Otomatik Pilot Bir Uçağı Nasıl Uçurur ?

Okuma Süresi: 6 Dakika  | Yazdır

20. yüzyılda birçok keşif ve de buluş gerçekleştirilmiş olsa da içlerinde biri vardır ki, insanın yüzyıllar boyunca hayalini kurduğu uçma eylemini fiiliyata dökmeyi başarmıştır. Öyle ki bu buluş ”20. yüzyılın buluşu” olarak da kayıtlara geçmiştir. Görüldüğü üzere o dönemde birçok hayatımıza yön veren birçok buluş olsa da, hiçbiri uçmak kadar sıradışı kabul edilmemekte idi Aslında zaman ilerledikçe bu konuda ne kadar haklı olunduğu da ortaya çıkmıştır. İçinde canlı yaşamı olan ve de insan varlığının tek evi olan Dünya, uçağın icadı ile beraber oldukça küçük bir hale gelmiştir. Eskiden günler, haftalar, aylar süren yolculuklar artık dakikalara ve en fazla saatlere inmiştir.

Wright kardeşler ilk uçuş deneyimini tasarladıkları uçakla gerçekleştirdiği vakit takvimler 1900’lerin ilk yıllarını gösteriyordu. Bu dönemde sadece saniyeler boyunca havada kalabilen araca uçak adı verilmiştir. Her ne kadar ilk uçağı tasarlayan ve uçan kişiler Wright kardeşler olarak bilinse de daha sonra, bunun Gustav Weisskopf tarafından daha önce gerçekleştirilmiş bir başarı olduğu kanıtlanmıştır. Alman bilimci Weisskopf kendi tasarladığı uçağı ile deneme uçuşu yapmış, ancak bu uçuşa şahitlik edebilecek herhangi biri olmadığı için Wright kardeşler ”uçak” buluşunun patentini alan ilk isimler olmuştur. Aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra, Gustav Weisskopf’un tasarımlarını inceleyen uzmanlar Weisskopf’un da iddia ettiği gibi uçmuş olabileceğini ispatladılar. Bunu tasarımlara birebir uyan uçak modeli ile gerçekleştirilen deneme uçuşu sonucu başarmışlardır.

İşte havacılığın bu müthiş tarihi bu minvalde cereyan etmiş ve de günümüze dek uzanan süreç bu doğrultuda gelişme göstermiştir. 20. yüzyılda havacılık süratli bir şekilde ivme yakalamış ve bu sektörün merkezi şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. Ancak her ne kadar sivil havacılık hayatımıza büyük kolaylıklar getirse de, bunun savaş sanayisine de ciddi etkisi olmuştur. Savaş uçaklarının üretimiyle beraber, savaşlar daha da acımasız bir hale gelmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı sırasında savaşan devletlerin bu denli ağır kayıplar vermesi uçak bombardımanları ile açıklanır.

Müttefiklerin, Almanya öncülüğündeki Mihver kuvvetlerinin şehirlerine tonlarca bomba bıraktığı halen akıllardadır. Bu da can kayıplarını ve de yıkımı son derece artırmıştır. Günümüzde havacılık çok daha da gelişmiş bir sektördür ve hem sivil hem de askeri havacılığın doruğa ulaşacak bir teknolojiye doğru yelken açtığını söyleyebiliriz. Bu süreci başlatan jet motorunun keşfi olmuştur. Jet motorlarının keşfi ile beraber çok daha kısa bir sürede çok uzun mesafeler kat edilebilmektedir.

II. Dünya Savaşı sonrasında sivil anlamda havacılık adeta doruğa ulaşarak, küreselleşmiştir. Bu anlamda kurulmaya başlayan havayolu şirketleri, uluslararası tarifeli seferler düzenlemeye başlamıştır. Dünya üzerinde ilk kurulan havayolu firması; Güney Amerika merkezli Avianca şirketidir. Bazılarına göre ise bu Hollanda merkezli KLM Kraliyet Havayolları’dır.

Küreselleşen havacılık, beraberinde sektörün de teknolojik olarak gelişme göstermesine etki etmiş ve de McDonell Douglas ve Boeing gibi dünyaca ünlü uçak üreten şirketler kurulmuş ve uçak sanayinde bir devrim yaşanmıştır. İlk olarak tasarlanan Boeing 707 serisi, bu sektöre öncülük eden model olmuştur. Boeing diğer birçok uçağını da 707 serilerini esas alarak model kabul etmiş ve 717, 727, 737 ve nihayetinde de 1968 yılında ilk jumbo jet olan 747 serisini tasarlamıştır. Bu dönemde sektöre damga vuran Boeing, bir diğer Amerikan uçak şirketi McDonell Douglas ile rekabet etmiştir. McDonell Douglas da, Boeing serilerine DC3, DC9 ve DC11 serileri ile karşılık vermiştir. Bu dönemde uçakları oldukça elektronikleştiren firmalar, onlara otomatik pilot düzeneğini de katarak, sıradışı bir teknolojiye yol alınmasında öncülük etmiştir.

