Tangonun Kökeni, Tarihçesi ve Gelişimi

Okuma Süresi: 7 Dakika  | Yazdır

Tango 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan, aşk ve tutkunun bir araya gelerek harmanladığı, zarafet kokan bir tavrı olan, biraz hüzün ve bol miktarda duygunun bütünleştiği, yaratıcılığı tetikleyen bir dans türüdür. Kökeni, tahmin edilenin aksine soylulardan değil, zamanın olumsuz yaşam koşullarından bunalan işçi sınıfının bir dışavurumu olarak ortaya çıkmıştır.

Tangonun Ortaya Çıkış Öyküsü ve Temelinde Yatan Nedenler

19. yüzyılın sonlarına gelirken Avrupa, savaşlar, kıtlık ve ekonomik zorluklar yüzünden harap bir durumdaydı. Artık anavatanlarında düzenli bir hayat yaşayamayacaklarını anlayan ve gelecekten beklentisi kalmayan pek çok adam, yeni bir hayata başlamak için güney Amerika ülkelerine göç etmişlerdir.

1800’lü yıllarda uzun süren yorucu savaşlar, açlık, kıtlık, ekonomik ve sosyolojik sıkıntılar nedeniyle Avrupa‘nın büyük çoğunluğu çok zor bir dönem yaşıyordu. Bunları gören işçi sınıfı, anavatanlarında rahat, huzur ve mutluluk içinde yaşayamayacaklarını anladıklarından Güney Amerika’ya göç ederek yeni bir hayata başlamak adına umutlarla yeni bir hayata başlamak istemişlerdir. İtalya’dan, Portekiz’den, Macaristan’dan, İspanya’dan, Fransa’dan Güney Amerika’ya göç eden bu insanlar, nereye gidilirse gidilsin büyük umutları umutsuzluklara dönmüş, ümitsizliğe kapılmışlar ve hayal kırıklıklarına uğramışlardır. Avrupa ‘dan Amerika ‘ya göç eden bu insanlar, gittikleri yerde bir yabancıdan öteye geçememişlerdir.

Alışkın olmadıkları bir kıtada yaşadıkları pek çok olumsuzluklar, Avrupa ‘dan gelen bu insanların sıkıntılarını hat safhaya çıkarmıştır. Başta göçün getirdiği düş kırıklıkları olmak üzere, ekonomik ve sosyal sorunlar, kötü yola düşen kadınlar, içki kadehlerinde kadın kokularından teselli arayan erkekler derken bir bütün halinde ortaya çıkan tüm sorunlar, hüznü ve düş kırıklıklarını yürekten vurgulayan, aynı zamanda yaşanan olumsuzluklara karşı içten içe bir başkaldırı, kendini bulma isteği ve bir nebze olsun mutluluk arayışını bir araya getiren “Tango müziği ve dansı” nın temellerini ortaya atmıştır. Farklı bir kültürde yaşamaya çalışan kişilerin yalnızlıklarını ve bunun getirdiği hüzünlerini yok eden Tango, bu nedenle tutku ve aşkı dansı olarak tabir edilmektedir.

Tangonun Kökeni

Tango, 19. yüzyılın sonlarında, şu anda da Tango’nun doğuş yeri olarak dansa adını veren Arjantin Tangosu‘ndan da anlaşılacağı gibi Arjantin’de ortaya çıkmıştır. Diğer dans türlerinden karakteri bakımından ayrılmaktadır. Tangonun buram buram tutku kokan, şehvetli ve aynı zamanda hüzün ve kasvetli görüntüsüyle dans türleri arasında kendine çok başka bir yer bulmuştur. Latin danslarının kökenine bakıldığında dahi bu danslardan yine ayrılan Tango, Arjantin’de doğmuş olmasıyla farklılığını göstermektedir. Yine de o dönemde alt sınıf olarak değerlendiren, soylu olmayanların ve hatta temel sosyal haklara bile sahip olmayan insanların dansı olarak ortaya çıktığından, tango o dönemlerde gerektiği önemi bulamamıştır. Günümüzdeki önemini kazanması uzun yıllar almış ve ancak tüm dünya tango ile tanışıp, sevip, bu dansı icra etmeye başlayınca hak ettiği yerini bulmuştur.

Göçten sonra yaşanan baskılar ve yaşanan olumsuz koşullar, tango gibi yeni bir müziğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çok büyük zorluklar içerisinde, baskı altında ve herhangi bir hakları olmadan yaşayan insanlar kendilerini ifade edebilmek için tangoya sığınmışlardır. Bu nedenledir ki, tango daha çok belirgin şekilde 1865 ile 1880 arası ortaya çıkmıştır. Kırılan umutlarını yeniden ayağa kaldırmak, başkaldırılarını ortaya koymak, sıkıntılarını atmak için başlayan tango, önce tüm şehirlere ardından da tüm dünyaya yayılmıştır. Belki de bu nedenledir ki, tango müziği bünyesinde asilik, hırçınlık, hatta belirgin şekilde küstahlık barındırır. Düş kırıklıkları ve parçalanmış umutları tasvirlediği için de içinde melankoli barındırır. Günümüz koşullarında aşk ve tutkuyu tanımlasa da, tango müziği o dönemlerde görülmektedir ki daha çok keder ve ölüm dansı olarak öne çıkmaktadır.

