Bilgiustam
Bilgiyi ustasından öğrenin

Virüsler Hakkında Bazı İlginç Gerçekler

0 5

Virüsler inanılmaz derecede basittir. Beyinleri, metabolizmaları yoktur ve kendi başlarına üreyemezler. Yine de vücutlarda inanılmaz bir yıkıma yol açabilirler ve yayılmalarını önlemek için insanların icat ettiği bilimsel olarak gelişmiş silahları alt edebilirler. “Virüs” kelimesi, Latince’de “zehir” anlamına gelen, “virulentus” kelimesinden türemiştir. 19. yüzyılın başlarında virüs kelimesi zehirli hastalığa neden olan herhangi bir madde için kullanılmıştır, ancak şimdi virüs kelimesi patojenik parçacıklar için de kullanılmaktadır. Rus bilim insanı İvanovski, 1892’de ilk kez mozaik hastalığına yakalanmış tütün bitkilerinin yapraklarından elde edilen özütte virüs parçacıklarının bulunduğunu açıklamıştır. İnsanları enfekte edebildiği bilinen 219 virüs türü vardır. İlk keşfedilen virüs, 1901 yılında Walter Reed tarafından keşfedilen sarıhumma virüsüdür. Her yıl hala üç ila dört yeni tür keşfedilmektedir, bu da azımsanacak bir rakam değildir. İlk insan influenza (grip) virüsü 1933’te izole edilmiştir. 2005 yılında, 1918 pandemik grip virüsü suşu, hastalığın kurbanlarından elde edilen nükleik asit dizisinden oluşturulmuştur.
Aşağıda virüslerin en ilgi çekici bazı özelliklerine yer verilmiştir:

Virüsler Teknik Olarak Canlı Değildir
Bilim insanları virüslerin gerçekten canlı olup olmadıkları konusundaki tartışmalarda henüz bir sonuca varamamışlardır. Bir organizmanın canlı olarak kabul edilebilmesi için kendi başına büyüyebilmesi, çoğalabilmesi ve enerji üretebilmesi gerekir. Virüsler tüm bunları yapamaz, en azından kendi başlarına yapamazlar. Genellikle canlı ve cansız arasında gri bir alanda oldukları düşünülür. Canlı olan organizmalardan farklı olarak, virüslerin besine ihtiyacı yoktur ve metabolizmaları yoktur. Kendi başlarına çoğalamazlar ancak bunu gerçekten canlı hücrelere girdiklerinde yapabilirler, evrimleşebilirler ve aynı zamanda konakçılarının davranışlarını da derinden etkileyebilirler. Bir virüs prokaryot veya ökaryot olarak sınıflandırılamaz; o bir hücre değildir. Hücrelerden bile daha küçüktürler, onları görmek için elektron mikroskobu gerekir. Yaklaşık bin geni olan bakteriler ve on binlerce geni olan insanlar gibi daha yüksek yaşam formlarından farklı olarak, virüslerin sadece birkaç (genellikle sadece üç veya dört) geni vardır.
Bir virüs konakçı içinde olmadığında, temelde cansız bir nesnedir. Bazı proteinlerle çevrili bir genetik bilgi parçasıdır. Hareketsizdir. Virüsler dondurulsa bile onlara zarar verilemez. Aslında düşük sıcaklıklarda çok iyi gelişirler. Isındıklarında, doğru konağa ulaşana kadar havadaki bir toz zerresi gibi amaçsızca yayılırlar. Virüs bir hücreye bağlandıktan sonra, sahip olduğu genetik materyal türüne bağlı olarak DNA’sını veya RNA’sını enjekte eder. Hücre bu genetik materyali alır ve talimatları uygulamaya başlar yani hücrelere giren virüsler konakçı hücrenin biyokimyasal mekanizmasını ele geçirir ve kendi genetik materyallerini üretmeye zorlar. Esir alınan hücre, yalnızca virüs için önemli olan proteinleri üretmeye ve kendi DNA’sını kopyalamak yerine virüsün genomunu kopyalamaya başlar; bu da konakçı canlıların hastalanmasına neden olur. Örneğin, bir kişi grip olursa, vücudu birkaç gün içinde yaklaşık yüz trilyon virüsle dolup taşar; bu, dünyadaki insan sayısının 10.000 katından fazladır.

