Türk Halk Edebiyatı

Okuma Süresi: 11 Dakika  | Yazdır

Halk edebiyatı, esas olarak halkın, halktan kişilerin oluşturduğu bir edebiyattır. Nasıl ki Divan Edebiyatı, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati gibi edebi topluluklar aydın kişilerce idame ettiriliyorsa, Halk Edebiyatı da halk tarafından, hatta belki de hiç eğitim almamış kişilerce idame ettirilir.

Halk edebiyatı, sanatçısı belli olmayan ve sanatçısı belli olan eserlere göre ikiye ayrılır. Sanatçısı belli olmayan eserlerin oluşturduğu edebiyata Ortak Halk Edebiyatı veya Anonim Halk Edebiyatı, sanatçısı belli olanlara ise Sanatçısı Belli Halk Edebiyatı veya Anonim Olmayan Halk Edebiyatı denir.

Anonim Olmayan Halk Edebiyatı, islamiyetin kabulünden sonra iki kola ayrılmıştır: bunlardan birincisi Aşık Edebiyatı, ikincisi ise Tasavvuf Edebiyatı ya da Tekke Edebiyatıdır. Aşağıdaki tablonun Halk Edebiyatı kısmından bu kollar görülebilir;

Halk Edebiyatı, tarih öncesi çağlardan başlayarak zamanımıza dek süregelen sözlü bir edebiyattır. Bu edebiyat halk dilinin bir ürünüdür. Halk Edebiyatı ürünleri ya söylendikleri sırada, ya da sonradan başkaları tarafından yazıya geçirilmiştir.

İlk zamanlarda şiirler, şairin çaldığı bir saz eşliğinde söylenir, yine onun yaptığı rakslarla desteklenirdi. Zaman ilerledikçe raks bırakılmış, fakat saz eşliği, zamanımıza dek bir gelenek halinde süregelmiştir.

Şimdi Halk Edebiyatının kollarında göre nazım tür ve şekillerine deyinelim;

A. Anonim Halk Edebiyatı Nazım Tür Ve Şekilleri

Anonim Halk Edebiyatındaki eserlerin söyleyeni belli olmadığı için, bu eserler milletin ortak malı sayılır. Asırlardan beri ağızdan ağıza söylenegelen ve birçok eklemelere veya çıkarmalara uğrayan, değişen nazımlardır. Fakat bunların içinden bazılarının yazarı bilimsel çalışmalar sonucunda bulunabilmekte ve bu nazımlar anonimlikten çıkartılabilmektedir. Anonim nazım şekilleri şunlardır;

1. MANİ:
Mani, yedi hecelik hece ölçüsüyle söylenmiş, dört mısralık bir nazımdır. Yalnız bazı manilerde (örneğin cinaslı maniler veya artık mısralı maniler) bu kural bozulabilir. Dört mısralık manilerde birinci, ikinci ve dördüncü mısralar uyaklıdır. Yani maninin uyak düzeni aaxa şeklindedir. Maninin ilk iki mısrası doldurmadır. Bunlarda pek anlam aranmaz. Asıl anlam son iki mısradadır. İlk iki mısra, bir nevi son iki mısranın hazırlayıcısıdır.

Cinaslı maniler daha çok İstanbul manileridir. kafiyelerinin cinaslı (yazılışı aynı anlamları farklı) olması, anlamı daha güçlü bir duruma getirdiği gibi, söylenişi daha sanatlı yapar. Cinaslı manilerde ilk sözcük, kafiye hazırlığı içindir.

Saçımda siyahım var
Bülbül gibi âhım var
Göz gördü gönül sevdi
Benim ne günahım var.

Cinaslı mani: Sürüne
Madem çoban değilsin
Ardındaki sürü ne?
Ben bir körpe kuzuyum
Al kat beni sürüne
Beni böyle yandıran
Sürüm sürüm sürüne.

Artık mısralı mani: Derdim var beller gibi
Söylemem eller gibi
Kalbimin hüzünü var
Yıkılmış iller gibi
Gözlerimden yaş akar
Bulanmış seller gibi.

