gazel-hân, gazel yazan ustalara ise gazel-sera, gazel-nuvis; gazel tarzında olan şiirlere gazeliyyât adı verilir.

Bağımsız bir nazım biçimi olarak Türk edebiyatına İran edebiyatından gelmiştir. Biçimde herhangi bir değişikliğe gidilmemiş, Türk şairleri tarafından sıkça kullanılmış olup, aruzun hemen hemen her kalıbıyla yazılmışlardır.

Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Gazelin ilk beytine matla, son beytine makta adı verilir. Matla beytinden sonra gelen son beyte hüsn-i matla, makta beytinden bir önceki beyte ise hüsn-i makta, en güzel beytine beyt’ül gazel denir.

Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzeni “aa-ba-ca-da-ea-fa…” şeklindedir.

kaside3

Gazel Örneği:

Gönül düşüp ham-ı giysû-yı yâra kalmışdur

Netîce hâtırum ol yâdigâra kalmışdur

 

İrişmeyince hatı âşinâlık itmez o yâr

Anunla sohbetümüz tâ bahâra kalmışdur

 

Hadengi sâika-sürat iken ol âhûnun

Gelince menzil-i cism-i nizâra kalmışdur

 

Güşâyiş-i der-i genc-i tılsım her dü-cihân

Niyâz-ı nîm şeb ü âh ü zâra kalmışdur

 

Acebdür ol büte cân virmek isterem Sırrî

Benüm işüm hele Perverdigâvar’a kalmışdur

             (Üsküdarlı Sırrî)

Gazelde öncelikle beyit güzelliğine önem verilir. Bir gazelde beyitler yalnız vezin ve kafiye yönüyle değil, anlamları bakımından da birbirine bağlanmışsa yani bir konu bütünlüğü varsa, böyle gazellere yek-ahenk, bütün beyitler aynı güçte ve güzellikte söylenebilmişse bunlara da yek-âvâz gazel adı verilir.

Yek-âvâz ve âşıkane üslupla yazılmış gazele örnek:kaside2

Menüm tek hiç kim hiç kim zâr u perişân olmasun yâ Rab

Esîr-i derd-iaşk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab

 

Dem-a-dem cevrlerdür çekdüğüm bî-rahm bütlerden

Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Rab

 

Görüp endişe-i katlümde ol mâhı budur derdüm

Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Rab

 

Çıkarmak itseler tenden çeküp peykânın ol servün

Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Rab

 

Cefa ü cevr ile mu’tâdem anlarsuz n’olur hâlüm

Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Rab

 

Dirmen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa

Gönül tahtına andan gayrı sultân olmasun yâ Rab

 

Fuzûlî buldı genc-i afiyet meyhâne küncinde

Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Rab

                           (Fuzûlî)

Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır. Buna musarra beyit denir. Birden fazla musarra beyit varsa bu gazele zü’l-metâli veya zâtü’l-metâli, her beyti musarra yani her dizesi uyaklı olan gazele müselsel denir.

Bazı gazellerin matla beytini oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin makta beytinde yani son beyitte yinelenmesine redd-i matla, matla veya maktadaki dizeler dışındaki bir dizenin maktada yinelenmesine redd-i mısra adı verilir. Tekrarlanan bu dizenin hoş bir etki yapabilmesi için güzel olması gerekir.

Şair mahlasını makta ya da hüsn-i maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla mahlas beyti ya da mahlas-hâne olarak bilinir. Şair mahlasını uygun düştüğünde iki ayrı beyitte de kullanabilir. Mahlas kullanılmamış gazeller de mevcuttur.

Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-i tahallüs adı verilir:

Minnet Hudâ’ya devlet-i fenâ bulur

Bâkî kalır sahîfe-i âlemde adımız.

     (Bâkî)

Mahlas beytinden sonraki birkaç beyitte şair, zamanın padişahı, devlet büyükleri veya tarikat uluları için övgüde bulunur. Bu tarz gazellere gazel-i müzeyyel denir.

Mısra sonlarındaki kafiyelerden ayrı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Genelde aruzun iki çeşit parçaya bölünebilen kalıplarıyla yazılır. Baştan ya da ikinci beytinden başlayarak bu eşit parçalardan ilk üçü kendi aralarında kafiye oluşturur ve her beyit küçük bir dörtlük halini alır. Fuzûlî’nin aşağıdaki beyti musammat gazele güzel bir örnektir:

Beni cândan usandırdı   /  cefâdan yâr usanmaz mı?

Felekler yandı âhımdan  /  murâdım şem’i yanmaz mı?

 

Kamu bîmârına cânân   /  devâ-yı dert eder ihsân

Niçin kılmaz bana dermân  /  beni bîmâr sanmaz mı?