Tangonun Gelişimi ve Farklı Sınıflar Arasında Yayılması

Yaşadıkları topraklardan göç ederek ailelerini, yaşantılarını, yani eş ve çocuklarını geride bırakan göçmenler, şehirlerdeki erkek nüfusunun arttırmasına neden olmuştur. Burada meydana gelen cinsiyetler arasında oluşan sayıca erkek üstünlüğü ve Boenos Aires’te bulunan kadın nüfusunun azlığı nedeniyle fahişelik bir endüstri halini alarak hızlı bir gelişime girmiştir. İşçi sınıfı yaşadığı sıkıntıları bu tür yerlerde gidermeye çalışmış, bu nedenle de kısa sürede genelevler artmıştır. Kadın ile erken arasındaki sayıca farklardan dolayı genelevlerde uzun kuyruklar oluşmuş ve bu durumda sırada bekleyen erkekleri eğlendirmek, beklerken sıkıntı çıkmasını engellemek için tango müzik grupları genelevlerde çalıştırılmaya başlamıştır. Aynı zamanda pavyonlarda da erkekleri eğlendirmek için konsomatrislerin erkekleri eğlendirmek için yaptığı figürler öne çıkmış ve tango kendini daha çok ortaya koymuştur. Bu nedenledir ki, dans erkek egemen bir danstır ve erkek yönlendirir.

Tango, kısa süre içerisinde halkın duygularına hitap ettiğinden popüler bir hal almış, tiyatrolara ve laternalara taşınmıştır. Böylelikle, varoşlardan dışarı çıkabilmiş olan tango, Avrupalı göçmenlerin yaşadığı, ancak fakir olan işçi sınıflarının mekanlarında hızlı bir yayılıma geçmiştir. Sokaklarda tango esintileri görülürken, kısa sürede barlarda ve daha üst sınıfların mekanlarında kendini bulmaya başlamıştır. Özellikle de genelevler, bu dansın tanınmasında ön ayak olmuştur. İşçi sınıfının kendini avuttuğu mekanlar olarak öne çıkarken, bunun orta ve daha üst sınıf da genelevlere çok fazla gelip gitmeye başladığından, alt ve üst sınıf arasında bir etkileşim olmuş ve bu iki kültür bu mekanlarda birlikte vakit geçirdiklerinden birbirlerini tanıma imkanı bulmuştur. Alt sınıfın bir müziği ve akabinde dansı olarak ortaya çıkan tango da, bu etkileşimler sonrasında sokaklardan üst sınıfın danslarını icra ettiği salon tabiri ile ortaya çıkan mekanlara taşınmıştır.

Tango, çıkış yeri olan Arjantin’de tüm bu sosyal sınıf gerekçelerinden dolayı zengin ve üst tabaka kesim tarafından önceleri biraz hor görülmüştür. Özellikle de kendi kültürlerine bu dansı yakıştırmayan üst tabaka, dans bir alt kültüre uygun görmüşlerdir. Ancak, 20. yüzyılın ilk yıllarında Arjantin‘in Buenos Aires şehrinden Avrupa’ya yolculuk yapan dansçılar ve orkestralar nedeniyle Avrupa’da bir tango çılgınlığı baş göstermiştir. Bu furya Paris’te başlamış olmasına karşın kısa sürede Londra’ya, ardından Berlin’e, buralardan da diğer başkentlere sıçramış. Hatta 1913’lerin sonlarına yaklaşırken tango New York ve Finlandiya’yı da etkili altına almaya başlayınca, Arjantin’in dansı küçük gören ve alt tabakaya yakıştıran sosyete kesimi tarafından tango önemsenmeye başlamıştır. Özellikle de dönemin klas müzik insanı Carlos Gardel 1917 yılında giymiş olduğu smokin ile erotizmden uzak bir duruş sergileyip argo ve alt tabaka görüntüsünden uzak bir izlenim edindirerek tango söylemeye başlayınca, tango müziği kendine üst tabakalarda daha çok yer bulmaya başlamıştır. Tangonun en önemli gelişim gösterdiği zamanlar olarak, 1950’lerde başkanlık yaptığı dönemlerde tangoyu bir milli değer olarak kabul eden Juan Peron ile tango görebileceği en iyi dönemi geçirmiş ve akabinde gelişmiştir.

Türkiye’nin tango ile haşır neşir olması da Cumhuriyetin ilanının ardından çok sesli müziğin gelişmesi ile olmuş ve ülkemizde de Tango oldukça sevilmiş ve ardından yayılmıştır. Bu alanda en çok öne çıkan bestekarlar ise Necip Celal, Necdet Koyutürk ve Fehmi Ege’dir. Bu dönemde yapılan “Ballroom Tango”, yani daha az vücut teması ile yapılan tango öne çıkmıştır.
Kaynakça:
tangojean.net/tango-dansi-tango-muzigi-nedir/<br />
turkcebilgi.com/tangonun_tarih%C3%A7esi

Yazar: Gökçe Cömert