Türk Edebiyatında Musiki

Okuma Süresi: 7 Dakika  | Yazdır

Türk kültüründe musikinin daima önemli bir yeri olmuştur. Pek çok şairin eserleri bestelenerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Divan Edebiyatı nasıl ki saray çevresine, aydınlara hitap ediyorsa, Divan musikisi de aynı kesime hitap eder. Divan Edebiyatı ürünlerinin çoğu bestelenmek için yazılır; özellikle şiirler. Dolayısıyla bu bestelenen, musikiye çevrilen Divan şiirleri, bir “Divan Musikisi” yaratmıştır. Divan şiirlerinin konuları, yani aşk, sevgili, mey, (içki) meyhane, güzellik ve biraz da din konuları aynı şekilde doğal olarak Divan Musikisine yansımıştır. Divan Musikisinde fasıllar esastır.

Özet olarak Divan Musikisi, içe kapanık, dışarıyla alakası olmayan, Divan Edebiyatının bir yansıması olan musikidir. Doğu kökenlidir. Tanzimat Edebiyatında musiki kendine pek yer bulamamıştır. Ana amacı halkı bilgilendirmek, halka yakın olmak olduğu için, ayrıyetten bilgi vermek, halkı eğitmek olan Tanzimat Edebiyatında, eserlere girift bir yapı kazandıran musikiye doğal olarak pek yer verilmemiştir. Yine de hafif olarak işlenen musikiye rastlanılabilir.

Servet-i Fünun dönemine baktığımızda musikinin apayrı bir yeri olduğunu görürüz. Önceleri sadece bir zevk, kişilerin kültür seviyelerinin göstergesi olan musiki, Servet-i Fünun ile birlikte eserlerde önemli bir yer tutmaya başlamış, giderek yayılarak günümüzdeki yerine ulaşması için yerini sağlamlaştırmıştır.

Dönem sanatçılarından Cenap Şahabettin şiirde tabiat ile birlikte musiki ve müzikaliteye yer verir. Onun şiirlerinde cümleler bize adeta bir şarkı söyler. Halid Ziya’nın eserlerinde de musiki kendine yer bulur; Mai ve Siyah’ta kahraman müzisyendir, ayrıca dönemin batı musikisinden örnekler verilmekle birlikte, musikiyle edebiyat birleştirilmiştir. Aşk-ı Memnu’da da kahramanların dinlediği musiki vasıtasıyla eserde müzikaliteye yer verilir. Fakat bu noktada ayrı bir parantez açmak gerekir; aynı dönemde Mehmet Rauf’un yazdığı Eylül romanı.

Mehmet Rauf, Eylül’de musikiyi diğer çağdaşlarından daha farklı kullanmış ve adeta eserinin belkemiği yapmıştır. Türk Edebiyatında musiki, daima önemli bir yer tutagelmiştir fakat Eylül’de musikinin işlenişi bambaşkadır. Mehmet Rauf, adeta tüm Türk Edebiyatı dönemleri boyunca işlenen musikiyi almış, harmanlamış, üzerine katarak bambaşka bir arka fon yapıp eserine nakletmiştir. Eylül’deki musiki, çoğu edebiyatçıya göre zirvedir. Eylül’deki musikiyi incelemek, Türk Edebiyatındaki musikinin ulaştığı yeri görmemiz açısından önemlidir.