Virüsler Hakkında Bazı İlginç Gerçekler

Virüsler Güzel Fiziksel Nesnelerdir
Hastalık etkenleri olarak yıkıcı olmalarına rağmen, virüsler mikroskop altında oldukça güzel fiziksel nesnelerdir. Virüsler doğadaki diğer her şeyden daha yüksek bir simetriye sahiptir. Çoğu virüs, 12 siyah beşgen ve 20 beyaz altıgen içeren eski moda bir futbol topu gibi ikosahedral simetriye sahiptir.

Virüsler Sıfırdan Üretilebilir
Virüsler o kadar basittir ki, laboratuvarda sadece birkaç bileşen kullanılarak “sıfırdan” bir virüs oluşturmak mümkündür. En basit durumda tarif şöyledir: Saflaştırılmış protein ve saflaştırılmış nükleik genom alınır. Bunlar, tuz, asitlik ve sıcaklık açısından uygun koşullarda su içinde karıştırılır. Zamanla, bu bileşenler kendiliğinden enfeksiyon yapıcı virüs parçacıkları haline gelir.

Virüsler Çeşitli Yollarla Yayılır
Virüslerin insandan insana nasıl yayıldığı, türüne bağlıdır. Birçoğu, kişi her öksürdüğünde veya hapşırdığında ağzınızdan çıkan damlacıkların buharıyla taşınır. Bu nedenle, öksürürken veya hapşırırken ağız bir mendille veya dirsekle kapatılmalıdır. Hava yoluyla yayılan virüslerin yayılma hızını çeşitli faktörler etkileyebilir. Örneğin, grip serin ve kuru ortamlarda daha uzun süre hayatta kalıyor gibi görünmektedir; bu da kış aylarında yaygın olarak yayılmasının kaynağı olabilir. Ancak tropikal bölgelerde yüksek nem, gribin insandan insana bulaşmasına yardımcı oluyor gibi görünmektedir. Virüsler, el sıkışarak, yiyeceklere dokunarak, içecekleri paylaşarak da diğer kişilere bulaşabilir. Elleri yıkamak, herkesi hastalanmaktan korumaya yardımcı olmanın çok etkili yollarıdır. Diğer virüsler en kolay şekilde diğer vücut sıvılarıyla temas yoluyla yayılır. Örneğin, Ebola virüsü enfekte kan, dışkı veya kusmuk ile temas yoluyla yayılır. Bir çalışmada, ölümcül Ebola virüsünden kurtulan kişilerin menisinde, hastalığı atlattıktan iki yıl sonra bile virüsün izleri bulunmuştur. Bilim insanları, diğer birçok virüsün aksine, Ebola virüsünün virüsü taşıyan kişilerin öksürmesi veya hapşırmasıyla hava yoluyla yayılamayacağını düşünmektedir. Bazı virüsler ise sivrisinek gibi bir aracı vasıtasıyla yayılır ve daha sonra insanları ısırarak enfekte eder. Bu tür sivrisinek kaynaklı hastalıkların bir örneği, ölümcül olabilen grip benzeri bir enfeksiyona neden olan dang hummasıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dang humması riski son yıllarda artmış ve şu anda dünya nüfusunun yaklaşık yarısını tehdit etmektedir. Diğer bilinen sivrisinek kaynaklı hastalıklar arasında Zika, Chikungunya ve Batı Nil virüsü yer almaktadır. 2018 yılında araştırmacılar, Zika virüsünün de cinsel yolla da bulaşabileceğini keşfetmişlerdir.

Virüsler Her Yerde Bulunabilir
Virüsler çevrede her yerde bulunur. Tüketilen yiyeceklerden solunan havaya kadar, her saniye milyonlarca virüs vücuda alınır. Bu korkutucu gelebilir ama normaldir. Bazı virüsler bakterileri öldürebilirken, diğerleri daha tehlikeli virüslerle savaşabilir. Bu nedenle, koruyucu bakteriler (probiyotikler) gibi, vücutta hastalığa neden olmayan birçok virüs bulunur. Aslında, genç yaşta geçirilen viral enfeksiyonlar, güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturmanın önemli bir parçasıdır. Ne yazık ki, birçok virüs, soğuk algınlığından şiddetli akut solunum sendromu (SARS) gibi ciddi hastalıklara kadar, konakçılarına büyük zarar verir.
Virüsler mikroskobik ve hafiftir. Deniz suyunda mililitre başına bir milyon virüs parçacığı bulunur; bu da küresel toplamda 10 üssü 30 virion anlamına gelir. Uç uca dizilseler, uzayda 200 milyon ışık yılı uzunluğunda bir hat oluştururlar. Araştırmalara göre, virüsler ve diğer mikroorganizmalar topraktan ve deniz serpintilerinden gelen küçük parçacıklarla atmosfere karışır, yağmur, kar ve kum fırtınalarıyla tekrar yeryüzüne döner. Neyse ki, bunların çoğu bulaşıcı değildir.

