Seyfüddin El-Amidi ve Nübüvvet Anlayışı

Hayatı

Hicri 551 yılında Amid’de doğmuştur. Bugünkü adıyla Diyarbakır olarak adlandırılan Amid’e nispetle Amidi diye anılır. Künyesi ebulHasen, lakabı ise Seyfüddin’dir. Memleketinde aldığı eğitim sürecinde üstad hanbeli’dir. İlim tahsili için gittiği Bağdat’ta büyük şafi ulemalarından ders almış, bir süre sonra da şafi olmuştur.

Bağdat’ta İbn-i Fadlan ile birlikte bulunmuş, ondan akli ilimlerin büyük kısmını tahsil etmiştir. İbn-i Fadlan onun hocalarından en bariz olarak bilinen ve üzerinde tesiri en kuvvetli olandır. Akli ilimlerde derinleşmesinin temelini de o atmıştır.

Kerh Yahudi ve Hıristiyanları’ndan felsefe dersi okumuştur. Felsefe ve kelam ilminde döneminin en salahiyetli kimselerinden biri olmuştur. Amidi’nin akli ilimlerde derinleşmesi bazı ulema tarafından hoş karşılanmamıştır. Aleyhinde bir çok söylemin ortaya çıkması onun Şam’a taşınmasına sebeb olmuştur. Şam’da akli ilim tahsiline bir süre devam etmiş, buradan da Mısır’a taşınmıştır.

Talebeleri Ve İlme Yaptığı Katkılar

Amidi Mısır’da ilimle dolu yirmiyıl geçirmiştir. Selahaddin Eyyubi’nin kurduğu Nasriyye medresesinde asistanlık yapmış daha sonra da Zafir Cami’nin başına geçmiştir. Fıkıh ilmine ve akli ilimlere dair bazı eserlerini burada yazmıştır.

Onun şöhretinin artması ve başarılı eserler ortaya koyması bazı çevreler tarafından kıskanılmıştır. Felsefeyle ilgilenmesinden ötürü küfr ile itham edilmiş, katli istenmiştir. İnsaflı bazı çevrelerin yardımıyla bu talep izale edilmiş, bunun üzerine Amidi Mısır’dan Şam’a geçmiştir. Şam’da Hama’ya yerleşmiş kelam ilmine dair Ebkaru’l-Efkar, mantığa dair Dekaiku’l-Hakaik, felsefeye dair el-Mübin fi elfazı’l-İşarat gibi eserlerini burada yazmıştır.

Bu arada ilimleri ile kendilerini belli eden nice alim kimseleri yetiştirmiştir. Mısır ve Şam ulemasının sultanı İzz b. Abdüsselam, meşhur tarihçi İbn-i Ebi Usaybia ve Ebu Şamme onun talebelerindendir.

İlmi Ve Ahlakı

elihkam-fi-usulilahkam----2-cilt-takim-kitap--747318-1-1Amidi’nin hayatından bahseden tarihçiler onu “zamanın en zekisi”, “alemin en zekilerinden birisi” gibi sözlerle tavsif ederek ifratkar bir zekaya sahip olduğunu ifade ederler. Hafız Zehebi onun akli ilimlerdeki yerini usül, kelam ve mantıkta onun bir benzeri yoktur sözüyle anlatır.

Amidi kelam ilminin en büyük temsilcilerinden biridir. İmam Gazali ile başlayan ve gelişen felsefi kelam Amidi ile zirveye ulaşmıştır. Mantığı ve felsefeyi çok iyi bilmesi zekasının da keskin olması sebebiyle kelamın meselelerini anlatımda bu ilimleri gayet ustalıkla kullanıp güzel yorumlar getirmiştir.

Amidi selim ve ince kalpli ve gözü yaşlı bir insandır. Bazı Eyyübi meliklerinin onu sevmemesine rağmen, onun ilme hizmette devam etmesi ilim yolunda bir takım sıkıntılara katlanması da sabırlı, sadakatli ve azimli bir insan olduğunu gösterir.

Bütün bunlara rağmen zaman zaman hakkında dedikodular çıkmış inancının bozuk olduğunu söyleyenler olmuş ise de, İbn-i Kesir bunların doğru olmadığı kanaatındadır.