 

Gamım pinhân tutardım ben   /  dediler yâre kıl rûşen

Desem ol bî-vefâ bilmen     /  inanır mı inanmaz mı?

 

Şeb-i hicrân yanar cânım  /   döker kan çeşm-i giryânım

Uyarır halkı efgânım    /      kara bahtım uyanmaz mı?

 

Gül-i ruhsârına karşu   /    gözümden kanlu akar su

Habîbim fasl-ı güldür bu  /      akar sular bulanmaz mı?

 

Değildim ben sana mâil   /     sen ettin aklımı zâil

Bana ta’n eyleyen gâfil     /    seni görgeç uyanmaz mı?

 

Fuzûlî rind-i şeydâdır    /   hemîşe halka rüsvâdır

Sorun kim bu ne sevdâdır    /   bu sevdâdan usanmaz mı?

              (Fuzûlî)

Sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı beşten az olan gazellere na-tamam gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bent biçimine dönüştürdükleri gazellere tahmis veya terbi denir.

Divanların ağırlık noktasını oluşturan gazellerdir. Gazellerin adlandırılması kafiye ya da rediflerin son harflerine göre olur. Bu dizilişte esas olan Arap alfabesidir.

Gazellerde aşk, şarap âlemleri, doğa güzellikleriyle birleşmiş bir biçimde canlı ve akıcı bir üslupla kaleme alınır. Konu bakımından lirik bir nazım şeklidir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber gazeller genelde aşk şiirleridir.

Gazeller, konularına göre de değişik isimler alırlar.

Aşkın verdiği mutluluğu, sıkıntıyı, sevgiliden şikâyet etmeyi içli ve duygulu bir şekilde anlatan gazellere âşıkane gazel denir. Bu alanın en önemli temsilcisi Fuzulî’dir.

İçkiyi, içki zevkini, içki ile ilgili düşünceleri, hayata karşı kayıtsızlığı, yaşama boş vermişliği ve yaşamdan zevk almayı işleyen gazellere rindâne gazel denir. Bunun en önemli temsilcisi Bâkî’dir.

Kadınları ve aşkın zevklerini konu edinen zarif ve çapkın bir anlatımla söylenmiş gazellere ise şûhane gazel, Nedîmâne tarz denir. Bu türün en önemli temsilcisi Nedîm’dir.

Ahlakla ilgili öğütler veren, türlü hayat görüşlerini yansıtan, özdeyiş niteliğindeki sözlerin ağır bastığı gazellere hâkimâne gazel, hikemî gazel denir. Nabî ve Koca Ragıp Paşa’nın bu tarzda gazelleri vardır.

Kaside

Kaside kastetmek, yönelmek, niyet etmek anlamlarında Arapça bir kelimedir. Terim olarak belli bir amaçla yazılmış manzume anlamına gelir. Türk edebiyatında din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan uzun şiirlerdir.

Kaside şairlerine kaside-gû (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir.

Kaside beyitlerle yazılır. Beyit sayısı genelde 33-99 arasında değişir. Ancak, 33′ten az, 99′dan çok olan kasidelerin sayısı da az değildir.

Kasidenin ilk beytinin mısraları aynı uyaklı, ondan sonraki beyitlerin mısraları ise birinci beyit ile uyaklıdır. Uyak düzeni aynı gazeldeki gibi “aa-ba-ca-da-ea-fa…” şeklindedir.

Kasidenin ilk beytine matla, son beytine makta, en güzel beytine şah beyit veya beytü’l kasid, şairin adının veya mahlasının geçtiği beyte taç beyit denir. Bazen şairin mahlasını söylediği birden fazla beyit olabilir. Taç beyit, kasidenin son yani makta beyti olabileceği gibi, ondan önceki beyitlerden biri de olabilir. Şairler genellikle mahlaslarını tegazzül, fahriye ve dua kısmında ya da kasideyi bitirmeden birkaç beyit önce söylerler.

Şair kaside içinde, herhangi bir yerinde matla beyti tekrarlanabilir. Yani “aa” şeklinde olabilir. Buna tecdîd-i matla denir. Tecdid-i matla olan kasidelere zâtü’l-matla, zü’l-metâli adı verilir.

Kasideler, mürettep divan sıralamasında divanların başında ve öteki şiirlerden önce yer alır. Divanlarda önce dinî konulardaki tevhîd, münacât, na’t kasideleri; dört halife hakkındaki kasideler; padişah, sadrazam, vezir vb. için yazılmış kasideler sıralanır. Kasideler, devrin toplumsal hayatına ışık tutması açısından önemlidir.