Virüsler Birçok Yerde Uzun Süre Kalabilir
Virüsler oldukça dirençlidir ve insan vücudu dışındaki yüzeylerde oldukça uzun süre hayatta kalabilirler. Ne kadar süreyle bulaşıcı kaldıkları, yüzeyin türüne ve çevresel koşullara bağlıdır; araştırmalara göre, laboratuvar ortamında COVID-19 virüsü plastik ve metal yüzeylerde iki ila üç gün, karton ve kağıt üzerinde ise 24 saat boyunca aktif kalmıştır. Evlerde virüs barındırabilecek eşyalar arasında şunlar yer alır: telefonlar, korkuluklar, uzaktan kumandalar, klavyeler, musluklar, kapı ve dolap kolları, çarşaflar, yastık kılıfları ve battaniyeler. Halka açık yerlerde, musluklara, kapı ve yürüyen merdiven kollarına, ATM ve diğer tuş takımlarına, benzin pompası kollarına, spor salonundaki ağırlıklara, büfe ve salata barlarındaki mutfak eşyalarına dokunduktan sonra eller mutlaka temizlenmelidir.

Ganj Nehrinde Çok Sayıda Bakteriofaj Bulunur
Bakterilere girip çoğalan virüsler veya bakterileri enfekte eden virüs gruplarına bakteriyofaj denir. Bakteriyofaj, birbirinden bağımsız olarak Büyük Britanya’da Frederick W. Twort (1915) ve Fransa’da Felix d’Herelle (1917) tarafından keşfedilmiştir. Ganj (ya da Ganga ) Nehri’nin suyunda çok sayıda bakteriyofaj bulunmaktadır. Bunlar, nehrin kirlenmiş suyunda bulunan patojenik bakterileri yok eder. Bu nedenle, bir temizleyici görevi görerek Ganj Nehri’nin suyunu temiz tutarlar. Bakterileri enfekte edip öldüren bu virüsler, faj terapisi şeklinde antibiyotiklere faydalı bir alternatif sağlayabilir.

Virüslerin Kökeni Tam Olarak Belli Değildir
Viroloji uzmanları (virologlar) arasında virüslerin kökeni hakkında çok fazla tartışma vardır. Üç ana hipotez ortaya atılmıştır:
İlerleyici (progresif) hipotez: Virüsler, bir hücreden çıkıp başka bir hücreye girme yeteneği kazanan genetik unsurlardan ortaya çıkmıştır.
Gerileme(regresif) hipotezi: Virüsler, zamanla genetik unsurlarını kaybeden daha karmaşık bakterilerin soyundan gelmiş olabilirler.
Virüslerin önce ortaya çıktığı hipotezi: Virüsler, diğer tüm hücrelerden önce var olmuş, Dünya’nın en eski canlılarından bile daha eski olabilir.
Hangi hipotez benimsenirse benimsensin, tek bir şey kesindir: virüsün kökeni hâlâ ilgi çekici bir gizem olmaya devam etmektedir.

Tüm Virüsler Küçük Değildir
Virüslerin çoğu o kadar küçüktür ki, insan kan hücresinin yaklaşık onda biri büyüklüğünde olabilen çoğu bakteriden daha küçük olabilirler. Bu kadar küçük bir boyut, çoğu virüsün ışık mikroskobuyla bile tespit edilemeyeceği anlamına gelir. Bilinen en küçük virüsler, genellikle çapları 15- 25 nanometre olan sirkovirüslerdir. Örneğin, en küçük virüslerden biri olan tütün nekrozu virüsü yaklaşık 17 nm boyutundadır.
Bilim insanları virüsler hakkında daha fazla bilgi edindikçe, bazen girus olarak da adlandırılan dev virüsler keşfetmişlerdir. Normal virüsler gibi davranmalarına rağmen, normal virüslerden çok daha fazla biyolojik bilgi barındırabilirler. Daha da şaşırtıcı olanı ise, tüm dev virüslerin, evrimsel atalarının hiçbirinde veya başka herhangi bir organizmada bulunmayan genetik kod içermesidir. ‘Yetim genler’ olarak da bilinen bu genlerin orada bulunmasının evrimsel bir nedeni yok gibi görünmektedir. Fransız araştırmacılar tarafından yapılan bir çalışmaya göre, bu genler aslında ‘yetim’ genler olmayabilir, aksine dev virüslerin kendileri tarafından üretilmiş olabilirler. Araştırmacılar, Pandoravirüsler gibi dev virüslerin, anında yeni, rastgele genler üretebildiklerini ve bu nedenle genetik kodlarının yaklaşık %90’ının onlara özgü olduğu bulunmuşlardır. Bununla birlikte, diğer virüsler bu yetenek olmadan da gayet iyi işlev gördükleri için, bu yeteneğin gelişmesinin ardındaki evrimsel nedenler hala bilinmemektedir. Dev virüsler, minik muadillerine kıyasla şaşırtıcı derecede bağımsızdır; bu nedenle, bugün bilinen yaşam çeşitliliğinin yapı taşlarını sağlamış olabilirler. Mimivirüs adı verilen bilinen en büyük ve en karmaşık giruslar çoğu virüsten yüzlerce kat daha büyüktür; kapsidleri yaklaşık 400 ila 500 nanometre çapındadır ve tam viral formları 750 nanometreye kadar ulaşabilir. Örneğin patates humması virüsleri 400 nanometre (0,0004 milimetre) çapındaki mimivirüslerdir.