2. NİNNİ:
Ninniler, ilk anlam olarak bebekleri uyuturken söylenen parçalardır. Dörtlüklerle söylenir. Tek dörtlük halinde ninniler olduğu gibi, birden fazla dörtlükle söylenen ninniler de vardır.

Bazı aydın şairlerimiz de ninni türünden faydalanmışlardır.

Ninni diyem uykun gelsin
Uzak yoldan baban gelsin
Allah uzun ömür versin
Ninni nazlı yavrum ninni.

3. AĞIT:
Yazarları belli olan ağıtların yanında, anonim olan pek çok ağıt da vardır. Bu ağıtlar dörtlüklerle söylenir ve dörtlük sayısı sınırlı değildir. Ağıt, ölen bir kimsenin arkasından söylenen şiirlerdir. Daha eski karşılığı sagudur. Bazı kimseler bu türü destan veya türküyle karıştırırlar ki bu çok yanlıştır. Çünkü destan ve türkünün karakterleri çok başkadır. Bununla birlikte bir destanın için ağıt veya sagu olabilir.

Anonim ağıtlar, daha çok genç kızların, yiğit delikanlıların ölümüne yakınmak için söyledikleri manzumelerle, bir gelinin baba ocağından ayrılmanın verdiği üzüntüyü ifade etmek için sıraladığı mısralardan meydana gelir. Görülüyor ki nadir de olsa ağıt ölüm dışı konularda da yazılabilir.

Ağıt söylemeye Halk Edebiyatında ağıt yakma denir. Anonim ağıta bir örnek;

Kerbelanın suyu çağlayıp akar
Susuzlar uzaktan su deyip bakar
Hararetten cigerim hep yanar
İki gözüm nuru İmam Hüseyin…

4. TÜRKÜ:
Anonim Halk Edebiyatında çok geniş bir yer kaplayan türkü, aşk, tabiat, güzellik gibi lirik konuları işler. Savaş ve yiğitlikler üzerine (yani epik konular) söylenmiş türküler de vardır. Fakat bunlar destanımsı özellik taşırlar.

Asırlardan beri söylenegelen ve halkın ortak malı olan türkülerin bazı değişimlere uğraması doğaldır. Değişme ne şekilde olursa olsun halkın ortak duygusunu içtenlikle yansıtması bakımından ayrıca bir özellik taşıdığı su götürmez bir gerçektir.

Ölçü ve kafiyeleniş bakımından destan ve koşmaya benzeyen türkü, öteki nazım türlerinden, şekilden çok beste bakımından ayrılır ve melodilerin bölgesel özelliklerine göre Urfa ağzı, Bozlak ağzı, Türkmâni gibi ayrımlar gösterir.

Türküler, şekil bakımından sözcükleri değişen mısra kümeleriyle, hiçbir sözcüğü değişmeden yinelenen mısra ya da mısra kümelerinden meydana gelir. değişen mısra kümelerine bend, değişmeden yinelenen mısralara da kavuştak denir. Kavuştak, Halk Edebiyatının etkisiyle türeyen Divan Edebiyatındaki şarkının Nakaratının karşılığıdır

Türkü hece ölçüsünün her kalıbıyla söylenebilir. Fakat birçok kez .semai kalıbı olan 4+4 lük kalıpla ya da koşma kalıpları olan 11 li ölçüyle söylenir.

Türkülerin kafiyeniş şekli genelde (abab/aaab/cccb…) şeklindedir. Bazı türkülerin mısra başlarında ya da sonlarında ah! of! aman!… gibi iç burkulmalarını anlatan sözcükler bulunabilir.
Kızım kızım kınalı kızım,Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir sarraf isteyor vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Onda altın çoktur, saydırır bana.

Seni bir bakkal isteyor, vereyim ona,
Ama ben varmam ona,
Bakkalın yemişi çoktur, yedirir bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir kasab isteyor, vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Kasabda et çoktur, kıydırır bana.

Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir hallaç isteyor, vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Hallacın pamuğu çoktur, attırır bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir terzi isteyor vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Terzinin dikişi çoktur, diktirir bana.

