Yedi Meşale Topluluğu (Yedi Meşaleciler Akımı)

Sayfayı Yazdır

1928 yılında Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret Solak, Kenan Hulusi Koray ve Muammer Lütfi Bahşi’nin şiirlerini Yedi Meşale adını verdikleri bir kitapta toplamalarıyla meydana getirdikleri topluluktur. Yedi Meşaleciler topluluğu, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin ilk edebi topluluğudur. 1928-1933 yılları arasında faaliyet göstermişlerdir.

Yedi Meşaleciler topluluğundaki sanatçıların bir araya gelip, ortak bir kitap yayınlamalarını Cevdet Kudret şöyle anlatmıştır: “Günün birinde, kim önerdi hatırlamıyorum, o güne dek yazdıklarımızdan seçmeleri bir araya getirip ortaklaşa bir kitap çıkarmayı düşündük. Yaşar Nabi’nin evinde o iş için özel toplantılar yapıp el birliğiyle şiirleri ve yazıları seçtik. Kitaba bir isim bulmak gerekiyordu. Yedi kişiydik. İlk akla gelen, Fransız edebiyatındaki Pleiade Topluluğu oldu. O adın Türkçedeki karşılığı Süreyya uygun değildi; hem yabancı kökenli idi hem ilk ağızdan kişi adı hatıra getiriyordu, hem de yıldız kümesi olarak yaygınlığı yoktu; onun Türkçesi Ülker de yaygın değildi. Yedi Yıldız, Yediveren Gülü, Yedi Kollu Şamdan… gibi isimler de düşünüldü. Sonunda Yedi Meşale ismi üzerinde birleşildi.”

Vasfi Mahir Kocatürk, Yedi Meşale’nin edebi bir okul olmadığını, bu gençlerin sadece arkadaşlık bağıyla bir araya geldiklerini, Yedi Meşale kitabının önsözünde yer alan sözlerin bu gençlerin ortak düşüncelerini yansıtmadığını iddia etmiştir. Bu konuda yazar şunları söylemiştir: “Yedi Meşale’ye pek çok kişi bir edebi okul gözüyle baktıkları için onda birtakım vasıflar aradılar ve türlü kusurlar buldular. Hâlbuki Yedi Meşale şairlerinde müşterek gibi görünen ve kendilerinden evvelki nesilden ayrılan bazı küçük yeni duyuşlar vardı. Fakat bunun yepyeni bir edebiyat telakkisi ile de hiçbir alakası olamazdı. Esasen Yedi Meşale muayyen bir edebiyat okulunun beyannamesi değil, muhtelif seciyeleri ve telakkileri olan yedi gencin bir araya toplanmış eserleri idi. Bu gençlerin aralarında bir tek bağ vardır: Arkadaşlık. Yedi Meşale bütün şöhretini ve süksesini bu arkadaşların kolektif tesirine borçludur. Kitabın başında kendilerini takdim eden yazı da onların umumi ve ortak düşüncelerinin ifadesi değildir.”

Ziya Osman, kendisinin de dâhil olduğu Yedi Meşale topluluğunun nasıl bir araya geldiğini Cevdet Kudret’in sözlerini destekleyecek nitelikte olan şu sözleriyle belirtmiştir: “1928 senesinde Galatasaray’dan arkadaşım Yaşar Nabi ve diğer arkadaşlarla birlikte Yedi Meşale kuruldu… Kitabın adı üzerinde epeyce münakaşalar olmuştu. Cevdet Kudret Yedi Kollu Şamdan adını teklif etmişti. O zamanlar Reşit Süreyya da bizimle ilgileniyordu. O Yedi Güneş’i teklif etti. Hatırımda yanlış kalmadıysa Yedi Meşale adını Sabri Esat ileri sürdü ve bu isim kabul edildi…”

Yedi Meşaleciler sanat hakkındaki düşüncelerini Yedi Meşale isimli kitaplarının önsözünde açıklamışlardır. Önsözlerinde şu düşünceler yer almaktadır:

“Kitapta yer alan edebi yazıların sahipleri yalnız sanat aşkıyla faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
1940 Bu eser; “Edebiyatımız öldü, ölüyor.” diyenlere memleketimizdeki son edebi cereyanların halini göstermek için yayınlanmıştır.
1941 Kitap, edebiyatın baş belası taklitten kendilerini kurtaran gençlerin yazılarını ihtiva etmektedir.
1942 Edebiyat-ı Cedide duyarlılığı ve Anadolu romantizmini konu alan pek çok eserdeki yapmacık tavır karşısına, Yedi Meşale adlı kitaptaki yazılar, yazarlarının duygularını ifade etme iddiasıyla ortaya çıkmıştır.
1943 Duyguları anlatmada yeni şekil arayışlarına yer verildiği ifade edilmektedir.
1944 Konuları genişletmeye çalıştıkları ileri sürülmektedir.
1945 Canlılık, samimiyet ve daima yeniliği kıstas olarak aldıklarını belirtirler.”