Bazı Virüsler Kansere Neden Olur
Virüsler vücuda girer ve normalde işlev gören genleri değiştirerek hasta eder. Virüsler ancak bir insanı veya konağı enfekte ettiklerinde gelişebilirler ve bunu yaptıklarında, bağışıklık sistemi devreye girmeden önce sistemi ele geçirecek kadar kendilerini çoğaltmak için bir hücrenin mekanizmasını (mitokondriden ribozomlara kadar) ele geçirecek hücreler bulurlar. Virüsler öksürük kadar hafif veya iç kanama kadar ölümcül semptomlara neden olabilir. Bazı virüsler, doğrudan veya dolaylı stratejilerle çeşitli şekillerde kansere neden olabilir. Doğrudan yöntem olan onkovirüsler (kanser yapıcı virüsler, örneğin rahim ağzı ya da serviks kanserine sebep olabilen insan papilloma virüsü ), normal hücreleri enfekte eder ve genlerinin bir kısmını hücrelerin DNA’sına yerleştirir. Bu, hücrelerin birkaç anormal protein üretmesine neden olur. Hücreler ek gen mutasyonları edinirse veya bireyin bağışıklık sistemi zayıflamışsa, hücreler kanserli hale gelebilir. Viral enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin enfeksiyonu bastırmaya çalışması sonucu dokuların iltihaplanmasına da neden olabilir. Yıllarca hatta on yıllarca süren bu iltihaplanma, dokunun kanserleşme olasılığını artırır.
Virüslerin yan etkileri her zaman kötü değildir. Zika virüsü fetüsün beyni üzerinde yıkıcı etkilere sahip olsa da, beyin dokusunu hedef alma özelliği bir gün glioblastoma adı verilen bir tür beyin kanserinin tedavisinde yardımcı olabilir.

Bazı Virüsler Çıplaktır
Virüs sınıflandırmasının en önemli ve en bilinen yönlerinden biri, zarflı ve zarfsız virüslerin ayrılmasıdır. Genel olarak, onları ayıran şey, virüsün dış kısmında lipid çift katmanlı bir zarın varlığı (zarflı virüsler için) veya yokluğudur (zarfsız virüsler için). Virüsler iki ana bileşenden oluşur: viral genom (RNA veya DNA olabilir) ve genomu çevreleyen virüs tarafından kodlanan protein kapsid. Virüs parçacığı yalnızca bu iki elementi içeriyorsa, zarfsız virüs ya da çıplak virüs olarak adlandırılır. Virüs parçacığı, protein kapsidi çevreleyen ekstra bir lipid çift katmanlı zar içeriyorsa (örneğin grip virüsleri), zarflı virüs olarak adlandırılır.
Zarfsız ya da çıplak virüsler konakçı hücrelere endositoz yoluyla girmek zorundadır. Zarfsız virüsler genellikle zarflı virüslerden daha virülenttir. Bunun nedeni, genellikle konak hücre lizisine neden olmalarıdır. Bu, zarfsız ve zarflı virüsler arasındaki en önemli farklardan biridir. Zarfsız virüslerin ekstra lipid zarı olmadığı için, hücre lizisi konak hücreden en yaygın çıkış yoludur. Bu olay sırasında virüsler hücre zarının bütünlüğünü bozarak hücre ölümüne ve konak organizmada önemli doku hasarına neden olur. Zarfsız virüsler aşırı pH’a, ısıya, kuruluğa ve basit dezenfektanlara karşı daha dirençlidir. Zarfsız virüslere örnek olarak norovirüs, enterovirüs, adenovirüs ve rinovirüs verilebilir. Zarf içeren virüsler genellikle zarfsız virüslere göre daha az virülenttir. Zarflı virüsler, genetik materyallerini sitoplazmaya salmak için konakçı zarıyla kaynaşarak konağa girebilir. Zarf içeren virüsler, kapsidi çevreleyen bir dış zara sahip olduklarından, virüs montajı ve konakçı hücrelerden çıkış sırasında kendi zarlarını (zarf olarak bilinir) oluşturmak için konakçı hücre zarını kullanabilirler, tomurcuklanma veya ekzositoz yoluyla dışarı çıkarlar. Bu süreç hücre lizisini önler ve zarf içeren virüslerin konakçının bağışıklık sisteminden kaçmasına yardımcı olur.