Otomatik pilot; uçağın kendi kendini komut altına alarak kendisine verilen sınırlar dahilinde yapay zekaya sahip bir şekilde uçağı uçuran bir sistemdir. Uçaklara yüklenen sistem uyarınca, uçak kendi kendini uçurabilme ve de herhangi bir tehlike durumunda yapay zekaya sahip olarak uçağı en verimli şekilde kontrol altında tutabilme yetisine sahiptir. Bu işin en ilkel şekliyle özetlenişidir.

Otomatik pilot sistemleri son derece benzerlik gösterse de her uçak modeline farklı özellikleri de bünyesinde barındırabilmektedir. Başka bir ifadeyle her uçak modelinin otomatik pilot refleksi aynı değildir. Bu yüzden pilotlara, her uçak modeli için ayrı bir şekilde eğitim verilir. Otomatik pilot, bir uçağın insana ihtiyaç duymadan sadece belirli şartlar altında uçabilmesini sağlayan bir sistemdir. Yani otomatik pilotun kullanılabilmesi için kesinlikle bir pilota ihtiyaç vardır. Yoksa otomatik pilot uçağı günümüz teknolojisinde her durumda tek başına indirip kaldırabilecek bir sisteme sahip değildir. Bu anlamda otomatik pilot, sadece seyir halinde iken belirli bir süre insan kontrolüne gerek duyulmaksızın uçağın rutin bir şekilde uçuşunu sağlar. Özellikle ILS sistemine sahip olan havalimanları otomatik pilot ile ortaklaşa çalışarak insan desteğini minimize etmeye yarar. Ancak bu programın kurulması için de yine pilota ihtiyaç duyulur.

Günümüzde ise, otomatik pilotlar son derece akıllı bir seviyeye gelmiştir. Burada akıllı ifadesinden kastedilen, nedeyse bir insan kadar kesin ve kararlı bir şekilde uçağın hava ile olan aerodinamik yapısına uygun şekilde seyretmesini sağlayacak olağan ve de olağandışı durumları nazara alarak tepki verme yetisine sahip olması hadisesidir. Öyle ki, Boeing’in en büyük ticari rakibi olan Airbus’un tasarladığı A330 serileri, uzun menzilli uçuşlar için gözde modellerden biridir. Bu uçak, Paris – Miami seferi sırasında sadece 4dk’lık bir insan varlığına ihtiyaç duyar. Başka bir ifadeyle 10 saat sürecek olan bu gibi bir yolculukta 9 saat 56dk’lik bir süre boyunca uçak otomatik pilot tarafından kontrol edilir. Bu pilotların sadece komut girdiği bir uçan bilgisayar ya da robot olarak da adlandırılabilir.

Pilotlar uçuş öncesinde ya da sonrası için, otomatik pilota komut verebilirler. Bu komutlar rota, irtifa, hız, yatay ve dikey stabilizatör gibi temel parametreleri içerir. Ayrıca ILS sistemi uyarınca uçak piste yaklaşma hızını ve irtifasını dahi kendisi ayarlayarak, pilotun ineceği hava meydanına rahat bir şekilde teker koymasına son derece yardımcı olur. Havayolu şirketleri de gerek yakıt tasarrufu gerekse de uçuş emniyeti için, kokpit mürettebatına uçuşun kalkış ve inişleri haricinde sistem tarafından kontrol edilmesini tavsiye ederler.

Otomatik pilot, bazı durumlarda kendisini devre dışı bırakır ve ”ben elimden geleni yaptım, bundan sonrası sizin kontrolünüzde” der. Bu genel olarak stall durumu sonrasında yaşanan levye titreşim uyarısı gibi olağanüstü beklenmedik hallerde söz konusu olur. Görüldüğü üzere havacılık son derece hızlı bir şekilde gelişim göstermektedir. Pilotların işi sanıldığı kadar da zor değildir. Mühim olan, uçağın bir pilot tarafından son derece iyi tanınmış olması ve de beklenmedik herhangi bir durum karşısında çok hızlı ve etkili bir şekilde uçağı havada tutabilmesi ya da başarılı bir şekilde yere indirmesidir. Bu otomatik pilotun yapabileceği bir şey değildir, bunun için pilot gereksini söz konusudur.

Yazar: Emir Karasu