Bu fikirler, yeni olma iddia ve niyetini ifade etme dışında yeni bir edebi grupta aranması gereken hiçbir husus hakkında bilgi sahibi olunmasına imkân vermez; ama bu gençlerin saf şiir zevk ve anlayışına bağlı olduklarını ifade etmişlerdir. Yedi Meşale topluluğunun Türk edebiyatına getirmek istedikleri yenilikleri, sanat anlayışları ve amaçlarını Hüseyin Tuncer şöyle belirtmiştir:”Sanat tutkunu bu yedi sanatçı, sanat ve edebiyatta taklitten uzaklaşmak, konuyu genişletmek, canlı, samimi ve yeni olmak, realizmi aşmak amacına hizmet etmek isterler. Şiirin hececi şairlerin elinde tıkandığına inanırlar ve Türk şiirinin ufkunu genişletmeyi amaçlarlar. Sürekli yenilik peşinde olan bu şairler, yeni mecaz ve söyleyişlerle karşımıza çıkarlar. Şiirlerinde aşk, sevgi, yaşama sevinci ve çocukluk günlerine özlem gibi konuları işlerler. Edebiyat hayatına bağlı, yeni fikirlere açıktırlar. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar içerisinde, eski edebiyatla uğraşmanın doğruluğuna inanmazlar. Memleketçi edebiyata karşı sanatı ön sıraya çıkarırlar.”

Mehmet Fuat, “serbest nazım akımının, Yedi Meşalecileri şiirden uzaklaştırdığını” söylemiştir. Topluluktaki sanatçılardan yalnızca Ziya Osman Saba şiir yazma konusunda diretmiştir. Çocukluğa duyulan özlem, hatıralara düşkünlük, ev-aile sevgisi, yoksul yaşamlara karşı utanç ve acıma, Allah’a kulluk, kadere boyun eğme, ufak mutluluklarla yetinme, ölüm yakınlığı, öte dünya özlemi gibi konuları ele alan şair, şiiri sonuna dek sürdürmüştür.

Bu konularla ilgili şiirlerinden iki örnek şunlardır:

Ahret
Bir garip dünyada ben yadırgadım yerimi.
Yıllardan sonra bir gün görüp çektiklerimi,
Tanrım bir meleğine emredecek:”Yetişir!”

(Geçen Zaman)
Çocuk Gülüşleri
Çocuk gülüşleri… İlk gülüşler, tatlı, gevrek…
Dile gelir gibiyken etrafta bütün eşya,
Duvarlarda resimler, saksıda açan çiçek

Gülmek, gülen anneye, eve dönen babaya;
Yaşamak, daha tatlı, daha güzelken dünya.
(Geçen Zaman)
Yedi Meşaleciler, eserlerinde kelimeleri bir ressam titizliğiyle kullanmışlar, duygu ve hayal yerine betimlemeye özen göstermişlerdir.
Bununla ilgili Ahmet Haşim ve Mehmet Kaplan sırasıyla şunları söylemiştir:
“Şair kaleminden ziyade sanki ressam fırçasıyla çalışan bu gençlerde, his ve muhayyileden ziyade gözün rü’yet kabiliyeti yeni bir hususiyet teşkil ediyor.”
“Yedi Meşaleciler iç dünyalarına, eşyaya, hayata ve olaylara empresyonist (izlenimci) bir ressam gözüyle bakarlar. Söz gelimi Sabri Esat, bunun en belirgin ve çarpıcı örneklerini verir: Realiteye masal havası veren orijinal hayallerle örtülü şiirler yazar.” derler.
Yedi Meşaleciler, yeni mecazların, yeni söyleyişlerin peşine düşüp, dış âleme birer ressam gözüyle bakmışlardır. Kendi duygularını, kendi sezişlerini imaj ve semboller yardımıyla dikkatlere sunmaya çalışmışlardır.

