Toplumsal Gerçekçiler

Okuma Süresi: 11 Dakika  | Yazdır

1940-1960 yılları arasında etkili olan toplumsal gerçekçiler,  dönemin çalkantılarını, İkinci Dünya Savaşı ile bozulan düzeni, kapitalist düşünce yapısının egemenliğini savunan eserler meydana getirmişlerdir. Toplumsal gerçekçilik kavramıyla Türk edebiyatı, Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali sayesinde öğrenmiştir. Bu edebi hareketin kaynağında materyalist dünya görüşü ve Marksist ideoloji yatmaktadır.

Toplumsal gerçekçiler edebiyatımızın önemli yapıtaşlarından biri olduğu gibi, içlerinden bazıları ise belli bir ideolojiyi yaymak, savunmak amacını gütmüşlerdir.

Toplumsal gerçekçiler, edebiyatı duygu ve düşüncelerin güzel ve etkili bir biçimde anlatılması olarak tanımlamamış; bir toplumun siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olaylara tepkisi biçiminde yorumlamıştır. Yani edebiyat, doğruyu estetik bir şekilde söylemektir.

Topluluk üyelerinin kaleme aldığı eserlerinde ağa-ırgat, işçi-patron arasındaki çekişmeler, din adamı-öğretmen, muhtar, ağa-köylüler arasındaki tezatlıklar, sınıf, zümre, mezhep, menfaat çatışmaları, köylerdeki toprak, arazi, su kavgaları, yeniliklerin köye gelmesinden hoşlanmayan köy insanlarının dar bakış açısı, köylülerin cahillikleri gibi sosyal konulara yönelmişlerdir. Bu konuları ele alan yazarların çoğu, sanat yapmaktan ziyade, bir davayı gerçekleştirmeye çalışmışlardır. İyi roman yazmaktan çok, olayları kaleme alırken olaylara siyasi amaçlarının yorumunu kazandırmışlardır.

Genelde yanlı bir gazeteci gibi davranan toplumsal gerçekçiler bu özelliklerini kendi sözleriyle kanıtlamışlardır:
Orhan Kemal şöyle demiştir: “Yurdumun kalkınmasını, gelişmesini, batı ülkeleri ayarında ülkeler seviyesine çıkmasını istiyordum. Bu neden olmuyordu? Nedenlerini, niçinleri’ni aradım. Bunu açmak beni birtakım sosyal problemlerle karşılaştırdı. Bu sosyal problemlerin daha derinlerine inerek gördüm anladım ki, ülkemde de bütün geri ülkeler gibi istismar hadisesi var… Bu büyük haksızlıkla savaşmak için kendimi hazırlıklı mı buldum? Gücüm yettiği kadar bunu belirtmek mi istedim? Bilmiyorum. Kalkınmanın köyden başlaması kanısına vardım…Bir romancı, yurt kalkınmasının köyden başlamasına inanmışsa romanlarında bunun müdafaasını yapacaktır. Bu tip romancının vazedeceği felsefe böyle olacaktır.”

Kemal Tahir bu konuda şunları belirtmiştir: “Sahici Türk romanı, işçimizle köylünün realitesinden doğacaktır. Biz romancılar, bu iki zümrenin yaşayışındaki bütün özellikleri öğretmek, ekonomik ve sosyal şartlarındaki bütün değişmeleri aralıksız takip etmek zorundayız.” Bu topluluğun yazarları edebiyatın çeşitli türlerinde eserler vermelerine karşın, daha çok romanlarıyla tanınmışlardır.

Toplumsal gerçekçi sanatçıların roman ilkelerini Sadri Ertem’in: “Sanat bir balıktır, içtimai suda yaşar.” cümlesi anlatmaktır.

