Yer Çekimine Ne Oluyor?

Okuma Süresi: 9 Dakika  | Yazdır

Herşey elmanın düşmesi ile başladı!.. Acaba öyle mi?

Hayır. İlk ve ikinci hidrojen atomunun yaratılması anından itibaren “madde itimi” ortaya çıktı. Bu iki hidrojen atomu sadece yanyana olduğunda değil, kainatın iki ayrı ucunda bile olsa hem“yaratma sonsuz enerjisi” ile onların aralarında birer ilişki var; hem de birbirleri ile aralarında doğrusal bir ilişkileri vardır: Sanki aralarında bir “sicim demeti” bağı vardır. Bir anlamda her hidrojen atomu, -ve onların tüm alt parçacıkları dahil- bu “yaratma sonsuz enerjisine” her yönden ve her an muhataptırlar. Her biri her an sonsuz enerjinin etkisi altındadırlar.

Bunu şuna benzetelim: Maddesel sonsuz küçük boyutta olan -minyatür- bir iğne yastığına sonsuz olarak her yönden gelen lazer ışınlarının bu küçücük noktaya yöneldiğini düşünelim: 360 derece x 360 derece x 360 derece x vb…sonsuz yön.. (Tıpkı bir ampulden çıkan ışınların sonsuz yönlere dağılmasının tam tersi gibi, sonsuz yönlerden gelen sonsuz güçte sonsuz yaratma enerji..)

Ancak bu hidrojen atomlarının her birinin tüm alt parçacıkları ile diğerlerinin tüm alt parçacıkları aralarında ise bir tünel demeti-sicim demeti- ilişkisi var. Sanki tek bir uzun tesbih ipine sadece bu ikisi dizilmiş ve birbirinden uzakta duran iki tesbih boncukları gibi.. Bu taneler, her ikisine de ayrı ayrı etki eden, “yaratıcı sonsuz enerji” tarafından bu “sicim” ya da “tünel boyunca birbirlerine doğru itiliyorlar. Yaratma sonsuz enerjisi ile tam dolu olan mana evreni, bu maddeleri her yönden iterken, bunları birbirine bağlayan sanal sicim tüneli boyunca bu maddeleri giderek birbirlerine doğru yaklaştıracaktır. Madde sayısı üçe çıktığında ise bu küçük kütlelere yönelen sonsuz güçte itme karşısında üçgen görünümlü bu “sanal sicimler üçgeni” giderek küçülecek, maddeler birbirlerine giderek yaklaşacak; sonunda ise bir araya gelecek..

Elma başına düşen Newton birden “Yer Çekimi” Yasasını buldu!.

Yerçekimi yasası, o günden itibaren 1950 lere kadar hiçbir karşı görüş ortaya çıkmadan sorunsuz bir şekilde bu “yasal görevini!” gerçekleştirdi.

1950 lerde İngiltere’de John R. R. Searl adlı çocuğun bir seri gerçek rüyalar görmesi ve rüyalarında kendisine gösterilen ve yapımı öğretilen cihazı, çocuk yaşında bir kaç yıl içinde gerçekleştirmesi ile bu durum değişti.1

Searl, 15 yaşına varmadan aynen rüyasında gördüğü küçük mıknatıslar ile bazı metal halkalar ve yalıtkanlardan oluşan cihazını bitirdi ve çalıştırdı.

Cihaz dıştan içe üç metal halka ve bunların etraflarında yer alan silindirik küçük manyetik parçalardan oluşuyordu. Metal halkalar sabitti; ancak mıknatıs parçaları onların etrafında dönüyordu. Aynen rüyasında gösterildiği gibi yapmıştı ve cihaz gösterildiği gibi şaşkınlık verecek şekilde birden kendiliğinden çalışmaya başladı.

Manyetik halkacıklar en küçük bir ittirme ile, geniş sabit halkalar etrafında fakat onlara değmeden halkaya çok yakın bir uzaklıkta ve hızla dönüyordu. Dönmeye başladıklarında ise asla durmuyorlardı. Birinci halkadaki silindirler gözle zor seçilebilir bir hızla dönerken, ikinci ve üçüncü halkalar etrafında yer alan manyetik silindirler de adeta görülemeyecek hızlarla kendiliğinden dönmeye başlıyorlardı.

Olay bu kadarla da kalmadı. Dönen cihazın üstünden ve altından pembe ve mor ışınlar bir pompa gibi adeta akarak geliyorlardı. Ayrıca dönen cihazların yanında bulunan insanın vücudunda bir yara varsa bu yaralar son derece hızla iyileşiyordu.

Daha da şaşırtıcısı cihaz bu esnada ağırlığından büyük oranda kaybediyordu. Dikkatlice ağırlığı hesaplanarak yapılmış olanları tavana kadar yükselip, tavana takılıp kalıyor belki orada dönmeye devam ediyordu. Açık havada yapılan deneylerde birçok cihaz son mıknatıs parçası da yerine oturtulduğunda dönmeye başlamakta, yerden hızla yükselerek uçmakta ve bir daha dönmemek üzere dosdoğru havaya yükselerek gitmekteydi. Searl, onları kontrol edemiyordu.

