Soykırım Nedir?

Okuma Süresi: 4 Dakika  | Yazdır

Soykırım, bir halkın başka bir halk tarafından yok edilmesi konusunu gündeme getirir. Soykırım, bir halkın, genelde ilerleme adına, kasıtlı bir uygulaması ya da başka halklar üzerindeki etkisini umursamadan hareket etmeleri sonucunda gerçekleşir.

Soykırım dünya için yeni bir konu değildir. Örneğin Kuzey Amerika’da 1637 yılında Connecticut eyaletindeki Mystic köyünde yangın çıkartarak Pequot Kızılderililerini yok etmeye yönelik bir girişimde bulunulmuştur. Yangından kaçmaya çalışan, çoğunluğu silahsız yaşlılar, kadınlar ve çocuklar vurularak öldürülmüştür. Sömürge yetkilileri, Pequot adının anılmasını bile yasaklayarak, bu olayı belleklerinden silmeye çalışmışlardır. Bunun ardından 1890 yılında Güney Dakota’da Wounded Knee’de gerçekleştirilen son katliama kadar birkaç Kızılderili katliamı daha gerçekleştirilmiştir.

Bu tür hareketler sadece Kuzey Amerika ile sınırlı kalmaz. 19. yüzyılın en ünlü soykırımlarından bir tanesi, Avustralya’nın güneyinde bulunan Tazmanya adasının halkının katledilmesidir. Bu olayda askeri gücün kullanılmaması Tazmanyalıların tamamen yok edilmesine yetmediyse de askeri güçlerin başaramadığını İngiliz Protestan misyoneri başlamıştır. George Augustus Robinson, hayatta kalan yerlileri toplayıp misyonerlik merkezine toplamayı başarmıştır. Oraya geldikten sonra depresyon ve Avrupa kökenli hastalıkların birleşimi, son safkan Tazmanyalıların da hayatını kaybetmesine yeterli olmuş ve Robinson, Avrupa’ya zengin bir adam olarak geri dönmüştür.

Yakın tarihte en iyi bilinen soykırım hareketi, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sının Avrupalı Yahudileri ve Romanları ırk üstünlüğü ve insan ırkının ‘’iyileştirilmesi’’ adına yok etme girişimidir. Ne yazık ki bu olayın sanki benzersiz ve özelmiş gibi genel olarak ‘’soykırım’’ olarak anılması, bu canavarca hareketin aslında çok sık görülen bir olgunun yalnızca tek bir örneği olduğu gerçeğini unutmamıza yol açar. Yakın geçmişteki çok sayıdaki kitlesel katliam örneklerinin arasında Kızıl Kimerlerin 1970’lerde Kamboçya’da 1.7 milyon kişiyi öldürmesi de vardır. Bunu izleyen on yıl içerisinde Guatemala’da yerli halklara karşı başlatılan devlet destekli terör zirveye tırmanırken Irak Hükümeti de Kürt köylülerine karşı zehirli gaz kullanmıştır. 1990’larda Afrika’da Rwanda’da yarım milyondan fazla Tutsi, komşuları Hutular tarafından katledildi ve günümüzde Rus ordusu, bağımsızlıklarını isteyen Çeçenlere karşı savaşmakta. Tahminler farklılık gösterse de 20. yüzyıl içinde soykırım ve zulme bağlı olarak 83 milyon kadar insan hayatını kaybetmiştir.

Eğer bu tür çirkin uygulamaların sona ermesini istiyorsak bunların arkasında yatan şeyleri daha iyi anlamamız gerekiyor. Uzmanlar etkin bir biçimde bu konuyu incelemekte hem kültürler arası hem de durum odaklı araştırmalar yapmaktadır. Ortaya çıkan bulgulardan bir tanesi dini, ekonomik ve politik çıkarların düzenli olarak soykırım nedenleri arasında görülmesidir. Örneğin Tazmanya’da İngiliz yün üreticileri, yerli halkın adadan gitmesini ve adayı tamamen kendi koyunları için istiyordu. Hükümet, askeri hareketleri ile yerlilere karşı savaştıysa da sonunda adanın yün üreticilerinin eline geçmesini sağlayan Robinson’un misyonerlik çalışmaları olmuştur.

Dünyanın başka bir bölgesinde ise, 1960’lar ve 1970’ler boyunca Afrika’nın güneyinde Namibya’daki Ju/’Hoansı yerlileri, kendilerini Tazmanyadakine benzer bir durum içinde bulmuşlardır. Dini, politik ve ekonomik çıkarların birleşimi sonucunda Ju/’Hoansı kabilesi, yeni bir bölgeye yerleşmeye zorlandı, bu nedenle hastalıklar ve ilgisizlik yüzünden ölüm oranı doğum oranını aşmaya başladı. Bunun gibi başka örnekler de gösterilebilir ancak bu son örnek, soykırımın her zaman kasıtlı olarak gerçekleşmek zorunda olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Soykırım, başka insanlar üzerindeki etkisi düşünülmeden gerçekleştirilen hareketlerin önceden kestirilemeyen etkileri sonucunda da meydana gelebilir. Ancak hayatı söndürülen insanlar için soykırımın bilinçli ya da bilinçsiz olarak gerçekleştirilmiş olması bir önem taşımaz, çünkü her iki dururumda da aynı ölümcül kaderle yüzleşmek durumunda kalırlar.

Yazar: Rahman Karasu