B. AŞIK HALK EDEBİYATI:

Aşık Edebiyatı, Halk Edebiyatının din dışı ve kişisel bir koludur. Bu kolun içine saz şairlerinin eserleriyle saz çalmayan halk şairlerinin eserleri girer. Bu çeşit saz ve halk şairlerine aşık denir. Kimi şairler, şiirlerini çaldıkları sazla bir melodiye bağlayarak okur, kimi şairlerse sazsız söylerler ancak ortak konu maddi aşktır. Sazla şiir söyleyen şairlere saz şairi de denilebilir. Aşıkların şiirlerinde dinsel etki ve tasavvuf yoktur. Doğrudan doğruya tabiat güzelliklerini ve insana ait güzellikleri şiirlerine konu edinirler. Bu konular dışında sosyal olayları da dile getiren aşıklar vardır.

Aşık denen şairler şiirlerini diyar diyar dolaşarak köy yollarında, kahvelerde ve meydanlarda okurlar; şiirlerini geniş halk kitlelerine ulaştırırlar. Bu halk şairleri şiirlerini cönk denen defterlere yazarlar. bu defterler, Halk Edebiyatının temel kaynaklarını teşkil ederler.

Bu noktada, yeni vefat eden ve son dönemin en yetkin halk şairlerinden olan Neşet Ertaş’ı rahmetle anmadan geçmeyelim.

Şimdi bu edebiyatın nazım şekil ve türlerini açıklayalım;

1. KOŞMA:
Koşma dörtlüklerle yazılır. En az üç, en fazla beş dörtlükten meydana gelirler. kafiyelenişi abab/cccb/dddb… şeklindedir. Son dörtlüğün mısralarının birinde şair kendi adı ya da mahlasını söyler. Birinci dörtlüğün kafiyelenişi bazen değişiklik gösterebilir. Fakat genel olarak yukarıda bahsedildiği gibidir. Koşmalar Divan Edebiyatındaki gazellerin karşılığıdır diyebiliriz. Nasıl ki Divan Edebiyatında gazeller çok yer tutuyorsa Halk Edebiyatında da en çok kullanılan tür koşmadır. Koşmaların konuları da genel olarak gazellerdeki gibi aşk ve tabiat güzellikleridir. Böyle koşmalara güzelleme de denebilir.

Divan Edebiyatının etkisinde kalarak koşmalarında şaraptan söz eden halk şairleri de vardır. Fakat bu genellik göstermez. Bazı Halk şairlerimiz de yine Divan Edebiyatının etkisinde kalarak Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar kullanmışlardır fakat yine bu durum bir genellik göstermez.

Koşmalar 11’li hece ölçüsüyle yazılırlar. Kalıp olarak da (6+5) veya (4+4+3) kullanılır.

Vara vara vardım ol kara taşa,
Hasret ettin beni kavim kardaşa,
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa,
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Karacoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
(Karacaoğlan)

2. SEMAİ:
Semai aslında bir güzelleme çeşitidir ve koşmayla çok benzerlik gösterir. Semai de koşma gibi ask ve tabiat güzelliklerini konu edinir ve dörtlüklerle yazılır. Kafiyelenişi de koşma gibi aaab/cccb/dddb… şeklindedir. Semai, koşmadan üç hususta ayrılır. Bu hususlardan ilki, semainin özel ve kendine has bir besteyle söylenmesidir. İkincisi, ölçüdür; koşma 11’li hece ölçüsüyle yazılırken, semai 8’li hece ölçüsüyle yazılır. Üçüncü fark ise koşmada dörtlük sayısı sınırlı iken semainin dörtlük sayısı sınırsızdır.

Karacaoğlan’ın aşağıdaki şiiri oldukça ünlüdür ve bu şiir bir semai örneğidir.

İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye

Elif’in uğru nakışlı
Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu
Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar
Gamzesi bağrıma batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif diye

Evlerinin önü çardak
Elif’in elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif diye

Karac’oğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklenmiş düğmelerin
Çözer Elif Elif diye

3. VARSAĞI:
Varsağı, sadece Türk Edebiyatına ait ender türlerden biridir. Varsağı, koşmaya benzer fakat özel ezgisi olması bakımından semai gibi türkü cinsindendir. Varsağı, daha çok güney bölgemizde ve Toroslarda yerleşmiş olan Varsak Türkmenleri arasında yaşayan halk şairlerimiz tarafından söylenir.