Virüsler Konakçıda Yıllarca Uykuda Kalabilir
Virüsler günlük hayatın doğal bir parçasıdır. Neyse ki, çoğu viral enfeksiyon, vücudun bağışıklık sistemi onlara karşı bir saldırı başlattığında birkaç gün ila birkaç hafta içinde iyileşir. Bununla birlikte, latent virüsler olarak bilinen bazı virüsler, ilk enfeksiyondan sonra uzun süreler boyunca vücutta sessizce kalabilir ve herhangi bir belirtiye neden olmadan daha sonra yeniden aktif hale gelebilir. Latentlik, bazı virüslerin hayatta kalmak ve yayılmak için kullandığı bir hayatta kalma stratejisidir. Latent virüsler vücutta kalır ve aktif olmayan, çoğalmayan bir latent evreye girer. Daha sonra, bazı durumlarda yıllar sonra, virüs saklandığı yerden çıkabilir ve çoğalmaya, hücreleri enfekte etmeye başlayarak tekrar enfeksiyona neden olan bir yeniden aktivasyon evresine girebilir. Yeniden aktifleşme evresi, diğer viral enfeksiyonlar, travma, stres veya zayıflamış bağışıklık sistemi gibi iç veya kimyasallar, UV radyasyonu gibi dış faktörler tarafından tetiklenebilir. İkincil enfeksiyon, minimal semptomlarla seyreden hafif vakalardan ömür boyu süren sorunlara kadar değişebilir.

Virüsler Birbirleriyle Etkileşim Kurabilir
Virüsler hakkında, özellikle de konakçılarıyla nasıl etkileşime girdikleri ve onları nasıl değiştirdikleri konusunda çok az şey bilinmektedir. Ancak daha da şaşırtıcı olan, birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarıdır. Bilinen her şeyden yola çıkılarak, virüslerin birbirleriyle bilinçli olarak etkileşime girme mekanizmasına sahip olmamaları ve yalnızca konakçılarının eylemlerine yanıt olarak mutasyona uğrayabilmeleri gerekir, çünkü karmaşık sinyaller üretmek ve iletmek için gerekli biyolojik altyapıya sahip değillerdir. Ancak giderek artan araştırmalar göstermektedir ki, virüsler bir salgının ilerleyişinde daha önce düşünülenden çok daha aktif bir rol oynuyor olabilir. Bir araştırmacı, tesadüfen de olsa, virüslerin düzenli olarak proteinler aracılığıyla kardeşlerine hayati bilgiler ilettiklerini keşfetmiştir. Bu bilgiler arasında ne zaman uykuda kalacakları, kaç tane enfekte olmamış konakçı hücre kaldığı, ne zaman saldıracakları ve benzeri bilgiler yer almaktadır.