Kaside 6 bölümden oluşur:

Birinci bölüm 15-20 beyitten oluşan nesîb veya teşbîb denilen giriş bölümüdür. Kasidenin girişi ve şiir yönünün en ağır bastığı bölümüdür. Konusu aşk ve sevgili olan başlangıç kısımlarına nesib, başka ve değişik konuları işleyen kaside başlangıçlarına teşbib adı verilmiştir.

Kasideler bu nesîb kısımlarının konularına göre adlandırılmıştır. Nesibleri baharı anlatan kasidelere bahariye, kışı anlatanlara şitâ’iyye ve bayramı anlatanlara ıydiyye, düğünleri anlatanlara sûriye denir. Rediflerine göre isim alan kasideler de var: su kasidesi, sünbül kasidesi, sühan kasidesi… gibi. Redifi olmayanlar da kafiyelerinin son harfleriyle anılırlar: Râ’iyye, Mimiyye, Vâviyye… kasidesi gibi. Bazı şairlerin hiç nesîb yapmadan doğrudan methiyeye geçtikleri olmuştur.

İkinci bölüm girizgâh ya da girizdir. Kasidelerin nesib bölümünden asıl konu olan methiye bölümüne geçerken söylenen beyit ya da beyitlere denir. Bu beyit ya da beyitler iki bölümü birleştiren basamak görevindedir. Gelişi güzel söylenmez, yeri getirilerek, uygun, nükteli bir sözle övgüye başlandığı belirtilir.

Üçüncü bölüm methiyedir. Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü yerdir. Övülen kimsenin kişisel yetenekleri hiç dikkate alınmadan çok abartılı olarak, kalıplaşmış mazmun ve benzetmelerle yapılan övgüdür. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen methiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.

Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Gazel söyleme, gazel tarzında şiir yazma anlamına gelir. 5-12 beyit arasında değişir. Kasidelerin içinde genelde methiye bölümünden sonra bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta gazel söylemektir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir. Kimi zaman gazeller tegazzülle başlayabilir. Bu durumda kasidede nesib bölümü bulunmaz. Gazelden sonra yine methiyeye geçilir.

Beşinci bölüm fahriyedir. Kaside içinde şairin kendisini övdüğü bölümdür. Methiye bölümünde de olduğu gibi şair, abartılı olarak kendisini İran’ın ünlü şairleriyle karşılaştırarak över. Hatta şiirinin ve şairlik gücünün onlardan üstün olduğunu söyler.

Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişinin başarılı, uzun ömürlü ve talihinin iyi olması yolunda iyi dileklerde bulunarak dua edilir.

Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Bir başka adlandırma redife göredir: şemsiyye, sünbüliyye, su kasidesi… gibi. Redifli olmayanlar da kafiyelerinin son harfleriyle anılırlar. Kasidenin kafiye harfi r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfi ile bitiyorsa kaside-i lâmiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye adları verilir.

Kasideler konularına göre de adlandırılır. Tanrı birliği anlatılıyorsa tevhid, Allah’a yakarış söz konusu ise münâcât, peygambere övgü varsa na’t adını alır.

Dini konularda yazılan kasideler hariç, kasideler bir geçim kaynağı olarak kullanılmıştır. Padişahın tahta oturması, bazı kişilere sadrazamlık, vezirlik, şeyhülislamlık verilmesi, savaşta kazanılan bir başarı, bayram, düğün kutlamaları, saray, çeşme, hamam gibi yapıların tamamlanışı gibi devlet büyüklerine kaside sunmak için bir fırsat olmuştur. Kaside sunan kişiye ihsan ve caize ile ödüllendirmek bir adet haline gelmiştir. Bugünkü anlamda bir bakıma telif ücreti de denilebilir.

Matla bölümü

Rûh-bahş oldu Mesîhâ-sıfat enfâs-ı bahâr

Açdılar dîdelerin hâb-ı ademden ezhâr

 

Taze cân buldı cihân erdi nebâtâta hayât

Ellerinde harekât eyleseler serv ü çenâr

 

Nesib veya teşbib bölümü

Döşedi mihr-i felek yolları dibâlar ile

Etdi teşrîf çemen mülkini sultân-ı bahâr

 

Subhdem velvele-i nevbet-i şâhî mi degül

Savt-ı murgân-ı hoş-elhân u sadâ-yı kühsâr

 

Girizgah bölümü

Dâmenin dürr ü cevâhirle pür etdi gül-i ter

Ki ede hâk-i der-i hazret-i Paşaya nisâr

 

Sâhib-i tîg ü kalem mâlik-i câm u hâtem

Âsaf-ı Cem-azamet dâver-i Cemşîd-vekâr

 

