Teknoloji Dünyasındaki Önemli Gelişmeler

Okuma Süresi: 8 Dakika  | Yazdır

Her geçen gün hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelme yolunda kararlılıkla ilerleyen teknoloji ürünleri, geçmek üzere olduğumuz 2010 yılı boyunca da gelişimini tüm hızıyla sürdürdü. Bu yazımda, yıl boyunca yaşanan teknolojik gelişmelere dair aklımda kalan önemli noktaların altını çizmeye çalışacağım.

Ekran Kartları

2010 senesine damgasını vuran teknolojik gelişmelerin başında hiç şüphesiz ekran kartları gelir. Nvidia’nın 2009 yılının sonlarına dek domine ettiği pazar, ATI’nin 2009 son çeyreğinde piyasaya sürdüğü 5000 serisi ekran kartları ile tabiri yerindeyse “tepetaklak” oldu. 5000 serisi sahip olduğu DX 11 desteği, 40 nanometre üretim teknolojisi ve buna bağlı olarak düşük güç tüketimi, 12 ekrana kadar destek veren eyefinity teknolojisi ve yüksek oyun performansıyla rakibinin bir adım önüne geçmeyi başardı. Öldürücü darbe ise, Nvidia GTX 295’i tahtından indirerek liderlik konumuna geçen ve 1 seneye yakın süredir de yerini hala kimseye kaptırmayan HD5970 ile geldi. İki adet HD5850 GPU’sunun tek kart üzerinde crossfire düzeneğiyle birleştirilmesi sonucu oluşmuş bu kart; hem 300 W TDP koşulunu sağlıyor hem de GTX 295’e attığı performans farkı sebebiyle göz dolduruyordu. Ayrıca kart overclock performansıyla da son kulanıcıların beğenisini kazanmıştı.

High-end segmentindeki liderliğinden sonra ATI’nin orta-alt ve mobil segmentlere yönelik ürünlerini piyasaya sürmesi fazla sürmedi. Hal böyle olunca pazar paylarının büyük kısmı ciddi bir sıçramayla AMD-ATI cephesine geçti. Nvidia’nın yeni kart hazırlıkları ve ATI’ye cevap verebilme süreci tam 9 ay sürdü. Nvidia yepyeni bir mimariye sahip olan Fermi serisi ekran kartlarının amiral gemisi olan GTX 480 ile bir nebze olsun rahat nefes aldı. Çünkü bu kart ATI’nin tek GPU’lu en üst modeli olan HD5870’den %15 oranında daha hızlıydı. Fakat ortada HD5970 gibi bir canavar varken Nvidia’nın daha çok çalışması gerekiyordu. Geride kalan 3 ay boyunca Nvidia HD5970’e halen cevap verebilmiş değil yalnız firmanın bu yönde çalışmaları olduğu ve çift GPU’lu modeliyle performans liderliğini geri alacağı da bilinmekteydi. Önümüzdeki günlerde piyasaya sürülmesi beklenen yeni performans canavarı merakla beklenirken, AMD cephesinden bomba gibi bir açıklama geldi: “6000 serisi yeni ekran kartlarımız Kasım ayında tanıtılacaktır.” Mevcut 5000 serisinin DX11’in önemli bir özelliği olan tesselation performansı geliştirilmiş versiyonu olan 6000 serisinin yeni yılda raflardaki yerini alması bekleniyor. AMD bununla da yetinmeyip reformlarına devam etti ve son olarak yeni kartlarını ATI Radeon olarak değil AMD Radeon olarak lanse edeceğini ve ATI markasını tamamen kaldıracağını açıkladı. Yeni yılda gelmesi beklenen ve 32 nm teknolojisiyle üretilecek olan yeni 6000 serisi ekran kartları Nvidia’nın hala ulaşamadığı performans liderliği koltuğuna otursa bile fazla kalamayacağının sinyallerini veriyor. Herşeyi zaman gösterecek elbette bekleyip göreceğiz. Umarız Nvidia geride kaldığı 1 senenin sonunda gerçek manada rekabete ortak olur ve GTX 460 gibi fiyat / performans odaklı ürünlerle yerini korur. Aksi taktirde bir şirketin çıkıp diğerinin batması hiçkimsenin işine yaramaz. Böyle bir durumda olan yine son kullanıcıya olur. Tabi bunları düşünmek şu an için felaket tellallığından başka birşey olmaz çünkü ekran kartı piyasasında artık Intel de yer alacak. Artık sadece düşük performaslı onboard ve mobil GPU’ları değil, oyunculara yönelik performans ürünleri üzerinde de çalışacaklar. Bu karardaki en büyük etmen elbette AMD’nin CPU ile GPU’yu birleştirmeyi planlardığı Fusion teknolojisine karşı Intel’in de cevap verebilecek konuma ulaşmasıdır.