Virüsler Farklı Organizmaları Enfekte Edebilir
Dünya’da o kadar çok farklı virüs türü vardır ki, neredeyse her canlı organizmanın hücrelerini enfekte etmeye çalışan kendi virüs grubu vardır. En küçük ve en basit hücreler olan prokaryotlar (bakteriler) bile belirli virüs türleri tarafından saldırıya uğrayabilir. Bakterileri enfekte eden virüsler bakteriofaj (ya da sadece faj) olarak adlandırılır. Bakteriyofajlar, E. coli ve Salmonella gibi bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tanı ve tedavisinde kullanılmaktadır.
En yaygın olarak bilinen ökaryotik virüsler hayvan virüsleridir. İnsanlara da bulaşabilen ve onları hasta edebilen birçok virüs vardır. Tahminlere göre, yalnızca memelileri enfekte edebilecek en az 320.000 farklı virüs vardır, ancak bunlardan sadece 219’unun insanları enfekte ettiği bilinmektedir. Bunlardan en yaygın olanı, insanların grip olmasına neden olan grip ya da diğer adıyla influenza’dır. Virüslerin neden olduğu diğer hastalıklar arasında çiçek hastalığı, nezle (soğuk algınlığı), suçiçeği, zona, herpes, çocuk felci, kuduz, Ebola, hantavirüs ve AIDS bulunur. Boyun tutulması ve ağrısı, enterovirüsler, herpes, grip ve kızamığa neden olan virüsler dahil olmak üzere birçok yaygın virüse maruz kaldıktan sonra ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olan viral menenjitin ilk belirtilerinden biridir. Soğuk algınlığı veya grip benzeri semptomlar varsa ve bunlar şiddetli baş ağrısı, ışığa duyarlılık, halsizlik ve öne doğru kolayca bükülemeyecek kadar sert bir boyunla birleşirse, derhal doktora gidilmelidir.
Kuduz en ölümcül virüstür. Kuduz virüsü ile enfekte olan kişilerin neredeyse %100’ü bu virüs nedeniyle hayatını kaybeder, bu da onu bilinen en ölümcül virüs yapar. Bugüne kadar, semptomlar ortaya çıktıktan sonra bu hastalıktan kurtulan sadece 14 kişi vardır. CDC’ye göre, bu hastalık aşı ile neredeyse %100 oranında önlenebilir. Maruz kalmadan önce aşı yaptırılırsa enfeksiyon önlenebilir, ancak maruz kaldıktan hemen sonra aşı yaptırmak da etkilidir. Çoğu vaka, enfekte bir hayvan tarafından ısırılma sonucu ortaya çıktığı için, ne kadar küçük olursa olsun, herhangi bir hayvan ısırığı sonrasında doktora başvurmak önemlidir.
AIDS, tedavi edilmediği takdirde bireye bağlı olarak yıllarca sürebilen edinilmiş immün yetmezlik sendromudur, insan immün yetmezlik virüsü (HIV) enfeksiyonunun en ileri aşamasıdır. Bazı araştırmalar dünya genelinde yaklaşık 100 kişiden birini etkileyen bir otoimmün bağırsak rahatsızlığı olan çölyak hastalığının kısmen bağışıklık sisteminin reovirüs adı verilen yaygın bir virüse verdiği tepkiden kaynaklanabileceğini göstermektedir. Küçük, can sıkıcı bir uçuk, bir kişinin hafızasını yok etmekten sorumlu olabilir. Son 20 yılda yapılan araştırmalar, uçuklara neden olan herpes simpleks virüsü (HSV-1) ile Alzheimer hastalığı arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Tayvan’da yapılan bir çalışma, HSV enfeksiyonu olan kişilerin, virüs taşımayanlara göre yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde bunama geliştirme riskinin neredeyse üç kat daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Herpes tedavisi için antiviral ilaç kullananların bunama riski %90 oranında azalmıştır. Koronavirüsler, insanlarda, develer, sığırlar, kediler ve yarasalar da dahil olmak üzere birçok farklı hayvan türünde yaygın olan büyük bir virüs ailesidir. İki iyi bilinen türü SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) ve MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) olarak adlandırılır. COVID-19, koronavirüsün yeni keşfedilmiş bir türüdür.
Virüsler bitkileri de hasta edebilir. Bakteriyofajların aksine, bitki virüslerinin virüs genomunu koruyucu hücre duvarından geçirmek için aktif mekanizmaları yoktur. Bir bitki virüsünün yeni bir konak bitkiye girmesi için, bir tür mekanik hasar meydana gelmelidir. Bu hasar genellikle hava koşulları, böcekler, nematodlar gibi canlı organizmalar, yangın veya tarım veya peyzaj gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanır. Bitki virüsleri, enfekte bir bitkinin özsuyuyla temas yoluyla ve polen yoluyla da bulaşabilir. Bitki yavruları ebeveyn bitkilerden viral hastalıkları miras alabilir. Bir virüsün bir bitkiden diğerine aktarılması yatay bulaşma olarak bilinirken, bir virüsün ebeveynden miras alınması dikey bulaşma olarak adlandırılır. Bitki virüsleri, mahsul büyümesini ve gelişimini ciddi şekilde bozarak gıda tedarikini önemli ölçüde etkileyebilir. Küresel olarak düşük mahsul kalitesi ve miktarından sorumludurlar ve yıllık olarak büyük ekonomik kayıplara yol açabilirler. Bazı bitki virüsleri, peyzajda kullanılan bitkilere zarar verebilir. Tarımsal gıda bitkilerini enfekte eden bazı virüsler, enfekte ettikleri bitkinin adını içerir; örneğin domates lekeli solgunluk virüsü, fasulye adi mozaik virüsü ve salatalık mozaik virüsü. Peyzajda kullanılan bitkilerde en yaygın iki virüs ise şakayık halkalı leke virüsü ve gül mozaik virüsüdür. Çok fazla bitki virüsü vardır, ancak fasulye yaygın mozaik virüsünün belirtileri fasulye üretiminde düşüşe ve bodur, verimsiz bitkilere neden olur. Süs gülünde ise gül mozaik hastalığı, bitkinin yapraklarında dalgalı sarı çizgiler ve renkli lekeler oluşturur.