Yedi Meşalecilerin dış dünyaya bir ressam gözüyle baktıklarını gösteren bir şiir örneği:

Yarı Uyku
Açınca bir nilüfer gibi göz bebeklerin
Yarı uykunun mavi suyuna eteklerin
Kokulu bir kor gibi serpecek mor salkımlar
Bir yelken gibi serin, güverte kadar sıcak,
Bir damla süt halinde dökülüp uzayacak
Işıklı gemilerin yanaştığı rıhtımlar

Işıklı gemilerle dolu bir liman, beyaz
Bir şarkiyle içine serecek serin bir yaz,
Dağ başında bir göle düşen bir bulut gibi..
(Sabri Esat, Odalar ve Sofalar)

Sabri Esat, Mustafa Baydar’ın kendisiye yaptığı görüşmede verdiği cevapta Yedi Meşalecilerin amaçlarını ve gerçekleştirdikleri hizmetleri şu şekilde açıklamıştır:
“…Edebiyata bir yenilik hamlesi yapmak (…) Bu teşekküle mensup gençler, bilhassa şiirde sürüp giden klişeciliği kırarak gerek iç, gerek dış âlemi daha başka türlü görüp duyurmaya gayret etmişlerdi.”

Sabri Esat, “ifadede klasik olduklarını, vezin ve kafiyeden ayılmadıklarını, şiirimizde pek işlenmemiş nazım şekillerini daha bol kullandıklarını belirtmiştir. Fransız şiiri ile bizim şiirler arsında metot, tertip, zekâ, mevzuu, hassasiyet, yaratış kudreti… itibariyle pek fark yok. Eğer Meşalenin şiirde açtığı çığır takip edilecek ve daha yenileştirilecek olursa, Türk edebiyatı garp edebiyatına garp tekniğine, garp kültürüne o kadar fazla yaklaşacak çizgidedir.” demiştir.

Örneğin; Ziya Osman’ın Sebil ve Güvercinler adlı şiir kitabı sone nazım şekli ile yazılmıştır:

Sebil ve Güvercinler
Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun.
Bir sebile döküldü bembeyaz, güvercinler…

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri, rüzgar.
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.
Rüya İçinde Rüya şiiri, ölçü ve kafiye ile yazılmış şiirlerine örnek gösterilebilir:
Kızıl bir kanat gibi/vuruyor akşam cama;
Kim isterdi ansızın/geceye girmek ama,
Gündüzler daha kısa/ömrümüzden diyorum

Nasıl da biliyorum/ölümü düşünmeden!
Bakın işte faniyim/en iyi günümde ben!
Gülerken bile mutlak/ölüme gidiyorum.

Bu şiir 7+7=14’lü hece ölçüsünde yazılmıştır. Şiirin kafiye örgüsü aab ve ccb şeklindedir. Yedi Meşalecilerin sanat anlayışları hakkında yapılan yorumlardan biri de şudur: “Yedi Meşaleciler, edebiyat dünyasına çok büyük iddiayla gire. Kendilerinden öncekilere benzemek gibi bir niyetleri yoktur. Şiir sanatına mümkün olduğu kadar kendi duygulanımlarını sokmamaya çalışırlar. Şiirle ilgili yayınladıkları görüşlerinde birçok ortak nokta bulunmasına rağmen pratikte bu böyle olmaz. Topluluğun üyeleri mizaçlarına ve etkilendikleri kaynaklara uygun olarak birbirlerinden farklı özelliklere sahip yayınlar yapar. Onları bir arada tutan en büyük bağ arkadaşlık duygusudur. En büyük kazanımları edebiyat alanında isimlerini duyurmak olur.”

Ahmet Haşim’e göre Yedi Meşalecilerin edebiyata kattıkları yenilik, neşe ve hayata dair konulardır: “Yedi Meşale şairleri nazmın mihaniki itibariyle hiç yeni bir şey vücuda getirmiş değillerdir. Nazmın hünerinden daha güzel bir yenilikleri olduğunu belirtir: Neşe ve hayat muhabbeti.”

Ziya Osman’ın şiirlerinde, insan sevgisiyle dolu bir kalbin terennümü, renk armonisindeki beyazlık, dilinin temizliği, insan sevgisi görülebilir. Sabri Esat, renkli ve özgün imge dünyası ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Kenan Hulusi, iyi bir hikayecidir. Cevdet Kudret, topluluğun saf şiire en yakın ismidir. Yaşar Nabi, şair ve yayıncı yönüyle beğeni kazanmış olup, Vasfi Mahir, edebiyat araştırmacısı kimliğiyle isim yapmıştır. Muammer Lütfi’nin şiirleri çeşitli dergilerde dağınık bir biçimde yayınlanmıştır.

Yedi Meşale dergisinde batı edebiyatının en güzel örnekleri yer almış, Türk ressam ve musikişinasları tanıtılmıştır: “Söz gelimi ilk sayıda Yaşar Nabi, Albert Samain’i tanıtır ve ondan parçalar verir: Tristan Bernard’ın Aslan parçasını tercüme eder… Yaşar Nabi, Jean Richepin’in İki Çalgıcı adlı şiirini… Yaşar Nabi, Andre Mourois’in Bir Üstadın Doğuşu; … Vasfi Mahir, Guy de Maupassent’in Deli hikâyesini… tercüme etmiştir.”

