Sürdürülebilir Kalkınmanın Temel Sorunları

3997_1307529221_37_dunya-nufusu-kapak

Kalkınma genel olarak; bir ülkenin milli gelir düzeyindeki sürekli artışa paralel olarak ekonomik, sosyal ve siyasal yapısındaki değişmeleri içeren bir süreç olarak nitelendirilmektedir. Ve kalkınmanın sürdürülebilir olması günümüzde büyük önem arz etmektedir. Bu yazımda sürdürülebilirlik kapsamında insanların karşılaştığı sorunları teorik olarak açıklamaya çalışacağım.

Sürdürülebilirlik kavramı altında karşılaşılan sorunları şu şekilde sıralayabiliriz;

1.         Robert Thomas Maltus’un ortaya attığı: Nüfus artışı

2.         Karl Marx’ın ortaya attığı: Bireyler arasın paylaşım

3.         John Maynard Keynes’in ortaya attığı: İşsizlik’dir.

Bu teorileri kısaca açıklayalım:

Thomas Robert Maltus’un Nüfus Teorisine göre; uygun şartlarda herhangi bir popülasyon, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir oranda artar ve böylece kişi başına düşen besin miktarı azalır. Bu fikrin temeli şudur; uygun şartlarda herhangi bir  kısıtlayıcı faktör (salgın gibi) yoksa geometrik diziye göre hesaplanan popülasyon artar, oysa besin maddeleri aritmetik dizilim şeklinde artar. Doğada iki hesaplama arasında meydana gelen bu fark, popülasyonda bazı bireylerin yaşamında kıtlıklara ve ölümüne neden olur. Maltus’a göre de bu sürecin yaşanması dengeleyici bir oluşum sağlar. Bu sebepledir ki Maltus’un görüşü; geç evlenmek, az çocuk sahibi olmak vb. hareketlerin teşvik edilmesi gerektiği düşüncesini savunur.

sür2

Yine Maltus’un dünya görüşü içerisinde savunulan bir konu da şudur; toplumsal sefaletin nedeni alt sınıflardır. Bu nedenle nüfus planlamaları yapılırken üst sınıftan ziyade alt sınıflar dikkate alınarak çalışmalar hazırlanmalıdır. Maltus’un bu düşünceleri kendisi hayattayken büyük tartışmalara neden olmuştur ve günümüzde de büyük tartışma konuları yaratmaktadır. Her ne kadar öngörülen sefalet ve kriz yaşanmamış olsa da, bu tür bir krizin yaşanmamasında gelişen ve gelişmekte olan teknolojinin payının büyük olduğu savunulur.

Karl Marx’ın Bireyler Arası Paylaşım teorisine göre; bireyler arası paylaşım sistemi kapitalizm içerisinde büyük fiyat farkları ve yaşam standartlarında uçurumlar oluşturacaktır. Bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi Kapitalizm’de kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler barındırmaktadır. Marx’a göre nasıl ki Kapitalizm eskimiş Feodalizm’in yerini aldıysa, sınıfsız bir toplum yapısı belirlenen komünizm’de siyasal geçiş sürecinin tamamlanmasından sonra kapitalizm’in yerini alacaktır; görüşü savunulmuştur. Karl Marx Komünizm Manifestosu’nda şunu belirtmiştir; Şimdiye kadarki tütün toplulukların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.Dolayısıyla herkes fedakarlık yapmalı kalkınmaya destek sağlamalıdır. Dengeli bir gelir dağılımı oluşturulmalı, eşit miktarda çevreye verilen değer her kesimde ortaya çıkarılmalıdır.

sür

John Maynard Keynes’in İşsizlik teorisine göre; kapitalist bir ekonominin tam istihdamın altında dengede olabileceğini varsaymaktadır. Bütün birey ve işletmelerin gösterdiği bazı mikro ekonomik davranışların toplamı verimsizlik ile sonuçlanmakta ve ekonomi potansiyel çıktısının ve büyümenin altında bir seviyede kalmaktadır. Ürünler için toplam talep yetersizliği olduğunda ekonomik kriz meydana gelir ve üreticilerin savunmacı davranışları nedeniyle işsizlik artar. Devletler ekonomiyi kontrol altında tutmalı işsizlik ve diğer ekonomik kavramları denetlemelidir. Aksi halde kapitalist sistem yönetimi altında büyük çapta işsizlikler oluşacaktır. Bu işsizlik oranlarını hafifletmek için devlet artı bir çaba harcayarak pozitif maliye ve para politikaları uygulamak zorunda kalacaktır.