Varsağı, sekizli hece ölçüsüyle yazılır. kafiyeleniş şekli koşma ve semai gibidir. Fakat varsağılarda bre! hey! gibi ünlemler sıklıkla yer alır ve şiir “erkekçe” bir eda taşır.

Bre ağ(a)lar bre beyler
Ölmeden bir dem sürelim
Gözümüze kara toprak
Dolmadan bir dem sürelim

4. DESTAN:
Halk edebiyatında bir nzım türü olan destan, şekil bakımından koşmaya benzer. 11’li ve 8’li hece ölçüsüyle yazılır. Kafiyeleniş şekli koşmadaki gibidir. Destanın koşmadan ayrıldığı noktalar ezgi ve konudur.

Sanatçısı belli olan destanların son dörtlüğünde şairin adı geçer. Sanatçısı belli olmayan destanlar ise Aşık Edebiyatına değil, Anonim Halk Edebiyatına aittir.

Destanlar genellikle kahramanlık olaylarını ele alır. Fakat bunun yanısıra toplumu ilgilendiren isyan, yangın, kıtlık, salgın hastalık ve doğa afetleri gibi olaylarla ilgili destanlar da yazılmıştır.

İptida Bağdat’a sefer olanda
Atladı hendeği geçti Genç Osman
Vuruldu sancaktar kaptı sancağı
İletti bedene dikti Genç Osman

Eğerleyin kıratımın ikisin
Fethedeyim düşmanların hepisin
Sabah namazında Bağdat kapısın
Allah Allah deyip açtı Genç Osman

Sultan Murat eydür gelsin göreyim
Nice kahramandır ben de bileyim
Vezirlik isterse üç tuğ vereyim
Kılıcından alkan saçtı Genç Osman

Kul Mustafa karakolda gezerken
Gülle kurşun yağmur gibi yağarken
Yıkılası Bağdat seni döğerken
Şehitlere serdar oldu Genç Osman
(Kayıkçı Kul Mustafa)

C. TASAVVUF EDEBİYATI:

Tasavvuf Edebiyatı Halk Edebiyatının önemli bir kolu olmasının yanısıra, din ile ilgili tek koludur. Bu edebiyatı oluşturan şairlerin hemen hepsi medrese eğitimi görmüştür. Bu sebeple Arapça ve Farsçaya hakim olan şairler aruz ölçüsünü de kullanmışlardır. Aruz ölçüsünün kullanılması, bu kolu diğer Halk edebiyatı kollarından çok keskin bir şekilde ayırır.

Tasavvuf konusu çok derin ve uzun bir konu olduğundan bu yazımda tasavvuftan bahsedemeyeceğim. fakat temel olarak dini konular ve şiirler tasavuf edebiyatını kapsar. Bu kolun nazım tür ve şekilleri de bu doğrultuda şekillenmiştir

Tekke’ye yeni gelen şair ve sufi adaylarına bilgi ve öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlere hikmet denir.

Belli bir besteyle dini konuları işleyen, bu türün ana şiirlerine ilahi denir. (Aşık Edebiyatındaki koşma, Divan Edebiyatındaki gazel bu şiirlerin karşılığıdır) İlahiler bektaşi edebiyatında nefes adını almışlardır.

Tekke önderlerinin tarikatlarındaki sufilere yol göstermek amacıyla yazdıkları öğütler içeren şiirlerine nutuk denir.

Tasavvuftaki devir nazariyesini anlatan şiirlere devriye denir. ( Tasavvuf çok geniş bir konu demiştim. Bu yüzden tasavvufu ayrı bir yazımda ele alıp devir nazariyesini orada uzun uzadıya açıklayacağım. ilgilenenler o yazıya bakabilirler)

Ana konusu Allah’ a yakarış ve dua olan şiirlere şathiyye denir.

Tasavvuf Edebiyatı nazım türlerinden birçoğu saz şairlerinin koşma, semai ve varsağıları gibi özel ezgilerle söylenir. Yani tekke şairlerinin birçoğu saz çalar. Bunların din dışı saz şairlerinden ayrılan en önemli farkları bütün manzumelerini dini konularda söylemeleridir.

Yazar:Gazanfer Tufan