Eserlerinde yerleşmiş düzene karşı var olan gelenek ve din gibi insanların aklıyla hareket etmelerini engelleyen yerleşmiş değerlere karşı yıkıcı bir tavır üstlenmişlerdir. Bu yüzden bu edebiyat hareketine başkaldırı edebiyatı da denir. Eserlerini verirken etkisinde kaldıkları edebi ve felsefi akımlar Marksizm, realizm, natüralizm, materyalizm, determinizm, pozitivizm, egosantrizm ve evhomerosculuktur.

Toplumsal gerçekçi sanatçıların içinde Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir gibi sadece köy gerçeğine değinenler de mevcuttur. Bu yazarlar Anadolu köy gerçeğini işleyenler olarak da bilinmektedir.

Edebiyatımızdaki toplumsal gerçekçi yazarlar şunlardır:
Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal, Reşat Enis, Kemal Tahir, İlhan Tarsus, Kemal Bilbaşar, Ümran Nazif, Tahsin Yücel, Muzaffer Buyrukçu, Samim Kocagöz, Fahri Erdinç, Faik Baysal, Atilla İlhan, Tarık Dursun, Nevzat Üstün, Mahmut Makal, Ömer Faruk Toprak, Ceyhun Atıf Kansu, Suat Taşer, Naim Tiralı, Cahit Irgat, Abbas Sayar, Hasan İzzettin Dinomo, Şahap Sıtkı, Cevdet Kudret Solok, Fethi Giray, Nezihe Meriç’tir.

Topluluğun önemli edebi kişiliklerinden biri olan Aziz Nesin, eserlerinde toplumdaki tezatlıkları ve siyasi çatışmaları ele almıştır. Erkek Sabahat, Şimdiki Çocuklar Harika adlı eserleriyle edebiyatımıza kara mizahın en güzel örneklerini kazandırmıştır. Eserlerinde işlediği konular cahillik, ikiyüzlülük, siyaset, din, geleneklerin olumsuz yanlarıdır. Nesin, romanlarında düşüncelerini savunmak için kahramanları bir kukla gibi kullanmıştır.

Edebiyat çevrelerince önemli bir eseri olarak kabul edilen Surname hakkında Ahmet Kabaklı şunları söylemiştir: “Nesin romancı olarak son derece taraf tutucudur, kişilerin ağzından konuşmaktadır. Onların yaşayışını anlatmaya değil, onlara ve onlar aracılığıyla topluma yön vermeye çalışmaktadır. Nitekim Surname romanında Berber Hayri’yi çok sevmekte, onu iyi gösterebilmek uğruna, onunla ilişiği olan kimseyi kaba, merhametsiz, vahşi, zorba göstermektedir.”

Söz konusu romanın edebiyatımıza getirdiği yenilik eski anlatım gelenekleriyle çağdaş anlatım tarzını bir araya getirerek sentez oluşturmaktır. Gürsal Aytaç bu yeniliği şöyle açıklamıştır: “Surname’nin yeni Türk romanı arasında biçim ve konu bakımından özel bir yeri vardır. Aziz Nesin bu romanında, bir batı anlatı türü olan romanı Osmanlı anlatı geleneğinden bir türle surname ile birleştirmiş, parodi tarzında bir sentezi denemiş ve bunu başarmıştır.”

Topluluğun bir başka ismi Rıfat Ilgaz’dır. Onun hayatında iki önemli şey vardır: Sosyalist partinin açılışı, tüberküloz hastalığına yakalanması. Bunlardan birincisi Ilgaz’ın hapishaneye girmesine sebep olmuş, diğeri ise melankoliye yakalanmasına neden olmuştur. Rıfat Ilgaz, şiir, tiyatro, öykü ve roman türlerinde eserler kaleme aldıysa da onun en başarılı olduğu tür öyküdür. Bu konu ile ilgili Mahir Özcan Ünlü: “Rıfat Ilgaz, şiir tutkusuna karşın “öykü-roman-oyun” denilebilecek gülmeceyi de içine alan karma bir türün yazarı olarak tanınmıştır. Ne var ki; onun roman ve oyuna öykü aracılığıyla vardığı söylenebilir. Bu yüzden ona her şeyden önce öykücü demek daha doğru olur.” sözleriyle düşüncelerini belirtmiştir.