Eylül’deki musikiyi ve onun işlenişini anlayabilmek için eserin konusunu en azından ana hatlarıyla bilmek gerekiyor. Şimdi eserin konusuna ve muhtevasına kısa olarak bakalım;

Eserde ana olarak 3 ana karakter vardır. Bunlar Suat, Süreyya ve Necipt’ir. Süreyya ve Suat evlidirler. Süreyya bir devlet dairesinde çalışmaktadır. Çift, maddi imkansızlıklar yüzünden Süreyya’nın ailesiyle birlikte, Süreyya’nın annesi,babası, kız kardeşi ve eniştesiyle birlikte aynı evde kalmak zorundadırlar. Fakat Süreyya ve Suat, Süreyya’nın babasının zorbalığından, kız kardeşi Hacer’in hoppalığından ve dedikoduculuğundan, eniştesi Fatih’in dalkavukluğundan ve bayağılığından bıkmışlardır. Özellikle Süreyya şehirdeki köşk-Taşocağı’ndaki bağ evi arasında geçen yaşamdan hiç memnun değildir. Denize bir tutku duyan Süreyya’nın tüm arzusu Boğaziçi’nde bir yalı tutmak ve orada denizle iç içe yaşamaktır. Süreyya, sık sık yanına gelen arkadaşı Necip’e de sürekli bu arzusundan bahseder. Necip, Süreyya’nın en yakın arkadaşıdır. Suat en sonunda kocasının mutsuzluğuna dayanamaz, kendisi de kaynanası ve görümcesiyle yaşamaktan bıktığı için babasından kalan parayla kocasının arzusunu gerçekleştirir. Süreyya ve Suat Boğaz’da küçük bir yalı kiralar ve ailenin şaşkın bakışları altında yalıya taşınırlar.

Bu arada yalıya taşındıktan sonra ilk iş Süreyya bir kayık temin ederek gününün büyük bir kısmını tıpkı hayallerindeki gibi denizde geçirir ve kısa zamanda bu durum karısını bile ihmal edecek bir tutku haline gelir. Suat kocasıyla bu tutkuyu paylaşmak istese de deniz tutması yüzünden denize açılamaz, kayığa binemez. Bu durum Suat’ı yalnız başına eve hapseder. İşte bu aşamada Necip devreye girer. Suat musikiye büyük önem verir ve musikiye aşıktır. Piyano çalmayı bilir ve batı musikisine oldukça hakimdir. Süreyya’nın yalnız bıraktığı Suat, sık sık yalılarına uğrayan Necip ile dostluk kurar. Dahası Necip’in de tıpkı Suat gibi musikiye hakim olduğu, musikiyle ilgilendiği anlaşılır. Bu durum ikiliyi birbirine daha da yaklaştırır, Suat’a yalnızlığını unutturur. İşte eserin başından beri hafif hafif esere hakim olmaya başlayan musiki, (Suat’ın gençliğinde piyano çalması, kalabalık aile köşkünde bu zevkinden mahrum kalması eserin başlarında ince ince işlenmiştir) bu aşamadan sonra eserin omurgası olur.

Eserin devamındaki konu örgüsüne bakacak olursak; Suat ile Necip’in arasında bir çekim başlar. Fakat ne Suat, ne Necip bu durumu dillendirmezler. Fakat garip bir tesadüfle; hasta yatan Necip’in koynunda Suat’ın kendi eldiveninin tekini bulmasıyla durum iyice su yüzüne çıkar. Fakat Suat bu durumun yanlış olduğunu düşünür ve eldiveni hiç farketmemiş gibi yapar. Ama zaman geçtikçe artan Süreyya’nın ilgisizliği, deniz tutkusunu kendisine tercih etmesini daha fazla kaldıramaz ve evliliğini gözden geçirmeye başlar. Ayrıca Necip hastalanınca hissettiği duygular sayesinde aslında Necip’in kocasından daha ön planda olduğunu anlar. Ama yine de genç kadının içinde yaşadığı çatışma bu aşkı resmiyete dökmeyi engeller. Hem Suat, hem de Necip bu durumun alçakça olduğunun ayırdına varıp aralarındaki aşkı asla maddiyata dökmezler.

Bir zaman sonra Süreyya’nın köşke dönmek istemesiyle Suat için bu aşk bitmiş gibi görünür. köşkün kalabalık ve boğucu ortamında Suat adeta hayatının “eylül” dönemine girdiğini hisseder.