Yedi Meşalecilerin edebiyatta yapmak istedikleri işleri ve çabalarını Şerif Aktaş şöyle ifade etmiştir: “Bu gençlerin birlikte gerçekleştirdikleri iş, 1920’li yılların sonu 1930’lu yılların başlarında saf şiir hareketini güçlendirmek ve Türkçenin imkânlarıyla saf şiir söyleme arzusunu genç nesil seviyesinde yaygınlaştırmaktır. Zira bu gençler, saf şiire has zevk ve anlayışa gerçekliğe masal dünyasının güzelliğini kazandırma başarısı gösteren mısralar kaleme almışlardır. Fransız şiirini tanıyan bu gençlerin eserleriyle ortaya koydukları bir başka husus da, Türk şiir zevkinin artık Baudelaire has duyarlılığı anlayabilecek zenginliğe kavuştuğunu ortaya koymasıdır. Ayrıca batıdan gelen saf şiir zevkiyle yerliliği birleştirme gayretlerini de unutmamak gerekir.”

Yedi Meşale topluluğu üyelerinden olan Sabri Esat, ilgi çeken eşya ve tasvirlerinden sonra özellikle çevirileri ve edebiyatı yakından takip eden denemeleriyle edebiyatla bağını koparmamıştır. Psikoloji profesörü olarak da ilmi çalışmalarını sürdürmüştür. Şiirlerini Odalar ve Sofalar adlı kitapta toplamıştır.

Yaşar Nabi, şiirlerini Kahramanlar ve Onar Mısra isimli kitaplarda bir araya getirmiştir. Diğer edebiyat türlerinde de eser veren yazar, 1933 yılında çıkarmaya başladığı Varlık dergisini hayatı boyunca sürdürmüştür. Bu dergi de Türk edebiyatının gelişimine katkıda bulunmuş, yeni yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ayrıca Varlık yayınlarından çıkan eserlerle de bir edebiyat kütüphanesi oluşturmuştur.

Muammer Lütfi’nin, topluluğun dağılmasından sonra edebiyatla bir bağlantısı kalmamıştır. Vasfi Mahir, şiirlerini Tunç Sesleri, Geçmiş Geceler, Bizim Türküler, Ergenekon isimli kitaplarda toplamıştır. Daha sonra edebiyat tarihi ve incelemeleri üzerine çalışmalarını sürdürmüştür.

Cevdet Kudret, Birinci Perde adlı kitapta şiirlerini toplamıştır. Roman ve tiyatro türlerinde eser veren yazar, okul kitapları ve edebiyat tarihi ile ilgili eserler kaleme almıştır.
Ziya Osman, topluluğun şiire en sadık edebi şahsiyeti olmuştur. Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak adlı kitaplarda şiirlerini toplayan Ziya Osman Saba hikâyeler de yazmıştır. Şair, yalnızlık duygusunu ve hatıraları şiirlerinde başarıyla işlemiştir. Heceyi, duraklarında değişiklik yapmadan kullanmıştır. Serbest şiir örnekleri de veren şair, tüm insanların mutlu olduğu ve herkesin hoşgörü içinde yaşadığı bir dünya hasretiyle yaşamıştır.

Topluluk, kendilerinden önceki edebi hareketleri soluk ve hareketsiz olarak nitelendirmiştir; fakat bir önceki nesli aşma becerisini gösterememişlerdir. Beş Hececilere tepki olarak ortaya çıkan Yedi Meşalecilerin sanatçı yetenekleri, bilgi birikimleri yeni bir devir başlatacak tarzda olmamıştır. Bu nedenle Milli Edebiyatçılar ve Beş Hececileri geçme becerisini gösterememişlerdir. Onları besleyecek güçlü bir düşünce birikiminin ve ortak bir politikalarının olmaması, sadece edebiyatseverliğin yenilik arzusuyla bir araya getirdiği bu topluluğun kısa sürede dağılmasına sebep olmuştur.

Yedi Meşale dergisi kapanınca topluluk da dağılmış, etkili ve sürekli olamamıştır; ama yine de saf şiir hareketinin edebiyatımızda yayılmasına zemin hazırlamış, topluluğa özgü duyarlılığın gençler arasında kendine yer bulmasına ve yerli zevk kazanmasına hizmet etmişlerdir.

Kaynakça:
Tuncer, Hüseyin, (1994). Yedi Meşaleciler, Akademi Kitabevi, İzmir.
Tuncer, Hüseyin, (1996). Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı 1, Akademi Kitabevi, İzmir.

Yazar: Özge Beniz