Bazı Virüsler Birden Fazla Kez Kapılabilir
Yaygın bir yanılgı, bir virüse yakalandıktan sonra ona karşı bağışıklık kazanıldığı yönündedir, ancak bu her zaman doğru değildir. Kişiler bir virüse yakalandığında, vücut onunla savaşmak için antikorlar üretir. Bu antikorlar sistemde kalır ve gelecekteki enfeksiyonları önlemeye yardımcı olur. Aşılar da bu şekilde çalışır, ancak herkes yeterli antikor üretmez ve antikorlar zamanla azalabilir, etkisini yitirebilir. Bu nedenle bazı aşılar için takviye dozlarına ihtiyaç duyulur. Ayrıca, virüsler mutasyona uğrayabilir ve antikorları yeni bir suşa (türe) karşı etkisiz hale getirebilir.

Virüsler Hızlı Evrimleşir
Virüs genomunun bir kopyası konakçı hücreye girdiğinde, inanılmaz derecede hızlı bir şekilde çoğalır. Saatler içinde tek bir virüsten binlerce kopya üretilebilir. Virüsler çok hızlı bir şekilde nesiller boyu döngüye girdiğinden, genetik bilgilerini kopyalarken sık sık hatalar yaparlar. Mutasyon, viral genomda bir hata meydana geldiğinde ortaya çıkar. Mutasyonlar nedeniyle küçük genetik değişikliklere ve rekombinasyon yoluyla büyük genetik değişikliklere uğrarlar ve formlarını hızla değiştirebilirler. Bu, virüslerin ilaçlardan kaçmasına ve onları yok etmeyi amaçlayan konakçı hücre savunmalarından kurtulmasına yardımcı olur.

Retrovirüsler Klonlama ve Gen Terapisinde Kullanılır
Retrovirüs, kendi RNA genomunun bir DNA kopyasını istila ettiği konakçı hücrenin DNA’sına yerleştiren (ters transkripsiyon ) ve böylece o hücrenin genomunu değiştiren bir virüs türüdür. Genetik ve edinilmiş hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere gen transferi için çeşitli yaklaşımlar geliştirilmektedir. Gen terapisi kavramı ve uygulaması elli yılı aşkın süredir yaygın olarak kullanılmaktadır. İlk başarılı retroviral vektör tabanlı gen terapisi denemesi yaklaşık 35 yıl önce gerçekleştirilmiş, ardından çeşitli aksilikler yaşanmıştır. Bununla birlikte, son yıllarda başarıda bir artış görülmüş ve bir zamanlar tedavi edilemez olarak kabul edilen genetik ve diğer bozuklukları olan hastalara yeni bir umut sunulmuştur. Son on yılda, moleküler biyolojideki hızlı gelişmeler, çeşitli gen iletim sistemleriyle daha güvenli ve etkili gen terapisi stratejilerinin geliştirilmesine yol açmıştır. Retrovirüslerden başka adenovirüsler ve salgı bezleriyle bağlantılı virüsler (AVV), Gibbon maymunu lösemi virüsleri (GALV) ve herpes simpleks virüsleri dahil olmak üzere çeşitli gibi viral vektörler, hem araştırma hem de klinik ortamlarda en yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun nedeni, genetik materyali hedef hücrelere iletmedeki doğal verimlilikleridir.

