Swiss Air’ın 111 Sefer Sayılı Uçuşu

5446_3Swiss Air’ın 111 sefer sayılı uçağı, 2 Eylül 1998’’de Kanada açıklarında denize çakıldı bu korkunç kazadan kurtulan olmadı. Deniz yatağından çıkarılan enkaz, inanılmaz boyutlardaydı. Yalnızca kablo ve elektronik aksam bile 250 km’’lik bir uzunluğa erişiyordu.

Swiss Air enkazında 2 milyona yakın parçaya ulaşıldı ve neredeyse hepsi incelenmek zorunda kaldı. Bu kalıntıların arasında bir yerde araştırmacılar işe yarayabilecek bir kanıt bulmaya çalıştılar. Böylece o tek parçayla Swiss Air’ın 111 sefer sayılı uçağının başına ne geldiğini bulabilirlerdi. Araştırmacılar ilk kritik ipucunu, kokpit ses kayıtlarından elde edildi. Pilotlar nereden geldiğini tespit edemedikleri bir koku almış ve acil iniş kararı vermişlerdi. Pilotlar, ‘’Panpan’’ terimini kullanarak iniş istedi Panpan, kuleye acil bir durum olduğuna ilişkin haber vermekte kullanılan uluslararası bir terimdir ve Mayday’den bir kademe aşağıdır.

5446_2Bunun üzerine Swiss Air 111, Halifax’a yönlendirildi ve derhal alçalmaya başladı. Halifax, pilotlara 20 dk uzaklıktaydı. Uçakta her şey kontrol altında gibi görünüyordu. Acil durum ilanından kısa bir süre sonra kuleyle irtibat kesildi ve uçak sessizliğe büründü. Atlantik saatiyle akşam 10:30’da Atlantik Okyanusu’nda şiddetli bir patlama duyuldu. Kokpit, ses kayıtlarına bakıldığı zaman söz konusu, arızalı bir uçak değil kokpitte çıkan bir yangındı. Uzmanlar uçuş verilerinde hiçbir arıza veya sorunla karşılaşmamıştı yani uçakla ilgili bir sorun görünmüyordu. Araştırmacılar okyanustan çıkarılan enkazla dolu koca bir hangarda çalışmalara devam ediyordu. Sonunda bazı yanık izlerine rastladılar yangın kokpitin arka kısmında yardımcı pilotun arkasında yer alan panelde çıkmıştı. Bu ipucu uzmanları beklenmedik bir şüpheliye, birinci sınıfta ki eğlence sistemine götürdü. Swiss Air ‘de ki MD11’lerin birinci sınıf bölümleri dünyanın en karmaşık eğlence sistemine sahipti. Birinci sınıfta ki yolcular, kendi seçtikleri filmleri izleyebilir, internete girebilir ve hatta kumar oynayabilirdi. Bu sistem MD11’’in orijinal tasarımında yoktu. Sistemin bazı eksiklikleri vardı. Devreler çok ısınıyordu ve harcadığı güç çok fazlaydı; ayrıca sürekli olarak çalıştığı için kabini çok etkiliyordu. Örneğin, kabin sıcaklığını sürekli artırıyordu yapmaları gerektiği gibi bir kapatma düğmesi koymamışlardı. Herhangi bir ek soğutucu sistem yoktu.

Ne zaman bir uçağa piyasaya sonradan çıkan elektronik bir sistem eklerseniz, uçağın ilk tasarımına ilişkin orijinal bütünlüğü o kadar tehdit etmiş olursunuz. Kablolarda ki bu sorun iletildiğinde Swiss Air filosunda ki diğer tüm uçaklardan bu sistem derhal kaldırıldı. Ancak; araştırmacılar uçakta ki yangının bu hızda yayılmasına yardım eden bir başka parçaya ulaştı. Uçakta kullanılan kablonun yalıtım kaplaması, oldukça yanıcı bir madde olan metalik poli etilen olan terra heli ile kaplıydı. Bu poli etilen kaplama, dünya genelinde ki tüm yolcu uçaklarında sıkça kullanılan bir maddeydi. Kullanılan maddelerin yandıktan makul bir süre sonra, kendiliğinden sönmesini öngören yanıcılık testlerinden bir şekilde geçmişti.
Uçakta ki bu termoakustik malzeme, oldukça yanıcıydı. Ne kadar testlerden geçmiş olsa da yine de alev alabilirdi ve yangının yayılmasına yardım edebilirdi.

111 sefer sayılı uçakta yangın, hızlı bir şekilde kokpitten birinci sınıfta ki mutfağa sıçradı. Bazı parçalar 1100 derecelik sıcaklıkta meydana gelebilecek izler taşıyordu. Uçuş ekibinin panpan anonsundan 12 dk sonra kokpitte ki tüm sistemler devre dışı kaldı. Kazadan sonra Swiss Air filosunda ki tüm MD11’’lerden bu yanıcı kaplamayı kaldırdı. Sektörde ki diğer şirketler de bu kararı takip etti.

Yazar: Rahman Karasu