Osmanlı Terminolojisinde Kullanılan Bazı Terimler, Deyimler ve Anlamları – Bölüm 2 –

Okuma Süresi: 4 Dakika  | Yazdır

Câize: Osmanlı terminolojisinde bir şairin veya bir yazarın methiye (övgü) şeklindeki eserini sunduğu büyük ve varlıklı kişiden aldığı zamanın telif ücretine verilen isimdir. Bu ücret bahşiş, para veya ağır hediyeler şeklinde olabilirdi.

Çelebi: Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün dönemlerinde terbiyeli, kibar, olgun ve görgülü erkekler için kullanılan bir ünvandır. Bugünkü ”bay” kelimesinin karşılığı olarak düşünülebilir.

Cülus: Arapça’da ”oturmak” anlamındadır. Bir Osmanlı padişahının ölümü veya tahttan inmesinden / indirilmesinden sonra, yerine gelen padişah için yapılan görkemli tahta çıkma törenidir. Görkemli törenler sırasında askerler ve memurlar için ”Cülus Bahşişi” dağıtmak da Osmanlı Sarayı’nın önemli âdetleri arasında sayılır.

Çaşnigîr: Osmanlı saraylarında veya konaklarında sofra hizmetlerinde görevli kişiler için kullanılan tabirdir. Bu kişiler, malzemelerin temin edilmesinden hazırlanmasına, kontrolünden dağıtımına kadar pek çok alanda hizmet görürlerdi. Bunlara ”zevvakin-i hassa” da denirdi.

Darülbedayi (Dâr’ül-bedâyi-i Osmânî): Halen İstanbul Şehir Tiyatroları ismiyle varlığını sürdüren sanat topluluğunun Osmanlı’daki ilk ismidir. Bu sanat kurumu, İstanbul Belediyesi tarafından ilk olarak 1914 yılında konservatuvar olarak açılmış, daha sonra okul kimliğinden çıkıp tiyatro topluluğuna dönüşmüştür.

Darülfünun (Dâr’ül-Fünûn): Osmanlı’da 1933 yılına dek üniversiteye verilen isimdir. Bugünkü Türkçe’ye çevrildiğinde ”Bilimler Yurdu” anlamına gelir. Çok kapsamlı bir kütüphanesi ve laboratuvarları olan Darülfünun, 1863 yılında devrin önemli bilim insanlarının verdiği derslerle öğretime başlamıştır.

Dersaâdet: İstanbul şehrinin Osmanlı dönemindeki ismidir. Kelime olarak ”(mutluluk) kapısı / yeri” anlamına gelmektedir.

Divân-ı Hümâyun: Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasî, idarî, askerî, malî, adlî ve örfî tüm önemli devlet işlerinin ele alındığı ve karara bağlandığı en yüksek yönetim organıdır. Günümüzün Bakanlar Kurulu’na benzetilebilir. Başkanı Sadrazam olan Divân-ı Hümâyun’un en önemli özelliği, kadın-erkek her sınıf ve kesimden halka açık olması, şikayet ve davaları tarafsızlıkla araştırıp karara bağlamasıdır. Padişah’ın bir kafes arkasından izlediği bu yüksek mercinin çalışma gün sayısı zaman içerisinde azaltılmıştır.

Edebiyat-ı Cedîde: Kelime anlamı ile ”Yenilikçi Edebiyatçılar / Yeni Edebiyat” olarak anlaşılabilir. Tanzimat’tan sonra ortaya çıkmış ve Divan Edebiyatı’na karşı gelişmiştir. Batı Medeniyeti’nin etkisi ile şekillenmiş yenilikçi bir akımdır.Bu hareketi temsil eden sanatçılar, yazı işlerinin başında Tevfik Fikret’in bulunduğu haftalık Servet-i Fünun dergisinin çevresinde toplanmışlardır. O yüzden bu yeni akıma Servet-i Fünun Edebiyatı da denir. Bu yeni edebiyat türünün en önemli özelliklerinden biri de ”sanat için sanat” ilkesini benimsemesidir.

Ferman: Farsça bir kelimedir ve ”emir / irade / buyruk” demektir. Osmanlı İmparatorluğu’nda herhangi bir şey veya iş için padişahların tuğrasını,, mührünü veya nişanını taşıyan, uyulması zorunlu yazılı emirleri içeren tarihî bir evraktır. Osmanlılarda 2 çeşit ferman vardır;
1) Emr-i Şerif: Doğrudan Divan’dan gönderilen Padişah tuğralı ferman.
2) Doğrudan Padişah’ın gönderdiği ve ilk paragrafında kendi el yazısının olduğu tuğralı ferman.
Fermanlarda genellikle şekil olarak ”Divan-ı Hat” denen girift yazı şekli kullanılmıştır.

Garb: ”Güneşin battığı yön (batı)” anlamına gelen Arapça bir kelimedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda ”garb” kelimesi önceleri Mekke ve Medine şehirlerinin batısındaki kuzeydoğu Afrika ülkeleri için kullanılırken, son dönemlerde sadece Avrupa ülkeleri için kullanılmıştır. Yine bu kelimeden türeyen ”mağrib (batı tarafı)” kelimesi de aynı anlama gelir. ”Şark (doğu)” kelimesinin zıddıdır.

Gedik Sistemi: Osmanlı İmparatorluğu içindeki esnaf ve sanatkârların yardımlaşmasını sağlayan, ticarî hayatta tekelleşmeyi ve haksız rekabeti önleyen önemli bir denetim sistemidir. Mal, hizmet, kalite ve fiyat kontrolünün de yapıldığı bu sistemin işlevini günümüz Sanayi ve Ticaret Odaları’nın görevlerine benzetebiliriz.

Göğe: Osmanlı Donanması’nın en büyük model teknesine /savaş gemisine verilen isimdir. Güverte toplarının dışında, top ambarı da olan bu gemiler 26 çift kürekle çekilirdi.

Yazar: Demet Katipoğlu