Ilgaz, ideolojik olarak Aziz Nesin’in görüşlerini paylaşmıştır. Ancak Aziz Nesin gibi toplumun bazı değerlerini sivri bir dille eleştirmek yerine var olan sistemin düzelmesi için eğitime önem verilmesi gerektiğini, bunun da ancak Köy Enstitüleriyle sağlanabileceği şeklinde çözüm yolları sunar. Onun en önemli eseri Hababam Sınıfı’dır. Eserle ilgili Ataol Behramoğlu şunları söylemiştir: “Ünlü mizah romanı Hababam Sınıfı, oyun, film, müzikli gösteri olarak çok büyük yaygınlığa ulaştı, gülmece yazınımızın başlıca klasikleri arasında yer aldı.”

Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin ile aynı topluluğun üyesi olmasına rağmen, yaşadığı devrin sorunlarını onun gibi yıkıcı bir biçimde ele almamış, tersine bunları anlatırken halkın umut vericisi, yüreklendiricisi olmuştur.

Topluluğun Türk edebiyatına şiir, roman, tarih araştırmalarıyla, düşünceleriyle damgasını vurmuş bireyi olan Atilla İlhan en önemli isimlerinden biridir. Maviciler akımının kurucusu olarak kabul edilse de konuyla ilgili önemli kaynaklar Atilla İlhan’ı Toplumsal gerçekçilerden saymıştır.

İlhan’ın şiir ve romanlarında üç kavram öne çıkmıştır: Popülizm, batıcılık, gelenekçilik. Ona göre yazar, eserlerinde halkı yansıtmalı, onun aynası görevini üstlenmelidir. Batı, her Türk entelektüelinin içmesi gereken bir pınardır. Batıya olan sempati Doğu ile bağları koparmamalıdır; çünkü bizim kökümüzü doğu oluşturur. Eserlerinde bunları işlerken estetik kaygıya önem vermiştir. Kendisi bir yazısında konu hakkında: “Sanatı, doğasal, toplumsal ve bireysel çalışmaların estetik ifadesi diye nitelendirebiliriz.”

Atilla İlhan’ın şiiri klasik Türk edebiyatından beslenip, kendine özgü bir şiir anlayışı oluşturmuştur. Ona göre, klasik şiiri yok saymak bir entelektüelin yapmaması gereken bir şeydir. İlhan, şiirlerinde durağan değil, devamlı kendini yenileyen, geliştiren bir düşünce yapısına sahiptir. Toplumsal şiirlerin yanı sıra bireysel şiirler de yazmıştır. Asım Bezirci onun şiiri ile ilgili şunları demiştir: “İlhan, çalışkan, doğurgan bir yazardır. Gerçi, şiir evreni bellidir; ama gitgide zenginleşmekten de geri kalamaz. Öylesine hareketli ve bereketlidir. Üstelik İlhan, evrenini değiştirmese de onu anlatan araçları değiştirmeden edemez.

Özetlersek, İlhan’ın şiir serüveni, toplumcu şiire olduğu kadar, bireyci şiire de yeni boyutlar kazandırma yolundaki çabaların serüvenidir.”

Romanlarında, serüven ve gerilimle birlikte toplumsal ve bireysel sorunların değişik boyutları göze çarpmaktadır. Onun yansıtmaya çalıştığı ortam, imparatorluğun külleri üzerine inşa edilen Cumhuriyet devri, insanımızın yenileşme süreciyle başlayan sıkıntı ve bunalımlarıdır. Ancak bunları yaparken şiirde olduğu gibi mükemmel olmamış, bir öğretici yazar gibi davranmıştır.