İşlemciler

İşlemci pazarında Intel lider konumunu sürdürmeye devam ediyor. Yeni geliştirdiği Core mimarisi ile daimi rakibi olan AMD henüz başa çıkabilmiş değil. Core i3, i5 ve i7 olarak yükselen bir segmentasyon ile Intel, gerçekten başarılı bir çizgi yakaladı. Öyle ki, AMD’nin mevcut satılmakta olan en üst modeli Phenom II X4 975 modeli 3.6 Ghz frekansında çalışmasına rağmen Core i7’lerin 3Ghz altında çalışan modellerinden bile geride kalabiliyor. Söz konusu oyunlar olduğunda iki işlemci arasında belirgin bir fark kalmıyor. Fiyat noktasında ise, Phenom II serisi tam anlamıyla rakipsiz. Öyle ki, high end modelleri bile 200$ seviyesinden alınabildiği için kullanıcıların gözdesi olmaya devam ediyor. AMD şimdilerde ise 1055T ve 1090T kod adlı 6 çekirdekli işlemcilerini piyasaya sürerek core i7’lerin 4 çekirdekli modellerine karşı geç de olsa üstünlüğünü koyabiliyor. Aslında bu radikal bir değişim olarak nitelendirilemez çünkü mevcut mimaride değişim yapılmadığından Phenom II serisinin X6 haline getirilmiş versiyonundan öteye bir durum yok. Mevcut oyunların iki çekirdeğe bile anca tam destek vermeye başladığını düşünürsek, 6 çekirdekli işlemcilerin AMD’nin zayıf olduğu ofis programları, sunucular ve çoklu işlem birimleri gibi alanda da intel ile rekabet edebilir düzeye gelmesini sağladığını söyleyebiliriz. Oyunlarda ise AMD yüksek performans beklentilerini tam anlamıyla karşılamaya devam ediyor. Intel ise Core i7 970 ve 980X Extreme gibi uçuk fiyatlı 6 çekirdekli işlemcileriyle performans liderliğini koruyor. Tabi bu işelmciler AMD’nin 6 çekirdekli ürünlerine göre çok uçuk fiyatlar ile satışta olduğundan son kullanıcı açısından dikkate alınır bir yanları yok elbette.

Anakartlar

Anakart piyasasında çok büyük gelişmeler yaşandığı söylenemez. USB 3.0’ın desteklenmesi ve E-Sata arabiriminin yaygınlaşması gibi sevindirici gelişmeler yaşanırken sürekli değişen soket yapıları insanları piyasadan soğutmaya tam gaz devam ediyor. Intel’in pazar stratejilerinden biri olarak düşünülen bu durum, kullanıcıların aynı seriye dahil işlemcileri bile alırken tek tip anakarttan istifade edememelerine neden oluyor. Intel her yenilik yaptığı işlemci ailesinde farklı bir soket yapısı kullanmakta. Bu artık katlanılamaz bir duruma geldi çünkü soket yapıları birbirinden çok ufak değişikliklerle ayrılıyor. Örneğin core i7’lerin bazıları soket 1366 formunda çalışırken mesela i7-870 soket 1156 formunda çalışmakta. Bu yetmezmiş gibi yeni çıkaracağı ürün ailesi için intel soket 1155 yani mevcut i5’lerde kullanılan 1156 pinli soketin sadece 1 pin eksiği şeklinde bir soket yapısına geçmeye hazırlanıyor. Buna ilave olarak soket 1567 formunu da kullanıma sunacağı bilinen gelişmeler arasında. 1567 yine oldukça farklı bir soket yapısı olduğundan göze batmıyor fakat tek bir pin ekleyip çıkartarak soket yapısı değiştirmek gerçekten “Intel insanlarla dalga mı geçiyor?” sorusunu akla getiriyor. Tek bir pin azalmasıyla nasıl bir avantaj sağlanıyor olabilir ki? İnsanlara yeni anakart sattırmaktan başka birşey değil. Şahsen bu duruma karşı Asus ve Gigabyte gibi büyük firmalardan değiştirilebilir soket yapısı şeklinde bir teknoloji tasarlamalarını bekliyorum. Bu ilk etapta kendi satışlarını baltalamak gibi görülse de son kullanıcı gözünde taht kurmalarını sağlaması ve fiyatının yüksek konumlandırılabilmesi gibi olanakları sayesinde makul bir çözüm olduğu düşünülebilir.