Roman bir yangınla biter. Köşkte bir yangın çıkar ve sadece Suat kurtarılamaz, içerde kalır. Süreyya içeri giremez fakat Necip ateşlerin içerisine atılır Suat’ın yanına ulaşır. Fakat o anda tavan çöker ve iki aşık beraber ölürler.

Özetten anlaşılacağı gibi Eylül bir duygu romanıdır. Romanda duygu aktarımı önemli bir yer tutar ve bu duygu aktarımını sağlayan da musikidir.
Süreyya ile Suat yalıya taşınınca dostları Necip’de onlara eşlik eder.Suat’ı yeniden piyano çalmaya teşvik eden de Necip’tir. Ayrıca Necip karakteri romandaki musikiyi işlemek için kullanılan en önemli karakterdir. Kitaptan aldığım şu parçaya bakacak olursak musikinin işlenişi hakkında biraz fikir sahibi olabiliriz;

” Bu İLTravatore’den bir parça ile başlamıştı. Fakat Necip sonrasını hatırlamıyordu. Bir Serenade d’Andalouse gibi geliyordu; sesler gâh billurî terennüm ederek, gâh matemî sürüklenerek, gâh şevk ve şetaretle yükselip yükselip sonra yeis ve fütur ile dökülerek devam ettikçe bütün bütün rü’yeti zulmetlerle âlûde oldu, fark ve hissedememeye, tahattur edememeye başladı, sanki yaşamıyordu…” Say yayınları sy: 68-69

Bu satırlar musikinin nasıl incelikle işlendiğini, duygularda nasıl derin izler bıraktığını, müzikalitenin nasıl profesyonelce, işlendiğini gösterir. Suat ve Necip, musikiye bu incelikte bakarlarken, Suat’ın kocası Süreyya’nın musikiyle hiç bir ilgisi yoktur ve hatta Suat piyano çalarken uyuklar.

Aşklarını birbirine itiraf edemeyen Suat ve Süreyya arasında musiki, duygularını aktaran bir köprü vazifesi görür. ayrıca musiki Suat ile Necip arasındaki aşkın manevi kalmasının en önemli unsurudur.

Üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan biri de eserdeki musikinin tamamıyla batı musikisi oluşudur. Hacer’in çaldığı alaturka müzikler ve kantolarla, Suat ve Necip’in sevdiği musiki arasında fark vardır. Birincisi, yani Hacer’in icra ettiği alaturka musiki alelade, basit, ikincisi yani bat musikisi ulvi ve makbul olan olarak yansıtılır. Zaten Servet-i Fünun sanatçıları sadece musikide değil, her konuda batıya bağlıdırlar. Batı özentiliği vardır.

Eylül romanında pek çok musiki terimi, dönemin müzisyenleri ve musiki eserleri geçer. Bu kadar musiki ve müzisyenlerinin önemli bir yer tutarak isimlerinin özenerek verilmesi eserdeki musikinin yerini görmemize yardımcı olur. Şimdi eserde geçen dönemin ve o dönem önemli olan musiki eserlerine ve müzisyenlerine bakalım;

* İL Travorte
* Serenade d’Andalouse
* Grand Via
* Faust
* Askerler marşı
* Verdi (bir kaç operası)
* Donizetti
* Gounod
* Massenet
* Bellini
* Puccini
* Traviata
* Aida Marşları
* Adieu Del Passato
* Chopin
* Gluck
* Haydn
* Beethoven
* Schumann
* Schubert
* Norma
* Otello
* Manon
* Lesecaut
* Hernani
* Lucrese
* Borgia
* Sapho
* Le Boheme
* Rigoletto
* La Forza Del Destino

İşte bu yukarıdaki tüm musikiler ve müzisyenler eserde sıklıkla yer tutar. Bunların bu denli yer tutması da eserde musikinin önemini bize gösterir.

Yazar: Gazanfer TUFAN