Fethi Naci onun romancılığı hakkında şunları ifade etmiştir: “İlhan, roman işçiliğini küçümsüyor, öğretmen-yazar olmak istiyor. Okura bir şeyler öğretecek, onu eğitecek, bilinçlendirecek… Bireyi çıkış noktası anlamadıkça, toplumsal durumları tipik bireylerin kişiliğinde somutlaştırmadıkça romanda bunları yapma imkanı yok. Bunun için Kurtlar Sofrası, Türk romanına katkısı olmayan bir emek ürünüdür.”

Yaşar Kemal, bu toplulukta Anadolu köy gerçeğine eğilenlerden, yani, köyün sorunlarını, onların yeniye bakış açısını işleyen sanatçılardandır.

Yaşar Kemal, yaşanmışlıkları eserlerine konu edinmiştir. Bundan dolayı onun eserleri otobiyografiktir, kendi yaşamındaki önemli olayları okuyucuya iletir. Demirciler Çarşısı Cinayeti adlı eserinde babasının kan davası yüzünden öldürülmesini, Ortadirek’te Adana’daki pamuk tarlalarındaki işçilik yıllarını anlatmıştır. Eserlerinde tarihsel bir denge, kuruluş, kronolojik olarak inanılmaz bir bakış açısı, canlı doğa betimlemeleri vardır. Yazarın en önemli eseri İnce Mehmed’dir. Bu eserin edebiyatımıza kattığı yenilik, köylü ve köy sorunlarını içinde yaşayan bir birey olarak anlatmaktır. Cevdet Kudret konuyla ilgili olarak şunları demiştir: “Yaşar Kemal, içinde yaşadığı köy ve köy gerçeğini üstün bir başarıyla yansıtmıştır.”

Fethi Naci bu konuda şöyle bir saptamada bulunmuştur: “Kırsal kesim deyince ilk akla gelen romancı, Yaşar Kemal’dir. Romancılarımız Kemal’e kadar Türk köylüsünü idealize etmişlerdir. Kentlilere karşı ‘kol kırılır yen içinde kalır.’ havasına girmektedirler. Bir Yaşar Kemal vardır, romanımızda köylüleri olduğu gibi gösteren.” Lakin tüm bunları gerçekleştiren yazar, ideolojisini de eserlerine sokmayı ihmal etmemiştir. Tezli veya güdümlü tarzda romanlar yazan sanatçı, bunu kendisi şu sözleriyle ifade etmiştir: “Her sanat eseri bütünüyle bir düşünceyi savunur. O düşünce bize göre faydalı veya zararlıdır. Ancak bazıları devrinde savaşçı olur. Toplumu zorlar.”

Onun Türk edebiyatına yaptığı katkı, köy ve köy gerçeklerini eserlerinde başarıyla anlatmaktır. Bu sorunları anlatırken eserlerinde belli bir ideolojiyi kullanması gerçekten büyük bir yazar olup olmadığı konusunu gündeme getirmiş ve onun edebi kişiliğini düşürmüştür.

Kemal Tahir, toplumsal gerçekçiler içinde hikâye ve roman türlerinde toplumsal gerçekçiliğin sığ felsefesinden sıyrılmış, edebiyatımızda önemli bir yer edinmiştir. Yazar, Kabaklı’nın deyimiyle”bu topluluğun en kuvvetli şahsiyetidir.”

Eserlerinde işlediği olaylar, kurgu değil, tanıklandırılmış, not edilmiş veya yaşanmış olaylardır. Cevdet Kudret’in: “Kemal Tahir, kendi gözlemlerine dayanan günlük hayat olaylarını hemen hemen hiç ele almamış; çoğu Çorum yöresindeki yaşayışını anlatan köy romanlarıdır.” sözleri bu düşünceyi kanıtlar niteliktedir.

Tahir, deneysel romanın en güzel örneklerini vermiştir. Önceleri yazdığı öyküleriyle Anadolu insanını, toplumsal gerçekçi bir biçimde ele alan yazar, sonraları yazdığı tarihsel ve siyaset içerikli romanlarıyla dikkat çekmiştir. Bu değişimi kendisi şu şekilde açıklamıştır: “Gerçek kendisini zor teslim eder, çünkü canlıdır, değişkendir. Bu sebeple, gerçekle girişilecek savaşın bir sonu yoktur.”