Tüm bunlar yorumlandığı zaman kapitalist sistem içerisinde, adaletsiz gelir dağılımlarının oluştuğunu, teknoloji ve modernleşmenin artarken kaynakların plansız kullanıldığı bu nedenlerle de hem sosyal hem de fiziksel sürdürülebilirlik adına vizyon oluşturulmasının zorlaştığı saptanmaktadır.

Dünyada neler oluyor?

*Önümüzde 30 saat içerisinde doğacak bebekler, Endonezya depremi ve Tusunami felaketinde ölen 250 bin insanın yerini dolduracaktır.

*Önümüzdeki 50 yıl içerisinde 7 milyar olan dünya nüfusumuza 3 milyar insan daha eklenecektir.

*Bu yüzyılın ikinci yarısında her birey başına düşen kaynaklar en az yarı yarıya azalacaktır.

*Her hafta 1,4 milyon insan iş ve aş umudu ile kırsal alanlardan mega kentlere göç edeceklerdir. Oysa ki; endüstri devriminden sonra yaşanan makineleşme ve günümüzdeki robotlaşma nedeni ile işçiye olan ihtiyaç gittikçe azalmaktadır.

*Dünya nüfusunun yarısı 3,5 milyar insan günde 2$ altında para kazanmakta ve açlık sınırının altında yaşamaya çalışmaktadır.

*Fabrikalar doğayı kirletmekte, ekosistem değişmekte, buzullar erimekte, dünya yapısı mutasyon geçirmektedir.

*Sadece bir gün içerisinde yeraltından 85 milyon varil petrol çıkarılmakta ve bunun tamamı tüketilmektedir.

*Sadece bir günde 13 milyar kg. Kömür tüketilmekte ve zararlı gazların atmosferdeki salınımı arttırılmaktadır.

*Günümüzde tek bir şirket (Wal- Mart) 1,8 milyar insan çalıştırmaktadır.

*Exxon-Mobile firması 2013 yılı itibariyle Dünya’nın piyasa değeri en yüksek şirketi seçilmiştir. Ve yıllık karı temiz suya erişim imkanı olmayan 1 milyar insana temiz su kaynağı oluşturmaya yetecek büyüklüktedir.

Bunlar sadece belirli örneklerdir:

Neler yapılabilir?

1- Materyal ve enerji kullanımını kontrol ederek, nüfus artışına kontrol ve kısıtlama getirerek toplum yararına gelişme sağlayabilmenin yolları aranmalıdır.

2- Nüfus belirli bir seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.

3- Kişi başına yapılan enerji tüketimi endüstri ile bağdaştırılarak makul oranlarda kullanımı sağlanmalıdır.

4- Tüm enerji kaynaklarının yenilenebilir olması için çalışmalar yapılmalıdır.

5- Tüm materyallerin geri dönüşüm sürecine dahil edilmesi sağlanmalıdır.

6- Bireylere; materyalist olmayan, kültürel, sosyal ve bireysel gelişme içinde sınırsız potansiyeller ve imkanlar sunulmalıdır.

7- Sosyal çıkarlar bireysel çıkarların önünde yer almaya başlamalıdır.

Sonuç olarak; yaşamımızı sürdürmemiz için gerekli malzeme ve enerji sınırsız bir kaynaktan gelmemektedir. Teknolojik ve toplumsal büyümemizi yönlendirebilme şansımız elimizde olduğuna göre; kaynak akışlarını göz önüne alarak sürdürülebilir bir gelecek yaratmak bizlerle mümkündür

Yazar: Merve Bozdemir