Yaşadığı Devirdeki İlmi Cereyanlar

Amidi 6. ve 7. yüzyıllar arasında yaşamıştır. Bu devir Selahaddin Eyyubi dönemine rastlamaktadır. Bu dönem çok sayıda ilmi hareketliliğin olduğu dönemdir. Moğol istilası ve şii fitnesi yaşanmış buna karşılık Nureddin Zengi tarfından sünni akideyi anlatan çok sayıda medrese kurulmuştur. Zengi’nin vefatından sonra oğlu Selahaddin de bu çalışmalara devam etmiş, sünni akideyi şii tasallutundan kurtarmıştır. Seladdin’in gayreti sonucunda Mısır ve Şam talebe ve alimler için cazip şehir haline gelmiştir.

Nurettin ve Selahaddin devirlerinde daha ziyade selefi düşünce hakimdir. Bu yüzden akli ilimlere ve bu ilimlerle uğraşanlara pek önem verilmediğini, hatta cephe alındığını görmekteyiz. Hama Eyyubileri’nden Melik el-Mansur ise akli ilmlerle uğraşanları himaye etmiştir.

Eserleri

Amidi çeşitli ilim sahalarına dair yirmi kadar eser yazmıştır. Kaynaklarda zikredilen eserlerini beş grupta toplamak mümkündür :

1. Kelama dair; Ebkarü’l-Efkar, Gayetü’l-Meram fi İlmi’l Kelam, El Meahiz Ala El-imam Er-Razi, Risaletün fi İlmillah, Manaihu’l-Karaih
2. Usulu Fıkha Dair; El-İhkam Fi Usul-il Alıkam ve Munteha es’sül fi ilmi usul’dür.
3. Felsefeye dair; Dekaiku’l-Hakaik, El-Mubin fi El-Fazı’l-Hükema ve’l-Mutekellimin, Rumuz’ul-Künuz; Keşfüt-Temvihat
4. Diyalektiğe dair; Gayetü’l-Emel Fi ilmi’I-Cedel ve Şerhu Cedeli’ş Şerif’tir.

Kelam İlminde Kullandığı Metot

Amidi kelam alanında yazmış olduğu Gayetül Meram’ı sekiz kanun üzerine tertip eder. Amidi felsefi kelam döneminin en parlak simalarındandır. Eserlerinde felsefi izahlara çokça yer verir. Mantık ilmine de vakıftır ve eserlerine bunu da yansıtmıştır.

Amidi izahlarının bazı yerlerinde selefi kelamcılara yaklaşır. Hatta selefilerin ifadelerini kullandığı dahi olur. Amidi kendi zamanına kadar gelen Yahudilik, Hristiyanlık, Mecusilik gibi dinlerin mensuplarının, Mutezile, Batıniyye, Şia ve Cebriyye gibi fırkaların, Cübbai ve Kabi gibi şahısların ve felsefecilerin görüşlerini gayet açıklık içinde münakaşa eder. Hatta, ehli sünnet kelamcılarının bazı izahlarına itiraz ederek farklı izahlar ortaya koyar.

Amidi’nin Nübüvvet Anlayışı

Amidi nübbüvvet meselesini iki yönden incelemektedir. Birincisi, nübüvvetin aklen caiz olması, ikincisi ise bilfiil meydana gelmesidir. Amidi insanlar için peygamber göndermenin aklen vacip olmamakla beraber lüzumsuz da olmadığını izah eder. Peygamber göndermenin aklen caiz ve lazım olduğunu ispat için muhaliflerin delillerini ele alır ve çürütür.

Nübüvveti kabul etmeyenlere karşı şunu söyler; “Nebi, aklın müstakil olarak tek başına anlayamayacağı şeyler getirir. Mesela, ibadet şekilleri, dinin prensipleri, insan için zararlı veya faydalı olan sözler ve fiillerin bilinmeyişi, dünya ve ahiret saadet ve şekavetine taalluk eden şeyler böyledir.”

Amidi peygamberlerin mucizelerinin onların sıdkına delil olduğunu söyler. Tabiki bu mucizelerinde ona göre bazı şartları vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz; mucize, resul için yaratılmış harikulade fiil olmalıdır. Mucize elinde zuhur eden kimseyi de tekzip etmemelidir.

Amidi’ye göre harikulade haller herkesin elinde gerçekleşebilir. Bu Allah’ın kudretinin tecellisidir. Yalnız mucizede nebinin davasını tasdik vardır. Mucize bu yönüyle diğer hallerden ayrılır.
Peygamber efendimizin peygamberliğine Amidi delil olarak Kuran mucizesini getirir. Kuran mucizedir. Kuran bütün ediplere ve beliğlere meydan okumuş, onlar da Kuran’ın belağatına boyun eğmişlerdir.
Kaynakça:
Prof. Dr. Muhit MERT Bey’in Makalesinin Özeti

Yazar: Ali Çalıkoğlu