Bellekler

Depolama alanında 2 TB’lık düşük güç tüketimine sahip disklerin yaygınlaşması ve Seagate’in SSD ve mekanik diski birleştiren hibrit teknolojilerinin yanı sıra en büyük mesafe katedilen teknoloji elbette bellek modüllerinde yaşandı. Yurtdışında tayvan kaynaklı borsası bile bulunan bellek piyasasında fiyatlar anlık olarak değişmekte ve ciddi rant sağlanabilen bir sektör olma konumunu korumakta. Solid State Disk’lerin gelişmesiyle her geçen gün daha fazla miktarda kullanım ihtiyacı doğan bellekler, geleceğin vazgeçilmez teknolojileri arasında konumu en sağlam gözüken ürün olma özelliğini koruyor. DDR ve DDR2’den sonra artık DDR3 teknolojisi yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Ekran kartlarında kullanılan DDR5 belleklerinse masaüstüne gelmelerine en az 2 sene kadar var diyebiliriz. Uzun süreli tartışmalar gösterdi ki, bellek zamanlamalarını düşürmektense mhz değerini arttırmak daha büyük performans getirisi sağlıyor. DDR3’ün artan timing değerlerine rağmen kabul görmesi de bu tezi doğrular nitelikte…

Depolama Birimleri

SSD piyasasında ise kapasiteler 512 GB’lara ulaşmışken, 128 GB’a kadar olan modeller ise fiyat bakımından masaüstü PC’lere girecek seviyelere ulaşmak üzere. Şu an bu teknolojiyi kullanmak isteyenler yoğun olarak 64 GB’lık versiyonlara yönelmiş durumda ve yaklaşık üç ayda bir ucuzlama geliyor. Mesela bugün 32 GB’lığı aldığınız fiyata üç ay sonra 64 GB’lık olanını alabiliyorsunuz. Umarım bu teknoloji daha hızlı biçimde hayatımıza girer de PC’lerimize fren etkisi yapan şu son mekanik parçadan da kurtuluruz. Rastgele erişim süresi bakımından mekanik diskler 14-20 ms seviyesindeyken, en kötü SSD 0.2 ms performansında çalışıyor. “Bilgisayarlar en yavaş parçası kadar hızlıdır” sözünden yola çıkarak tartışmasız en yavaş parça olan mekanik diskler ömrünü tamamladı ve artık uzatmaları oynuyorlar. Takriben 5 sene sonra piyasada satılan bir mekanik sabit diske rastlamayacağız.

Akıllı Cep Telefonları ve Tablet PC’ler

Apple, iPhone ile yakaladığı “kullanıcılara dokunmatik kullanım alışkanlığı sağlama” başarısını, iPad ile bir üst segmente taşımış oluyor. Artık tablet PC pazarında da ciddi bir genişleme ve rekabet yaşanacak gibi gözüküyor. Bence Apple’ın başarısının sırrı kullanıcılara estetik, kullanımı kolay ve mümkün olduğunca sorunsuz cihazlar sunuyor olmasında yatıyor. Bunun en güzel örneğini iPhone ile gördük aslında; diğer cep telefonu üreticileri her 15 günde bir yeni ürün lansmanı yaparken Apple tek bir cihaz üzerine yoğunlaşarak, herkesin ortak olarak kullanabileceği tasarım tarikası bir ürün çıkarttı. Dolayısıyla çağın yeni akımı olan akıllı cep telefonu pazarında kısa sürede lider konuma ulaşması zor olmadı. iPad’in tasarımına ve yaptıklarına baktığımızda, iPhone ile yaşanan ve aşılamaz bir handikap olan görünür alan sıkıntısının nispeten çözülmüş olduğunu ve 9.7 inçlik ekranı ile çok daha esnek kullanım imkanı sunduğunu söyleyebiliriz. Iphone 4’ün dış metal çerçevesinin ek kısmına temas edince telefonun çekmemesi şeklindeki sorunun ise Apple tarafından yazılımla çözülebilecek birşey olduğu söyleniyor. Zaten cihazı kullananların birçoğu bunun o kadar da ciddi boyutta bir problem olmadığını defaatle dile getirdiler. Samsung ve HTC gibi firmaların Android işletim sistemini kullanan windows mobile’a oranla çok başarılı olan cihazları yaygınlaşırken, Android’in geleceği açısından herşey çok ümit vaadedici gözüküyor. Microsoft’da boş durmayıp win 7 mobile işletim sistemiyle masaüstü PC’lerdeki win 7 başarısını sürdürüp Android’e sağlam bir cevap vermeye hazırlanıyor. Yazılım cephesindeki bu rekabet ise, elbette son kullanıcının işine yarıyor.

Teknoloji dolu günler yaşamanız dileğiyle…