Bütün dünyada illegal olarak nitelendirilen kopyalama olayları artık resmiyet kazanıyor. Bilindiği gibi kopyalama sadece bazı ülkelerde hayvanlar üzerinde yapılıyor ve insanlar üzerinde denenmesine asla izin verilmiyor. Fakat neredeyse her konuda olduğu gibi bu olayda da bir kapı açıldığı zaman gerisi çorap söküğü gibi gelebilir.
Bir kısmı Amerika‘da bir kısmı Japonya‘da olan BioArts International firmasının sahibi Mr.Hawthorne, 1997 yılında çok sevdiği köpeği Missy’nin genetik örneğini alarak 2002 yılında köpeğinin ölümünün ardından Missy’nin ikizini dünyaya getirtti. Köpeğin kopyasının tabiki ölen Missy’den görünüş olarak en ufak bir farkı bile bulunmuyor. Fakat uzmanlar yetiştirilen ortama göre hayvanın farklı davranışlar sergilemesinin mümkün olabileceğini söylüyor. Yani eskiden tut şunu diyerek attığınız kemiği yakalayıp geri geriten Missy, artık size bön bön bakabilir. (:
Bilindiği gibi köpekler ortalama 15 ila 18 yıl arasında yaşayabilmekteler. Nitekim birçok evcil hayvanın da ömrü bu civarda. Evcil hayvanına çok bağlı olan ve onu hayatının bir parçası olarak gören kişi için tekrar aynı hayvana kavuşmanın nasıl bir duygu olacağı şüphesiz tarifi zor birşeydir. Olaya bu yönüyle bakıp kopyalamayı savunacak birçok insan olacaktır. Fakat ben böyle düşünmüyorum.
Ben bundan birkaç sene öncesinde ilk Dolly; kopya koyunu dünyaya getirildiğinde bunun ileride çığrından çıkabileceğini düşünmüştüm. İşte bunun adımları yavaş yavaş atılıyor bana göre. Birkaç sene içerisinde başka hayvan türleri için de yaygınlaşıp iyice yapılan bir iş haline gelmesinin ardından, yasal olmayan yollarla insan kopyalama ile de mutlaka karşılaşılacaktır. Ardından ünlülerin içtikleri bardakları almaya çalışan veya saçlarından bir tel koparmaya çalışanlar olacağı gibi bunun neticesinde seneler sonra o kişilerin aynılarının dünyada tekrar görülmesiyle birlikte buna nasıl bir çözüm bulunacağını çok merak ediyorum. O senelerde belki çok yaşlanmış hatta ölmüş olabiliriz ama kopyalanan bir insana idam cezası da veremeyeceklerine göre, Allah’ın yarattığı düzeni bozanların yaptıkları yanlarına kar kalacak ve en nihayetinde büyük bir kargaşa ve çıkmaza neden olacaklar. Bu yazdıklarım biraz kehanetler silsilesi gibi gelebilir ama herşeyde olduğu gibi bunda da insanoğlunun sınır tanımayıp olayı çığrından çıkaracağına neredeyse eminim…
Önümüzdeki aylarda resmen başlayacak olan kopyalama işlemi için ilk etapta 5 zengin köpek sahibi 75.000 euro’dan başlayan bir açık arttırma ile seçilecek ve kopyalama işlemleri başlayacak.

Electronic Arts yaptığı açıklama ile geliştirdiği yaşam simulasyonu Oyunu The Sims 3′ü resmi olarak duyurdu. Yapılan açıklama göre 3 yılı aşkın bir süredir gizlice geliştirilen The Sims 3′te yeni nesil bir grafik motoru kullanılıyor.
Oyunun en büyük özelliği olarak ise simlerimizi mahallemizde artık istediğimiz gibi yükleme ekranı olmaksızın dolaştırabileceğiz (The Sims 2′den hatırlayacağınız üzere bir yerden bir yere giderken oldukça bir süre bekliyorduk o yerin yüklenmesini). Bu özelliğe ek olarak artık simlerimizi çok detaylı bir şekilde yaratabileceğiz ve ilk oyuna göre daha detaylı bir şekilde istediğimiz herşeyi özelleştirebileceğiz. Electronic Arts Redwood Shores stüdyoları tarafından hazırlanan oyunun 2009 yılında piyasaya sürülmesi bekleniyor.
Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir film perdesi gibi algılayamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden beyne giden sinir hücrelerinin yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir.
Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir video filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır ve o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz ve hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi milisaniye mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.
İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) bilgisayar monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini takip edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz ekran yenilemesinin nasıl yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini bu şekilde farkedeceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz ve üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli detaylı ve hareketli şeyleri takip eden ve işi gereği yüksek dikkatle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür. Yazının Devamı »

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alemdar Yalçın beynin gelişme sürecini; “Beyin, çocuğun anne karnına düşmesinden 22 gün sonra oluşma sürecine giriyor” diye açıklıyor ve ekliyor; “Bu organın %90′dan fazlasını yağ, geri kalanını essel elementler(selenyum, azot vs.) oluşuyor”. Her beyin dişi olarak doğuyor. Yani kadınsı özellikler taşıyor. Ancak çocuğun cinsel organı belirmeye başlayıp da testosteron(erkeklik hormonu) salgısı ortaya çıktığında, beyin cinsiyet kazanıyor. Bu gelişme devam ederken, çocuk dışarıdan gelen bazı uyarılara reaksiyon gösteriyor. Bu uyarılar gerek annenin, gerekse dış dünyanın verdiği sinyaller.
Özellikle sese, duygusal gelişmelere karşı duyarlılık başlangıçta daha çok oluyor. İnsan beyni, doğumdan sonraki iki yıl içinde büyümesini sürdürüyor. Ancak gelişmesi ömür boyu sürüyor. Bu gelişme, daha çok dış duyumlar ve olaylara göre biçimleniyor. Çocuğun yürümeye ve konuşmaya başlamasıyla birlikte beynin gelişimi yani hücre üretimi hızlanıyor.
‘Bu gelişim ne kadar sürer?’diye merak edenlere Prof. Yalçın, hemen şunu belirtiyor: “Bir balonun içine ne kadar su doldurursanız, o kadar genişler. Beyin için de aynı durum söz konusu”. Bunu bir örnekle açıklamak mümkün: Prof. Yalçın, Londra telefon rehberini ezberleyen insanlar olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Beyin doğru kullanıldığı takdirde, bilgileri öğrenme kapasitesi her sağlıklı insan için aynıdır”.
Yazının Devamı »
İnsan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılmayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir. Beynin içine derinlemesine girildikçe, bizim kavrayabilme sınırlarımızı zorlayan detaylarla karşılaşırız, orda henüz kavramayı tam olarak beceremediğimiz bambaşka bir dünya vardır.
Bizim yerimize düşündüğünü zannettiğimiz beyin aslında karar verme yeteneğine sahip olmayan basit hücrelerden oluşur.
Dişideki yumurta hücresinin, erkekten gelen sperm hücresiyle birleşmesi sonucu meydana gelen hücre, tekrar-tekrar bölünerek binlerce, milyonlarca hücre oluşturur. Vücutta bulunan tüm hücrelerin ortak özellikleri vardır. Çekirdek, mitekondri, sitoplazma vb… Fakat her hücre farklı bir dokuyu oluşturur. Beyin ve sinir sistemini oluşturan hücrelere nöron denir. Nöronların ise diğer hücrelerden belirgin olarak görülen farklılıkları akson ve dendrit adı verilen iki uzantılarının olmasıdır. Hücre çoğalmasının 18. gününde sinir sisteminin ilk farklılaşmaları oluşmaya baslar. Embriyonun sinir sistemi oluşmaya başlarken başkalaşan sinir hücrelerinin akson ve dendritleri hücre gövdesinden uzar. Her nöronun sahip olduğu akson ve dendritlerin uzunlukları birbirinden farklıdır ve hepsi sahip oldukları uzunluklara göre bir görev üstlenmişlerdir. Mesela, omurilikten ayağa mesaj iletecek akson 1 m. uzunluğundayken, gözümüzden beynimize uzanan diğer bir akson sadece 5 cm. uzunluğundadır. Vücuttaki milyarlarca akson ve dendrit, görevlerini gerçekleştirmek için sadece kendilerine gerekli olacak uzunluğa kadar gelişir ve ardından büyümeleri durur. Vücuttaki tüm nöronların sahip olduğu bu uzantılar sayesinde tüm bilgiler gereken yerlere iletilir. Nöronların bu şekilde olması, vücudun her kösesine yayılarak sinir sistemimizi oluşturmalarını ve vücudumuzdaki haberleşmeyi çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlar. Böylece beyin vücuttaki her noktadan eksiksiz bilgi alır. İletişimin en önemli elemanları ise elbette ki nöronlardaki akson ve dendritlerdir. Her ikisi arasında çok uyumlu bir iş bölümü vardır. Dendritler gelen mesajı hücre gövdesine iletmekle, aksonlar ise hücre gövdesinde değerlendirilen bu mesajı başka bir nörona iletmekle görevlidirler.
Yazının Devamı »