9ESP’nin ingilizce açılımı ”Electronic Stability Program” dır. Yani Elektronik Stabilite Programı. Buradaki stabilite ise denge, kararlılık ve sağlamlık anlamları taşımaktadır.

ESP tek başına bir sistem olmamakla beraber ABS (kilitlenmeyi önleyen fren sistemi), ASR (patinaj önleme sistemi) ESP sistemini destekler durumdadır.

Yani ABS ve ASR olmadan bir araçta ESP varlığından söz edilemez.

ESP’yı oluşturan parçalar şöyle sıralanabilir.

Teker hız algılayıcıları : Aracın tekerlerinde bulunan ve hızını ayrı ayrı ölçebilen algılayıcılardır.

Yanal hız algılayıcı : Aracın doğrultusundan ne kadar saptığını ve yanal hızlarının ne olduğunu ESP’ye bildiren algılayıcıdır.

ABS hidroliği ve Fren Basıncı algılayıcısı : Ani fren durumlarında aracın tekerlerine uygulanan fren basıncını algılayan ve tekerin kilitlenmesini önleyen parçadır.

Direksiyon Açısı Algılayıcısı: Sürücünün gitmek istediği yönün algılanmasını sağlayan parçadır.

Elektronik Kontrol Ünitesi : Bütün algılayıcılardan gelen bilgi ve dökümanları kısa sürede değerlendirip, kritik durumlarda ESP’yi devreye sokan ünitedir.

10Nasıl çalışır?
Sürücünün araçtan istedikleri ve aracın davranış şekli sürekli olarak ESP tarafından kontrol edilir. Bunlar arasında bir dengesizlik varsa ESP devreye girer. Burdan şunu anlıyoruz ESP arka planda devamlı faal durumdadır. Fakat önemli ve kritik durumlarda devreye girer.

Hızlı bir şekilde giderken önünüze engel çıkarsa ya da oldukça keskin bir viraja girerseniz, arabanın burnu düz bir doğrultuda kaymaya başlar. Direksiyonu çevirdiğiniz yöne araba gitmeyecektir.

Bu durumda teker hız algılayıcıları, ön tekerin kontrolden çıktığını anlar, ESP algılayıcılar ise sürücünün gitmek istediği yön ile arabanın gitmekte bulunduğu yön arasındaki farkı algılar. Sürücü sağ’a gitmek istiyorsa sağ arka tekere ESP fren uygular. Bu sayede arabanın burnu gitmek istenen yöne doğru düzelir.

Bunun dışında yolun kaygan oluşu, yolun buzlu oluşu gibi durumlarda aracın dengesinde bir düzensizlik olması halinde yine ESP devreye girecektir.

Sabit diskler bilgisayar dünyasının en eski ve en az değişime uğrayan parçaları olmuştur. Eski bir Pentium 2 bilgisayarınız da olsa, onun ATA sabit diskini alır ve güncel bir masaüstü bilgisayara kolaylıkla bağlayıp kullanabilirsiniz. Performans yönünden de hiçbir şikayetiniz olmaz, sadece kapasitesinin düşüklüğünden muzdarip olabilirsiniz. Mekanik diskler, dönen bir plaka üzerine belirlenen sektörlere hareket eden okuma-yazma kafalarının veriyi manyetik yolla işlemesi mantığına dayalı olarak çalışır. Dilerseniz “Sabit Disk Nasıl Çalışır?” isimli yazımızdan konu hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Yıllar boyu bebek adımlarıyla geliştirilmekte olan mekanik sabit diskler teknolojinin sınırlarına fazlasıyla takılmış durumdalar. Bu durum artık devrim niteliğinde sayılabilecek SSD teknolojisi sayesinde ortadan yavaş yavaş kalkacaktır. “Bilgisayar en yavaş parçası kadar hızlıdır” sözünü hatırlayıp sabit diskleri bilgisayarları frenleyen en büyük etken olarak düşünebiliriz. Aslında bunun tek bir sebebi vardır o da mekanik disklerde asla optimum seviyelere düşürülemeyen erişim süresidir. CPU L1 ve L2 önbelleklerinin nanosaniye mertebesinde veri erişim süreleri olduğunu, çipset ve ram’ların da 0.001ms’lik haberleşme sürelerini düşündüğümüzde sabit diskten okunan verilerin 15ms gecikme ile erişilebilir olması sistemi ciddi bir darboğaza sokmaktadır. Solid State Disk‘lerde ise erişim süreleri 0.1-0.2ms civarlarındadır ki, bu Random Access Memory(RAM) kadar hızlı olmasa da sabit disklere oranla muazzam bir performans anlamına gelir. Günümüzde kullanılan en hızlı sabit disk, 15000RPM dönüş hızına sahip SCSI disklerdir ki onlar bile 4ms seviyesinde rastgele erişim sürelerine sahiptir. Fakat SSD diskler 0.1ms rastgele erişim süreleri ile veriye 40 kat daha hızlı ulaşabilmekteler. Tamamen serverlar için düşünülmüş SCSI 15000RPM disk ile durum böyleyse, yaygın olarak masaüstü pc’lerde kullanılan 7200RPM’lik 12-14ms erişim sürelerine sahip bir SATA-2 diskte durum nedir tahmin edebilirsiniz. Yazının Devamı »