Yazarın en önemli eseri Devlet Ana romanıdır. Osmanlı imparatorluğunun beylikten devlete, devletten imparatorluğa geçişini kronolojik bir sırayla, gerçekçi bir biçimde anlatan başarılı sosyolojik ve tarihsel bir romandır. Hilmi Yavuz’un bu eser hakkında görüşleri: “Devlet Ana romanıyla Kemal Tahir, Türk toplumunun tarihselliği üzerine giriştiği açıklamalarla dünya görüşünü temellendirir.” şeklinde olmuştur.

Kemal Tahir, hayata karşı toplumsal gerçekçiliğin dar penceresinden bakmaktan vazgeçip ürettiği eserlerle Cemil Meriç’in deyimiyle “tarikatın değil, hakikatin sözcüsü” olduğunu gösteren, zaman alanında önemli kilometre taşlarından biri olmuştur.

Topluluğun bir diğer üyesi de Orhan Kemal’dir. Yazar, eserlerinde toplumun düzelmesi için eldeki sihirli değneğin sosyalizm olduğunu savunan, bunları realist-ideolojik çerçevede anlatan önemli şahsiyetlerdendir. Onun öykü ve romanlarında ele aldığı kişilerin neredeyse tümü gerçektir ve bunların toplumsal, ekonomik, kültürel yaşayışlarını içine girdikleri çaba, savaş, özlem ve çatışmalarla birlikte hikâye etmiş, genelde bu insanların yerel söyleyişlerini eserlerine katmıştır.

Orhan Kemal bir konuşmasında şunları belirtmiştir:

“Konularımın genel kaynağı insandır.”

“Ben tanıdığım insanları yazıyorum.”

Yazar, eserlerini meydana getirirken tecrübelerinden esinlenmiştir. Eserlerini otobiyografik, toplumsal olaylar, işçi-ağa gibi olayların anlatıldığı eserler biçiminde gruplandırabiliriz. En önemli eseri Bereketli Topraklar adlı eseridir. Bereketli Topraklar, Kemal’i yansıtan biçim, içerik ve üslup olarak en başarılı eseridir. Onun başarısının sırrı, bazılarının dediği gibi sadece döneminin toplumsal gerçekliğini kullanmasında değil; kullandığı anlatım tarzında gizlidir. Berna Moran’ın bu konudaki şu ifadeleri: “Orhan Kemal gerçekçi bir yazar ama yaptığı Çukurova’ya, gerçek yaşama ayna tutmak değil; elindeki malzemeyi nasıl söyleyeyim? sorusunu sorup cevaplamasıdır. Onun bu eserini başarılı kılan etken kullandığı anlatım şeklidir.” dikkat toplamaktadır.

Orhan Kemal, toplumsal değişmelerin köyden kasabaya, buradan büyük kentlere sıçradığını, sorunların böyle bir süreçte ilerlediğini, birey olarak insanın kötü olmadığını, bireyi kötü yapanın toplum olduğunu, tüm bu sorunların çözümü için eldeki tek sihirli değneğin sosyalizm olduğunu eserlerinde vurgulamıştır.

Sonuçta, toplumsal gerçekçiler, kaynağını Nazım Hikmet ve köy enstitülerinden alan Marksist-realist bir çizgide eserler veren, olaylara bu gözle bakan ve anlam veren, edebiyatımızın 1940-1960 yılları arasını kapsayan edebi bir topluluktur.

Kaynakça:
Ünlü, Mahir/ Ömer Özcan, (1987). 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı 1, İnkılap Kitabevi, İstanbul.
Tuncer, Hüseyin, (1996). Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı 1, Akademi Kitabevi, İzmir.

Yazar: Özge Beniz