Su Yaşamı Sürekli Kılar

Doğal kaynakların en önemlisi olan su, yaşamı sürekli kılar, yaşamın eko sistemlerine ve insan girişimlerine kaynak oluşturur; beslenme ve “ticari” amaçlı üretim için vazgeç ilmezdir. Su, hem stratejik bir kaynak, hem meta, hem de sağlıklı ekonomilerin temel taşlarını oluşturur.

suDünyanın artan nüfusuna, kentleşmeye, sulu tarımın yaygınlaşmasına ve sanayileşmeye paralel olarak içme ve kullanma suyuna olan talep her geçen gün artmaktadır. Su, ülkelerin kalkınmasında çok önemli bir etken olmakla birlikte uluslar arası ilişkilerin de en önemli unsurlarında biri haline gelmektedir. Özellikle orta doğu bölgesinde yer alan ülkelerin ilişkilerini belirleyen en önemli unsurlardan biri olan su, hızla artan çevre sorunları gündeminde de ilk sırada yer almaktadır. Ayrıca bu sorunun diğer bir ayağını oluşturan çölleşme konusu da, su ve toprak kaynaklarının irrasyonel kullanımı ile artmakta, artan çölleşmeyle su kaynaklarının miktarının azalması kısır döngü içinde büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle son zamanlarda sıkça ifade edilen ve ülkemiz için büyük bir tehdit oluşturan erozyon sorunu da dikkate alınması gereken diğer bir sorundur. Artmakta olan nüfusa karşı tarımsal, yani toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi kaçınılmazdır. Bu, ülkemizle benzer demografik özelliklere sahip Avrupa Akdeniz bölgesindeki bütün ülkeler için geçerli bir zorunluluktur. Ancak bölgede yer alan tüm ülkelerin, özellikle teknik alanda iş birliği ile gerçekleştirilecek kaynak geliştirme projelerinin, ülkelerin tek başına yapacakları kaynak geliştirme projelerinden hem elde edilecek sonuçlar, hem de mali kaynakların bölgeye yönlendirilmesi açısından çok daha başarılı olacağı açıktır.

Bu gerçekler ortada iken, özellikle son dönemde çeşitli uluslar arası yayınlarda, gelecekte global ölçekte su sorunun yaşanacağı, bunun çatışmalara, savaşlara yol açacağı vurgulanmakta, çeşitli senaryolar üretilmektedir. Ekolojik dengenin bozulmasına yol açan yanlış politikalar, suyu iş birliği unsuru olmaktan çok çatışma unsuru olarak öne çıkarmaktadır. Bazı bölgelerde su kaynaklarının kıtlığına bağlı olarak ya savaş senaryoları üretilerek ya da su sorunu “uluslar arası iş birliği” adı altında ele alınarak yeni hegemonyacı politikalara temel üretilmektedir. Bu bağlamda sorunun ortaya çıktığı havza ve bölgenin özgünlük ve özellikleri dikkate alınmadan, soruna global düzeyde dayatmacı çözüm yolları üretilmektedir. Halbuki, diğer sorunlarda olduğu gibi, bu tür sorunların çözümünde de bölgesel/yerel özgünlük ve özelliklerin dikkate alınması, geçerli çözüm yolları üretilmesi için zorunludur. Yani, genel bir su sorunu söylemi kendi içinde çözüm değil, daha çok hegemonyacı bir anlayışı yansıtır. Bu bağlamda eğer Orta Doğu’da su sorunundan söz ediyorsak, su sorunun ortaya çıktığı havzaları ve bunlara ilişkin üretilecek politikaları ayrı ayrı ele almak gerekir.

Petrol gibi su da, özellikle Orda Doğu’da istikrarsızlık sorunu olarak öne çıkmaktadır. Su, bu bölgede bugün olduğu gibi geçmişte de istikrarsızlık ve çatışma nedeni olmuş, çeşitli uygarlıkların bu bölgede kurulmasına ya da yıkılmasına etki etmiştir. Günümüzde de Orta Doğu’da su, “kendi başına bir anlaşmazlık konusu” olduğu kadar, kolayca “bileşik kriz” süreci içinde yer alacak öğelerden biridir.

Böylelikle; özellikle memba ülkesi olan Türkiye’nin Irak ve Suriye ile Fırat1 ve Dicle2 nehirleri konusunda karşı karşıya kaldığı duruma ilişkin yapılan tartışmalarla doğru bir temel oluşturması açısından, üç ülkenin uzlaşmacı bir sergilemeleri ve birbirilerine güven vermeleri gerekiyor.

İki büyük nehirlerin özelliklerinden bahsedersek;
Fırat, 2800 km. Türkiye’de Karasu 971 km, murat 1263 km birleşerek Fırat oluşur. Suriye’ye güneydoğu yönünden akar. Suriye’den çıkarak Irak’a girer ve Kurna’da Dicle ile birleşir. Fırat’ın ortalama debisi, 909 metre küp/sn; en düşük debisi 113 metre küp/sn, en yüksek debisi 5374 metre küp/sn. dir. GAP bünyesinde ve aşağı Fırat projesi kapsamında bu nehir üzerinde 21 barajın kurulması planı uygulanmaktarır.

Dicle, 1900 km. 523 km çığrı Türkiye’de, Suriye-Türkiye sınırını oluşturduktan sonra Habur Kavşağından Irak topraklarına girer. Musul ve Bağdat’tan geçer. Aşağı çığırındaki Kurna’da Fırat ile birleşerek Şatt-ül Arab adını alır ve Basra’ya dökülür. Yatağından geçen su miktarı 629 metre küp/sn., bu miktar bazen 6450 metre küp/sn. ye çıkar, bazen 91 metre küp/sn.ye iner. Üzerindeki baraj ve göletler: Kralkızı, Dicle, Batman, Silvan, Sason, Kayseri Ganan, Kozluk regülatörü, Garzan göleti, ılısu barajı, Cizre barajıdır.

Bu da şunu gösteriyor ki Türkiye su kaynakları olarak çok zengindir, bunu bir silah olarak kullanması ve geleceğine yön vermesinde en etkin yöntemlerden birkaçıdır.

Saygılarımla hepinize selamlar.