Yaşamı Olumsuz Etkileyen Sosyal Fobi

Okuma Süresi: 3 Dakika  | Yazdır

Sosyal fobi çoğu zaman farkında olduğumuz ama adını koyamadığımız; daha doğrusu bilmediğimiz bir hastalıktır. Toplum içinde, başkalarının yanında eylemin, konuşmanın yerine getirilmesi gerektiğinde eleştirilme, hata yapma, rezil olma gibi durumlara düşmekten kaynaklanan kaygı ve korkuların yaşanması, bu nedenle de sosyal ortamlara girmekten ve diğer insanlarla etkileşimden olabildiğince kaçma şeklinde tanımlanabilen sosyal fobi; tıp çevrelerince de yeni yeni gün yüzüne çıkan bir hastalıktır.

Bu hastalıkta başkalarının önünde konuşma, sunum yapma, yeme, içme, yazma, telefon konuşması, karşı cinsle buluşma vb. topluluk içinde gerçekleştirilen durumlar esnasında yoğun olarak kaygı,aşırı terleme,heyecan,bulantı,karın ağrısı vb. bedensel ve ruhsal tepkimeler söz konusudur. Toplum içinde de yüzde 2,4 – 13 arasında görülme oranı vardır. Çoğu zaman bu durum kişilikle ilişkilendirilir ve üzerine gidilmez. Bu hastalık yüzünden insanlar çekinden, içine kapanık, konuşmayı sevmeyen insanlar olarak bazen yaftalanabilirler. Hastalık olarak da bilinmediğinden bir çözüm aranmaz. Aile içi çatışmalar, kayıplar, ebeveyn tarafından sürekli olarak uyarılma, sürekli eleştirilme, travmatik sosyal olaylar vb. durumlar bu hastalığın oluşmasına ve gelişmesine neden olur. Kişilik oluşumunda etkili rol oynamaya başlar ve bir süre sonra kabullenilir ve bu hastalığın adı artık kişiliği etkileyen bir durum olmaktan çıkıp karakter, kişilik kavramları yerine geçer. İnsanlar bu yüzden sosyal çevleyle iletişim ve etkileşimde bir hayli zorluk çeker hatta tamamen kopabilir. İnsan hayatını doğrudan etkiler ve psikolojik bir travmaya yol açar.

Sosyal fobi kişinin mesleki yada akademik kariyerine de doğrudan etki eder. Gerçekleştirilmesi gereken performans tam anlamıyla ortaya çıkarılamaz. Kişiler kendilerini, yeteneklerini tam manasıyla ortaya koyamaz ve sürekli geri planda kalır. Kritik noktalarda girişimlerde bulunamaz. Bu durum zamanla yalnızlığında etkisiyle alkol, madde bağımlılığına dönüşebilir. Depresyonun oluşmasına etki edebilir. Bu yüzden erken tanı ve tedavi oldukça önemlidir. İş yaşamı ve başkalarıyla etkileşimi gerektiren konularda işlevsellik kaybının önüne geçebilmek için bu gereklidir. Bu hastalığın tedavisinde farmakolojik ve psikoterapötik yaklaşımlar esas alınır. İlaç tedavisi doktor kontrolünde olduğu sürece bağımlılık yaratmaz. Psikodinamik tedavi ise bilişsel ve davranışçı yöntemlerle gerçekleştirilerek başarıya ulaştırılabilir.

Unutmayın bu hastalıktan kurtulmak için yüzleşmek ve tedaviye mümkün olduğunca erken başlamak gerekir. Çünkü bu halde geçirdiğiniz zamanlar bir daha geri gelmeyecek ve birçok pişmanlığa sebep olacaktır. Bu konuyla alakalı hiçbir düşünce ve eleştiri sizin yaşamanız gereken hayatınızı geri getirmez. Kararlı olmak ve hastalığın üzerine gitmek gerekir.

Yazar: Gürkan DEMİRCİ