İngiliz Hava Kuvvetlerinde çalışan John Searl’ün yaşı ilerledikçe yaptığı deneylerin yoğunluğu da arttı. Artık evinin elektriğini de, bu kendiliğinden dönen cihazdan elde ediyordu. Ancak elektrik idaresi ile başı bu yüzden derde girdi; elektrik hırsızlığından hapsedildi. Karısı tüm eşyalarını kitap ve notları ile cihazlarını ve parçalarını sokağa attı.

BBC ile yapılan röportajlarında, helikopterler uçarak giden cihazlarına yetişemediler, bunlardan

birinde çekim işlemi sırasında o zamanın kameraları cihazın çalışmasını kaydetmek üzere cihaza yaklaştırıldığında, SEARL cihazı -belki ilk defa- durdu:

Kameranın çalışma frekansı cihazın kendi oluşturduğu frekans ile girişim yapmış, cihaz durmuştu. Searl, ilk defa cihazına bir uzaktan kumanda olanağı bulmuştu.

Artık yükselen cihazlarına yön tayini de yaptırabiliyordu.

Cihazını ABD de bir hava üssüne götürdü. Hangarın içinde cihazın oradan oraya hızla uçtuğunu gören pilotlar Searl’ü kovdular; bu cihazın içinde uçma fikri onları korkutmuştu. Kraliçe’ye dahi uzun süre kendini anlatamadı. Şimdi o zamanlardan elde sadece birkaç metre havalanmış uçan-daire görünümlü cihazlarının fotoğrafları ve monte edilmeye çalışılan çıtalı dairesel görünümlü aletlerin fotoğrafları var. Plaj kenarlarında yapılan deneylerinde deniz suyu ve plaj kumları da cihazla birlikte havalanıp gidiyordu. Kar üzerinde yapılan deneylerde ise yerdeki karlar cihazla birlikte kalkıp gidiyordu.

1

Uzun yıllar bu çarpıcı deneylere daha fazla birşey ekleyemedi.

Ancak bu arada ismine artık “Sir” ünvanı yanında Profesör titri de eklenmişti.

2007 yılında Dr. M. Fernando, Dr. T. Moore ve ekibi, Prof. Sir John Searl’ün gözetiminde “SEARL EFFECT GENERATOR” (SEG) cihazının yeni bir örneğini yapmak üzere ABD’de işe koyuldular. Ancak cihaz bu defa üç halkalı değil, tek halkalı yani tek kademeli olacaktı.

2

Sonunda cihazlarını aynen yıllar önceki cihazlarda olduğu gibi çalıştırdılar.Tek mıknatıs makarasından 12 mıknatıs makarasına kadar içteki sabit halkanın etrafına eklenen bütün mıknatıslar ilk andan itibaren bu sabit ana halka etrafından kendiliğinden dönebilmekte idiler. Yerçekimi üzerinde etkileri açısından da bu kapsamda deneylerin yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. İzlenen videolarda bu konuda açık bilgi verilmemekte.

Şu sıralarda 500 KW’lık bir mıknatıslayıcı üretimi üzerinde çalışıyorlar. Bunu kullanarak yapılacak mıknatıs silindirleri ile daha büyük ve etkin bir SEG jeneratörü üretilmesi planlanıyor.

Halen bu ekip Tayland’dan diğer bir teknik ekiple aynı cihazın daha etkin benzerlerinin üretimi üzerinde çalışıyorlar.2

Büyük beklentiler ve sonuçlar oluşabilir.

3

Kanaatimizce Sir John Searl tarafından bizzat yapılan deneylerden daha az önemli olmayan bir çalışma bu konuda bir Rus ekip tarafından yapılan deneylerdir: Bir kısım literatür aşağıda belirtilecek olan bu deneyin hiç yapılmadığını ya da aşağıdaki sonuçların alınmadığını öne sürmüş olsa da bilimsel bir kongrede sunulan bu deneyle ilgili tebliğ sonucu iddialar çok ilgi çekicidir:

V. Roschin ve M. Godin, yaklaşık 100 cm. çapında tek halkalı bir SEG sistemi yaptılar.3

4

5 cm. çapında mıknatıs silindirleri bu sabit halkanın etrafında yer almaktaydı. Silindirlerde yer alan mıknatıslar 1 mm. eninde tek tek mıknatıs parçalarının ardışık kutuplarla dizilmesinden oluşturulmuştu. Bu defa silindirik mıknatıslar kendi halinde bırakılmamış, bilyalarla yataklanmış olarak içteki sabit halkanın etrafında bir ilk hareket motoru ile döndürülmekteydiler. Belli bir ilk güçte ve belli bir tur verildikten sonra dışarıdan verilen motorlu döndürme gücü kesilmekte idi. Enteresan şekilde cihaz kendiliğinden dönmeye devam etmekte ve verilen gücün kat kat üzerinde fazla güç alınmaktaydı. Fakat daha da ilgi çekici olan yaklaşık 300 kg.ı aşkın ağırlıkta olan toplam cihazın ağırlığını yaklaşık 1/3 oranında kaybetmesi ve 200 küsur kg.a inmesidir. Tur yönü değiştirildiğinde ise yerçekiminin etki yönünü de değiştirebilmekte, sistemin komple ağırlığını ya eksiltmekte ya da daha da ağırlaştırabilmekte idiler. Ayrıca deneyin yapılmakta olduğu binada da önceki Searl deneylerini doğrular bir şekilde mor ve pembe ışıklar, binada cihazın bulunduğu katın birkaç kat altında ve birkaç kat üstünde oluşmakta ve sınırları belli renkli halkalar şeklinde belirgin olarak şekillenmekteydi.