Methiye bölümü

Manzar-ı kasr-ı sa’âdetden anun re’yi gibi

Rûy göstermedi bir şâhid-i hurrem-dîdâr

 

Bâğ-i cihânda nihâl-i kereminden derilür

Lutf-ı bî-minneti meyvelerinden her bâr

 

Tegazzül bölümü

Gül gibi gülşene kılmaz nola arz-ı dîdâr

Hayli döküldi saçıldı yolına fasl-ı bahâr

 

Reşk-i dendânun ile hançere düşdi lâle

Berg-i sûsende gören etdi sanur anı karâr

 

Taç beyit

Koma Bâkî kulunı cur’a-sıfat ayakda

Dest-gîr ol ana ey dâver-i âlî-mikdâr

 

Fahriye bölümü

Puhteür gayrılar eş’arı meger puhte piyâz

Hâm anberdür eger hâm ise de bu eş’ar

 

Hâm var ise eger micmere-i nazmunda

Dâmen-i lutfun anı setr ede ey fahr-ı kibâr

 

Dua bölümü

Lâlelerle bezene nitekim deşt ü sahrâ

Nitekim güller ile zeyn olan dest destâr

 

Nitekim lâlelerle şebnem ola üftâde

Güllere âşık-ı şeydâ geçine bülbül-i zâr

 

Makta bölümü

Gül gibi hurrem u handân ola rûy-ı bahtun

Sâgar-ı ayşun ola lale-sıfat cevherdâr

Müstezat

Müstezadın sözlük anlamı, ziyadeleştirilmiş, artmış, çoğalmış demektir. Edebiyat terimi olarak uzunlu kısalı mısralar halinde yazılan nazım şeklinin adıdır. Bir gazelin her dizesine bir kısa dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir.

Genellikle aruzun “mef’ûlü/ mefâ’îlü/ fe’ûlün” kalıbı kullanılarak yazılırlar. Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son parçalarından olan mef’ûlü/ fe’ûlün kalıbına uygun kısa bir dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan dört dize bir beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatların yanı sıra çift ziyadeli olanlar da vardır.

Müstezatlar, aşk, sevgili, şarap, tabiat gibi konularda yazılmışlardır. Ayrıca methiye, na’t, tevhid, münacât, hiciv, dervişlik, tarikat, dünyaya bağlılık ve müzik terimleri ile ilgili müstezatlar da vardır.

Müstezat, Türk edebiyatına İran edebiyatından gelmiştir. Türk edebiyatında bilinen ilk müstezatlar Nesîmî’ye aittir. Tanzimat döneminden sonra Servet-i Fünun edebiyatçıları müstezada fazla ilgi göstermişlerdir.

Müstezat Örneği

Ey şûh-i kerem-pîşe dil-i zâr senindir

Yok, minnetin aslâ

Ey kân-ı güher anda ne kim var senindir

Pinhân ü hüveydâ

Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz

Baş üzre yerin var

Gül goncasısın kûşe-i destâr senindir

Gel ey gül-i ra’nâ

  ( Nedîm)

Kıt’a

Kıt’anın sözlük anlamı parça, bölük, cüzdür. İkinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle kafiyeli genelde iki beyitli bir nazım şeklidir. Kafiye şeması xa-xa şeklindedir.

Matla ve makta beyti bulunmayan kıt’ada iki beyitten uzun kıt’alara kıt’a-i kebîre denir. Uzun kıt’alar, divanlarda kasidelerden hemen sonra; diğer kıt’alar divan sonlarında mukatta’ât adı altında birleştirilmişlerdir.

İki beyitli kıt’alar, edebiyatımızda çok sık kullanılmışlardır. Bu sebeple kıt’a terimiyle daha çok iki beyitli şekiller belirtilmiştir. Bu kıt’alar dört mısradan meydana geldikleri için bunlara dörtlük adı da verilmiştir. Rübâilerle zaman zaman karıştırılmışlardır.

Kıt’alar aruzun her kalıbıyla yazılırlar. Kıt’aların konusu çok çeşitlidir. Önemli bir düşünce, hikmet, yergi, nükte olabilir.

Kıt’a Örneği

Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin

Ki fesâd-ı rakamı sûrumuzu şûr eyler

Gâh bir harf sukûtıyla eder nâdiri nâr

Gâh bir nokta kusûrıyla gözü kûr eyler

                        (Fuzûlî)

Kaynakça:
İpekten, Haluk (1999). Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, Dergah Yayınları, İstanbul.
Macit, Muhsin (1996). Divan Şiirinde Ahenk Unsurları, Akçağ Yayınları, Ankara.

Yazar: Özge Beniz