Uzay Yarışının Başlangıcı; Sputnik ve Luna Programları

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Uzay yarışı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasında Soğuk Savaş’ın bir parçası olarak sürdürülen resmi olmayan bir rekabettir. Bu dönemde (1957-1975) yapılan çalışmalar insanoğlunun en eski dönemlerinden beri merak ettiği uzay kavramının aydınlatılmasında ve günümüzdeki başarılı sonuçların elde edilmesinde büyük bir yol gösterici olmuştur.

Yarışın asıl başlangıcı İkinci Dünya Savaşında kullanılan roket teknolojisi ve devamında bu iki büyük ülke arasında sebep olduğu stres ortamıdır. Yarışı başlatan ülkenin Rusya olmasının sebebi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupayı kuşatan Hitler’in hedefinde Doğu petrolleri olması ve Polonya üzerinden Rusya’ya saldırmasıyla birlikte Ruslar tarafından keşfedilen ileri roket teknolojisi olmuştur. Çünkü 20.yüzyılın ikinci çeyreğinde Naziler tarafından yapılan teknolojik çalışmalara o dönemde hiçbir ülke sahip değildi.

Sovyetlerin Dünya yörüngesine uydu gönderebilecek teknolojiyi elde ettikleri anlaşılınca, Sovyet Bilimler Akademisi’nden Mstislav Keldysh; bir buçuk ton ağırlığında, uzayda çeşitli çalışmalar yapabilecek bir uydu planladı. Lakin Sovyet İstihbaratı, ABD’nin yörüngeye basit bir uydu (Sadece durup durmayacağını test etmek için) gönderme planları yaptığını öğrenince, oldukça aceleci bir yapıya sahip olan Kruşçev, Sputnik 1’in (Rusça’da Uydu) geliştirilmesi için emir verdi. OKB-1 (Günümüzdeki adıyla RKK Energia) bürosunun baş tasarımcısı Sergey Korolyov tarafından yapılan uydu;80 kilogram ağırlığında, 58 santim çapında ve 2,4 ila 2,9 metre yüksekliğe sahip 4 uzun antene sahipti. Ayrıca iyonosferdeki elektron yoğunluğunu, uydunun iç sıcaklığını ve basıncını ölçmek için 20 MHz ila 40 MHz arasında radyo vericileri de vardı.

Nihai gün özellikle Ekim Devrimi kutlamalarına denk getirilmiş ve kutlamalar eşliğinde şu an Kazakistan sınırları içerisinde yer alan Baykonur Uzay Üssünden Dünya yörüngesine fırlatılmıştır.Dünya Medyasına baş manşetlerle yansıyan bu olay, Amerika’da büyük bir askeri ve ekonomik korkuya sebep olmuştur çünkü Amerika, Sputnik-1 uydusunun içerisinde nükleer bir silah olduğunu ve üzerlerine düşürüleceğini düşünüyordu.Bu telaşın devamında kendini teknolojik açıdan en iyi gören Amerika,iç dünyasında büyük bir yenilgi almış ve üniversitelerde müfredat değişikliğine gitmiştir. Amerika’nın bu şok durumuna resmi olmayan bir isimle Sputnik Krizi denmiştir.

Sputnik-1, pilleri bitinceye kadar üç hafta sinyal göndermeye devam etti ve sonrasında dünya yörüngesindeki hareketi gözlemlendi. Gitgide alçalarak, fırlatılmasından 92 gün sonra 4 Ocak 1958 tarihinde atmosfere girerek yandı.

Sputnik-1 projesinin başarıyla tamamlanmasından sonra Sovyetler Hükümeti tarafından bir değişik iddaa ile uzaya canlı bir hayvan gönderilmek istendi ve eğitilen köpekler içerisinde seçilen Layka oldu. Sputnik-1’den daha “karmaşık” bir uydu olan Sputnik-2; 508.3 kilogram ağırlığa, 4 metre uzunluğa ve 2 metre çapa sahipti. Ayrıca daha önce ki örneği gibi radyo vericileri içerise de ek olarak programlama ünitesi,telemetri sistemi,güneşten gelen radyasyon ve kozmik ışınları ölçmek için iki adet ışıkölçer eklenmiştir. Layka bu bölümlerden ayrı, mühürlenmiş bir alana yerleştirildi ve hareket kabiliyeti kabin içerisinde neredeyse 0’a indirgendi. 3 Kasım 1957 tarihinde fırlatılan bu uydu Teral D telemetri sistemiyle teknik ve biyolojik bilgileri dünyaya her yörünge sırasında 15 dakika boyunca aktarmaktaydı. Gerekli önlemler alınmadığından aşırı sıcaklık ve stres dolayısıyla Layka öldü. 14 Nisan 1958 tarihinde,fırlatılmasından 162 gün sonra yörüngesinden çıkarak atmosferde yandı.