Yerçekimi nasıl oluyor da azalıyor, hatta yok oluyor.?

E. Podkletnov, uzun yıllardır yaptğı deneylerde, süper iletkenlerin veya süper iletken olmayan maddelerle yapılan deneylerin, hatta bir takım doğal olayların yerçekiminin belli oranlarda yok edilmesine yol açtığını belirgin şekilde ortaya koymaktaydı. Hepimizin hatırladığı azotla mutlak sıfıra yakın soğutulmuş mıknatısın havada başka bir mıknatısın üzerinde asılı kalması ya da bir süre boşlukta dönmesi, mutlak sıfıra varan düşük sıcaklıklarda süper iletkenlerin sağladığı bu tür olanaklara örnektir. Bunlar güncel uygulama değeri az da olsa geleceğe ışık tutacak deneylerdir.

Diğer yandan tornadolarda ve büyük hortumlarda, tayfun merkezlerinde kalan cisimlerin sadece hava gücü ile emilmesi olanaksız şekilde yerlerinden koparılarak yükselmeleri de Podkletnov’un açıklamaları arasında yer almaktadır. Burada dönen manyetik alanların bu tür doğa olaylarına yol açabileceği açıklanmaktadır. Bulutların ve dönen hava akımlarının elektromanyetik alanlarla yüklü olması yeterli olmakta mıdır? Bir hortumda süper iletkenlik söz konusu olamayacağına göre, dönen manyetik alanların varlığı söz konusudur. Örneğin yüksek şiddette bir hortumda 10 tondan ağır bir torna tezgahının yere tespit cıvatalarından kopmuş olarak 10 metreden fazla bir uzaklığa uçarak gittiği belirlenmiştir. Bunun sadece hortumun oluşturduğu vakumun, havanın emme gücü ile açıklanması mümkün değildir.

Nitekim Podkletnov’un süper iletkenler olmadan da sadece manyetik alanların döndürüldüğü

deneylerinde, odadaki dumanların deney aparatının üzerinde doğrusal şekilde tavana doğru yükseldiği belirlenmiştir.,

Madde alt parçacıklarından konu ile ilgili olan bilhassa ikisi yerçekimi üzerinde etkin olabilir:

Bunlar nötrinolar ve graviton’dur: M. Pitkanen’in çalışmalarında bu görüşü doğrular açıklamalar bulunmaktadır.4 , 5

Dönen manyetik alanlar bu alt madde unsurları üzerinde sanki beyzbol sopasının topu yolundan çarpıtarak yön değiştirmesi gibi etki yapabilir. Nötrinolar (Neutrinos) bu açıdan üzerinde

araştırılmaya değer parçaçıklardır. Her an, her yerden ve yer yönde geçmektedirler. Nötrinoların deney ortamındaki mıknatısların döndürülmesi ile yollarından saptırılması mümkün olabilir mi? Böylece yerçekimini oluşturan gravitonlar etkilenmiş ve doğal yer çekimi gücü azalmış -veya artmış- olabilir mi?.

Son deneylerde mıknatıs üretmek üzere 500 KW gücünde “mıknatıslandırıcı” yapılmakta olduğu bildirilmektedir.

Kanaatimizce, son derece küçük parçacıklar olan nötrinoları etkilemek üzere, milimetre boyutlarında değil, mikron, hatta nanometre boyutlarında mıknatıslar üzerinde çalışmalıdır; bunların SEG türü minyatür bir sistem içerisinde döndürülmesi ile nötrinoların etkilenerek dolayısı ile yerçekimine etki yapan gravitonların etkilenmesinin sağlanmasına çalışılması daha mantıklı olacaktır. Bu yolla sonuç alındığından etkiyi sağlayan cihazın boyutları da son derece küçültülebilmiş olacaktır.

Bir gün bir hipermarkette yerden, kontrollu şekilde birkaç milimetre yükseltilmiş olarak birkaç ton ağırlık yüklü bir paletin, zarif bir bayan memurun parmakla hareketi ile bir yerden bir yere kolayca çekilerek munis bir halinde taşınıverdiğini görürsek hiç şaşmayalım. “Zencefil” de üç beş yıl öncesine kadar akıldışı gibi değil miydi?

_______________________________________

[1] http://www.searlsolution.com/
[2] http://www.searlsolution.com/members/technology5.html
[3] http://www.rexresearch.com/roschin/roschin.htm
[4] http://www.rexresearch.com/roschin/pitkanen.pdf
[5] http://www.pureenergysystems.com/news/2004/08/04/6900035EugenePodkletnov

yasener@windturbine-performance.com