Tiyatronun Tarihçesi

tiy2Tiyatronun gelişimi, 20. Yüzyıllara bu alandaki sayısız çalışmaların eşliğine dayanır. Aynı zamanda, 20. Yüzyılda tiyatroda meydana gelen değişiklikler, o dönem boyunca batı kültüründe oluşan köklü değişimleri gösterir. Kaçınılmaz bir gerçektir ki; Tiyatro sosyo-kültürel değişimleri canlı olarak yansıtır. 20. Yüzyıl Tiyatrosunun dünya savaşlarından trajik olarak etkilendiği unutulmamalıdır.

Muhtemelen, 20. Yüzyıldan önce tiyatro sosyo-kültürel değişimlerden çok etkilenmemiştir. Aynı zamanda, dönem artistlerin kendini anlatmaya yeni yollar bulmaya ve kendi fikirlerini seyircilere aktarmaya kalkıştığı bir dönemdir ki bu da tiyatronun değişimini sürekli kılmıştır. Diğer bir yandan, 20. Yüzyılda tiyatro ile yapılan her çalışma tiyatronun zengin, çeşitli olduğunu göstermiştir. Aslında bu stillerin, hareketlerin ve fikirlerin çeşitliliği tiyatronun gelecekteki postmodernist trendin temelini oluşturmaktadır.

1900- 1. Dünya Savaşı öncesi, 20. Yüzyılların başlarında, Tiyatro, giderek artış gösteren sosyal tansiyondan ve toplumun farklı tabakalarındaki kötü insanlardan oluşturulmuştur. Aslında, bu dönem, zengin ile fakirin yüzleştiği, ülkelerde sosyo-ekonomik durumun kötüleşen dönemiydi. Buna ek olarak bu dönem, sosyalist ve eşitlikçi fikirlerin popüler olmaya başladığı dönemdi. Bir önceki dönemde görülen idealist ve romantik fikirler yerini realizme bıraktı. 20. Yüzyılın başları realizmin artan rolü tarafından oluşturuldu.

Bunlarla birlikte, bu dönem çalışmaların, sanatın ve tiyatronun derin bir şekilde modernist trendlerden etkilendiği bir dönemdi. Temel olarak, Tiyatrodaki bu gelişimler çağı oluşturan sosyo-kültürel geçmiş tarafından belirlendi. Daha da açacak olursak, 20. Yüzyıl hızlı gelişen ekonomik ilerlemenin çağıydı. Sosyo-ekonomik gelişmeler, bütün dünyayı kontrol altına almaya çalışan emperyalist hedefli ülkelere dayanırdı. Böyle bir durumda, dünya ulusların üstünlük yarışına girdiği bir arene halini aldı. Diğer yandan, bu politik ve ekonomik yarış, ulusların hızlı sanayileşmesine ve yerel ekonomik oluşuma dayandı. Bu koşullarda, sosyalist fikirler 19. Yüzyılın ortalarında giderek daha popüler olmaya başlamasından beri gelişti ve aktif hale geldi. Sıradan insanların hayata ve dünyaya yaklaşımları büyük oranda değişmeye başladı. İnsanların gerçeğe yaklaşımları daha materyalist (maddeci) ve pragmatist (faydacı) olmaya başladı.

tiy3Dünya Savaşları Arasında Tiyatro

1920’ler ve 1930’lar 20. Yüzyıl tiyatrosu gelişiminin en dramatik dönemi olduğu düşünülür. Tiyatroda yeni hareketlenmelerin ortaya çıktığı ve tiyatonun daha güçlü bir dönem olduğu söylenebilir. 20. Yüzyıl tiyatrosunun çalışmalarının ve sonuçlarının önemini anlamak için, dönemin zihniyetine kısaca değinmek gerekir.

1. Dünya Savaşı sonrası dönemi, ekonomik krizin derinleştiği dönemdir. Ekonomik krizin kısa zamanda atlatılmasına rağmen, ekonomik durum dramatik bir şekilde batı kültürleriyle çatışma içerisine girerek kötüye gitmeye başladı. Yani, batı ülkelerindeki ekonomik gelişme daha üst sınıfların baskısı ve öncelik tanımasıyla oluşturuldu. Aslında bu dönemde sosyal çatışmalar en üst seviyeye geldi ve Almanya ve Fransa gibi pek çok batı ülkesi devrimlere ve ciddi sosyal çatışmalara korunmasız haline geldi. Örneğin; Amerika’nın 1920’lerin sonlarından 1930’ların başında ülkenin gelişmesini etkileyen “Büyük Buhran” döneminde bulunduğu durum çok zordu.

Bu koşullarda, sosyal çatışmanın ve problemlerin aktarıldığı tiyatroda realist hareketler görmek normaldir. Bunun bir sonucu olarak, bu dönem Amerikalı oyun yazarı Eugene O’Neill’in öne çıkan eserleriyle daha verimli oldu. Aslında, 1920’ler boyunca aralarında “Ufukların Ötesinde” (1920) de bulunan en büyük eserlerini yarattı ve bu eser ona Pulitzer Ödüllerini kazandırdı. “Hükümdar Jones” (1920), “Anna Christie” (1922), diğer Pulitzer Ödülü, “Çeşme” (1923), “Karaağacın Altında” (1925), “Tuhaf Dönem” (1928), bir diğer Pulitzer Ödülü, ve diğerleri… Açıkçası, E. O’Neill’in o dönem boyunca ki çalışmaları çok etkileyiciydi. Çalışmaları gerçekten realistti ve oyunlarında yenilikleri tanıtıyordu.

tiy2. Dünya Savaşı Sonrası Tiyatro

2. Dünya savaşı sonrasında seyirci ve oyuncular arasındaki bağ güçlendi. 20. Yüzyılın ortalarında Bertolt Brecht öne atıldı ve 1930 – 1940 arası en yaratıcı eserlerini ortaya koydu. Bu dönem boyunca sayısız eserlerle epik tiyatro öne çıktı.

Bu sırada, 2. Dünya Savaşı sonrası katı kurallara ve geleneklere tepki olarak şekillendi. 1950 ve 1960’lı yıllarda yeni nesiller ortaya çıkmaya başladı. Yeni nesiller, realizmden uzaklaşarak psikolojik ve duygusal düşüncelere yöneldiler. Temel olarak, bu akımda genel sosyo-kültürel değişimden etkilendi. Bunun nedeni, asi karakterler ve geleneksel fikirlerin geçmişte kalması ve insanların gerçek hayata yönelmesidir.

Sonuç: Tiyatronun Geleceği

Açıkçası, Postmodern akım gelecekte daha da güçlenecek. Bugün bile, eski oyunları yeniden görmek mümkün. Bu yüzden yeni oyunlar toplama oyunlar gibi olacak. Buna ek olarak, oyun içinde oyuncuların ve seyircilerin birbirileri ile etkileşim içerisine gireceği düşünülüyor.

Yazar: Semih Arık