Türkiye Eğitimde Neden Başarısız?

200438089-001Ülkemizin eğitim durumunun iç acıcı olmadığı pek çok kesim tarafından kabul edilen bir gerçektir. Peki bunun sebebi nedir? Hem de eğitim harcamalarına çok uzun süredir ciddi bir bütçe ayrılmasına rağmen. Aslında bu sorunun cevabını bir cümlede vermek çok zor. Belki en temel sorunlara kısaca değinebiliriz. Ayrıca bu durumu tasvir etmenin problemleri çözmeyeceği de bilinmelidir fakat problemin farkında olmak çözüm için en önemli ve öncül durumdur.

Öncelikle ülkemizde, çok sık eğitim reformları yapılmaktadır. Bunun en yakın örneğini 4+4+4 eğitim sistemine geçişte yaşadık. Ayrıca değerlendirme sistemleri ile de çok sık oynanmakta ve bu sistemler değiştirilmektedir. Fakat bu değişiklikler yapılırken araştırma sonuçları dikkate alınmamakta ya da çok kısmi miktarda uzmanın fikri alınarak, aceleci bir şekilde uygulamaya geçilmektedir. Sistem değişikliğinden hemen sonra, kısa bir süre içinde de bir sonuç alınacağı umulmaktadır. Fakat eğitim kısa vadeli hedefler üzerine inşa edilemeyecek kadar geniş bir disiplindir. Nereden bakılsa her bir birey okul öncesi eğitimden temel lise eğitimini tamamlayana kadar ortalama 13-14 yıl eğitim almaktadır. Yani belki de değişen eğitim sisteminin meyvelerini görmemiz için en azından 20 yıl beklememiz gerekmektedir. Buradan hareketle ilk problem olarak çok sık reform yapıldığını ve bu reformların akademik dayanağının olmadığı (araştırma sonuçlarına dayanmayan) reformlar olduğudur.

Bir diğer sorun öğretmenlerimizi yeteri kadar iyi yetiştiremememizdir. Şu an ülkemizde öğretmen olmak için ya üniversitelerin 4 yıllık eğitim veren Eğitim Fakülteleri’nden mezun olmanız ya da formasyon eğitimi alarak pedagojik sertifika almanız gerekmektedir. Her iki durumda da çok başarılı öğretmenler yetiştirdiğimiz söylenemez. İyi bir üniversite eğitimi almayan, üniversitede de eğitimin her kademesinde olduğu gibi rekabeti, yarışmayı ve diğer arkadaşlarını akademik puanları ile geçmeyi hedefleyen öğretmen adayları maalesef öğretmen olduklarında başarılı olamamaktadır. Bunu önlemek adına en azından öğretim üyeleri öğretmen adaylarını üniversite içinde rekabetçi sistemden uzak tutarak, bu mesleğin akademik puanlar ile değil iyi bir eğitim ve bol bol uygulama ile kazanılması gereken bir iş olduğunu kavratmalıdır. Üniversitede öğretmen adaylarının bol miktarda kitap okuması, sosyal faaliyetlerde bulunması, okullara giderek daha fazla uygulama çalışması yapması ve felsefik olarak eğitim sorunları üzerine düşünmesi gerekmektedir.

5942_54914Bunun yanı sıra yaptığımız en büyük hatalardan bir diğeri de öğrencileri bilgi edinme isteği, öğrenme arzusu, girişimcilik, sorumluluk alma, doğayı tanıma gibi özelliklerden soğutmamızdır. Yapılan pek çok çalışma ve yazılan kitaplar bu sorunun ne kadar ciddi olduğu konusunda bizi uyarmaktadır. Öğrencilere ilkokul seviyesinden itibaren ve her kademe atladığında, artarak o kadar fazla öğrenmesi için baskı yapıyoruz ki maalesef pek çoğu okuldan ve öğrenmeden uzaklaşıyor (fiziksel olmasa bile ruhsal olarak). Oysa çocuk okulu sevmelidir. Okula mutlu bir şekilde gelmelidir. Okulda kendini huzurlu hissetmelidir. Sık sık doğa ile iç içe olmalıdır. Böylece kendisi deneyim ve tecrübe edinerek, yaparak ve yaşayarak, birebir sürecin içinde olarak öğrenme edimini gerçekleştirebilir ki zaten kalıcı öğrenme ancak ve ancak bu şekilde gerçekleştirilebilir.

Eğitimin pek çok birleşenden meydana geldiğini bilsek bile mevcut sistemin yanında en önemli katılımcılar öğretmenler ve öğrencilerdir. Bu noktada yukarıda bahsedilen problemler ile ilgili umarız en kısa sürede atılması gereken adımlar atılır ve eğitim seviyemiz beklenilen düzeye gelir. Böylece daha mutlu çocuklar ile daha mutlu bir toplum inşa edilebilir.

Kaynakça:
Araştırma ve Proje Çalışmalarına Giriş- Salih Çepni
Öğretmen Olmak- Doğan Cüceloğlu/ İrfan Erdoğan
Özgür Eğitim- Joel Spring
Okulsuz Sıkıntısı- Daniel Pennac

Yazar: ömer Faruk Tavşanlı