Sputnik-3’ün inşasına Temmuz 1956 da başlanmasına rağmen Sovyetler Birliğinde başlatılan geniş çaplı araştırmalar sonucu gecikmeye uğradı.Diğer Sputnik-1 ve 2 ye oranla daha gelişmiş bir yapıya sahipti.1327 kilogram ağırlığında,3,57 metre yüksekliğinde ve 1,73 metre genişliğindeydi.15 Mayıs 1958 (1958’in fırlatılan tek uydusu) tarihinde Baykonur Uzay Üstünden yörüngeye fırlatıldı.Üst atmosferin basıncı ve bileşimi,yüklü parçacıkların konsantrasyonu,kozmik ışıma fotonları,ağır nükleitesi,manyetik ve elektrostatik alanlar ve meteorolojik veriler hakkında bilgi vermiştir. Ayrıca Van Allen Radyasyon Kemeri gözlenmesine rağmen Teral D telemetri sistemlerinde yaşanan bir arızadan dolayı harita edilememiştir. 692 günlük yörünge macerasından sonra 6 Nisan 1960 tarihinde atmosfere girip yanmıştır.

1958 tarihinde üçüncü Sputnik uydusunun da fırlatılmasıyla beraber uzay araçlarının dünya yörüngesinde ciddi sıkıntılar yaşamadığı anlaşılmış ve daha uzaklara ulaşma isteği uyanmıştı.Bu fikri gerçeğe dönüştürmek adına Luna (Rusçada Ay) programının ilk üyesi Luna-1 veya diğer ismiyle E-1 inşaa edildi. 361 kilogram ağırlığında olan bu uydu 2 Ocak 1959 tarihinde Baykonur Üstünden fırlatıldı ve bir aksaklık yaşanmadan Dünya yörüngesini aşarak Güneş yörüngesine giriş yaptı.Üzerinde izleme vericisi,telemetri sistemi ve Ay incelemelerinde bulunmak için manyetometre, Geiger sayacı,Sintilasyon sayacı,mikrometeorite dedektör ve Sovyet flaması içeren bir paket içermekteydi ama Ay’ın yüzeyine inemeden 5995 kilometre yakınında uçtuğu için flamalar Ay’a ulaşamamış ve Dünya ile Mars arasındaki yörüngeye sabitlenmişti.Luna-1 sayesinde ay hakkında oldukça aydınlatıcı bilgiler elde edildi.

“Ay yüzeyine inen ilk insan yapımı nesne” 390,2 kilogram ağırlığındaki Luna-2 (E-1A), Ay’a ulaşma konusunda bu kadar yaklaşmanın ardından 12 Eylül 1959 tarihinde Baykonur Üssünden fırlatıldı. Ay’ın yüzeyinde Sessizlik Denizi’nin batısına Aristides, Arşimet ve Autolycus kraterlerinin yanına çarparak Ay yüzeyine inen ilk insan yapısı nesne olmuştur. Ayrıca geçen defaki gibi sadece Sovyet flamaları ile kalınmamış aynı zamanda uydunun üzerine “Ocak 1959” ve “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği” yazıları işlenmişti.

Luna programının son üyesi Luna-3 (E-3) 278,5 kilogram ağırlığındaydı ve 4 Kasım 1959 tarihinde yine Baykonur Üssü’nden fırlatıldı. Luna-2 gibi Ay’a inmese de (Ay’ın Güney Kutbunun 6200 kilometre üzerinden geçmişti) Ay’ın arka yüzünün ilk fotoğraflarını çektiği için en az diğer programlar kadar önemli ve tarihi bir yere sahiptir.

Yazar: Muzafffer Alaca