volvo-c30-1-big.jpgDünyanın en güvenli otomobillerini üreten firma ünvanını her zaman başarıyla taşıyan Volvo, yeni güvenlik sistemleriyle daha da iddalı bir konuma yerleşmek istiyor. Firmanın yeni amacı emniyet kemeri takmış yolcuların kaza sonrasında en ufak bir yaralanma dahi yaşamadan kurtulmalarınıhedef alıyor.

Volvo’nun mevcut kullanmakta olduğu gelişmiş hava yastıkları, elektronik güvenlik destek sistemleri ve kör nokta alıcılarının bile yılda 1.2 milyon hayatın kurtarılmasını sağladığını söyleyerek, 2020 yılında otomobili satın alanların araç içindeyken kesinlikle tam güvende olmak isteyeceklerini ve o zamana uygu teknolojilerin geliştirilmekte olduğunu belirtiyorlar. Araca yandan bir otobüsün çarpması, önden veya arkadan başka bir araca 100km/h ve üstü hızlarda çarpılması gibi birçok test uygulanıp araç içindeyken yolcuların burnunun bile kanamaması yönünde çalışmalar yapılıyor. Keşke her otomobil üreticisi, insan yaşamına bu kadar fazla değer verip gereken güvenlik çalışmalarını eksiksiz yapsa fakat yeni Honda Civic’lerin EuroNcap çarpışma testinde bile 5 yıldız alamaması, firmaların konu hakkında ne kadar özenli olduklarına en güzel örnek. Malesef piyasadaki mevcut çoğu yeni model araçta da durum böyle…

paypal.JPGDünyanın en güvenli online ödeme sistemi olarak bilinen PayPal, internet üzerinde bazı kullanıcıların kredi kartı bilgilerinin ele geçirilmesi üzerine harekete geçti. Artık PayPal tarafından güvensiz olarak gösterilen internet tarayıcı yazılımları üzerinden işlem yapılamayacak. İnternet Explorer 4 gibi eski ve güncel olmayan tarayıcılarınbulunduğu kara listedeki web browser‘ları kullanan kullanıcılar önce uyarılacak, daha sonra işlemleri iptal edilecek. PayPal’ın açıkladığı verilere göre birçok kullanıcı 10 senden eski olan ie3 gibi tarayıcıları ısrarla kullanmaya devam ediyor.

Otomobillerde güvenlik, performans, ekonomi, sorun analizi ve işletim gibi konularda yardımcı olması açısından bilgisayar kontrollü sistemler bulunur.

ecu.jpgMotor Kontrol Ünitesi(Engine Control Unit) – ECU
Otomobillerde emisyonlarla ilgili kanunlar çıkmadan önce bir araba motoru mikroişlemcilere gerek kalmadan üretilebilirdi. Fakat günümüzde katalitik konverter kullanmayan bir araç kullanamayız. Dolayısıyla hava/yakıt karışımını ayarlayacak bilgisayar kontrolcüsüne ihtiyaç vardır.

Bir otomobilin en çok işlem yapan bilgisayar birimi motor kontrol ünitesidir(ECU). Bu ünite sensörlerden aldığı verileri işleyerek optimum işletimin yapılmasını sağlar. Örneğin, motorun sıcaklık seviyesi ve soğutma miktarını, aracın anlık hızı, motor devri, egsozdan atılan oksijen miktarı gibi detay bilgileri toplar ve saniyede milyonlarca işlem yaparak ateşlemenin nasıl ve ne şekil bir karışımda yapılacağına karar verir. Modern enjeksiyonlu benzin motorlarında vuruntu olmaması için ateşlemenin ne zaman yapılacağı ve enjektörün hangi salisede ne kadar yakıt püskürteceğini de ECU ayarlar. Bir anlamda motorun çalışmasını ve işletimi için herşeyi kontrol edip karar veren ve bunları komut vererek uygulatan en önemli ünitedir.

Modern bir motor kontrol ünitesi, 32-bitlik ve 40Mhz hızında çalışan işlemci kullanır. Günümüz PC’lerindeki Ghz’lerle kıyaslandığında pek de hızlı gözükmeyebilir fakat bu işlemciler çok verimli ve sürekli çalışırlar.Öyle ki, saniyede 2GB’lık veriyi işleyebilme kapasitesine sahiptirler ki bu bir bilgisayara göre binlerce kat hızlı olduğunu gösteren bir değerdir. Tabi bunu kendine has yazılımı ve özelleştirilmiş yapısıyla gerçekleştirir. Yani sadece bu iş için optimize edilmiştir. Yazının Devamı »

Sayfa 1 (2)12