Virüsler Hafızayı Kazandırmış Olabilir
Hafıza, sinirbilimin en kalıcı gizemlerinden biri olmuştur. Hafızanın depolanmasına ve geri çağrılmasına olanak tanıyan kesin biyolojik süreçler hala tam olarak anlaşılamamıştır. Beynin içindeki proteinlerin, bir ömür boyu bir yana, birkaç saniyeden daha uzun süre bilgiyi saklaması mümkün olmamalıdır. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre, eski bir viral enfeksiyon, atalarımızdan birinin genetik yapısını tam da bunu yapmak üzere yeniden programlamış olabilir. Araştırmacılar, hafızadan sorumlu gizemli sinir geni olan Arc’ın, HIV retrovirüsü de dahil olmak üzere bazı virüsler gibi çalıştığını keşfetmişlerdir. Virüsler, bakteriler gibi diğer parazitik mikropların aksine, konakçının DNA’sını yeniden programlama eğiliminde oldukları için, bu durum, eski bir viral enfeksiyonun, istemeden de olsa, insanlara hafızayı oluşturma ve geri çağırma yeteneği kazandırmış olabileceğini düşündürmektedir.

Virüsler Modern Dünyayı Yaratmıştır
İnsanlık tarihinin büyük ölçüde gözlerden gizli kalan varlıklar tarafından şekillendirildiğini söylemek abartı olmaz; virüsler de bunlardan biridir. Küçük ve esasen cansız nesneler olmalarına rağmen, virüsler medeniyet üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Her viral pandemi, toplumda derin ve kalıcı değişikliklere yol açmıştır. İnsanlık tarihinin en büyük pandemisi sayılabilecek Kara Veba (kara ölüm) ele alınırsa, bu salgın birkaç yıl içinde dünya nüfusunun büyük bir bölümünü yok etmiş ve kesinlikle şimdiye kadar tanık olunan en yıkıcı olaylardan biri olmuştur. Aynı zamanda, özellikle Avrupa’da yeni bir aydınlanma çağının başlangıcı olmuş ve sonraki yüzyıllarda yaşanan tüm teknolojik, ahlaki ve sosyal devrimlere doğrudan yol açmıştır. Tarihin en yıkıcı viral salgınlarından bir diğeri olan çiçek hastalığı salgını da, dünyanın diğer ucunda olsa da, aynı derecede büyük bir etki yaratmıştır. 16. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Amerika kıtasındaki yerli nüfusun %90’ından fazlası çiçek hastalığı, kızamık ve bağışıklıklarının olmadığı diğer virüsler nedeniyle yok olmuştur. Amerika kıtasındaki bu büyük demografik değişim, dünyanın gördüğü en büyük imparatorluklardan bazılarının sonunu getirmekle kalmamış aynı zamanda dolaylı veya doğrudan, sonraki yüzyılların en önemli olaylarından bazılarına da zemin hazırlamıştır; bunlar arasında İspanyolların Amerika kıtasını kolonileştirmesi, Napolyon Savaşları ve ABD’nin kuruluşu yer almaktadır.

Hakkında Hiçbir Şey Bilinmeyen Virüsler
Virüsleri bu kadar gizemli ve ölümcül kılan şey, kaç tür virüs olduğunu hakkında endişe verici derecede az şey bilinmesidir. Ayrıca, bilim dünyasına o kadar yabancı olan ve neredeyse tamamen yeni türler olabilecek kabul edilebilecek virüsler sorunu da vardır ki, bu da onların soy ağacını daha da karmaşık hale getirir. Örneğin, yakın zamanda Brezilya’da keşfedilen ve adını Brezilya mitolojisindeki su kraliçesinden alan Yaravirus ele alınırsa bu virüsün geniş amip virüsleri genel kategorisine girdiğini bilinmektedir, ancak hakkında bilinen tek şey budur. Kökeni ve genleri tamamen yenidir ve onu kapsayacak şekilde tamamen yeni bir sınıflandırma gerekebilir.

Viral Enfeksiyonlar İçin Antibiyotik İşe Yaramaz
Antibiyotikler bakterileri öldürür, ancak virüslere karşı etkili değildir. Virüsler antibiyotiklerden etkilenmezler çünkü kendi metabolik süreçleri yoktur ve her zaman konakçı hücrelerde yaşarlar. Bu nedenle antibiyotiklerin toksik etkileri yalnızca konakçı hücrede meydana gelir. Yine de, bir araştırmaya göre, birçok doktor, grip gibi viral bir enfeksiyon geçirmelerine rağmen antibiyotik konusunda ısrar eden hastalar tarafından antibiyotik reçete etmeye zorlandıklarını belirtmektedir. Aslında, araştırmacılar pek çok insanın antibiyotiklerin viral semptomlara yardımcı olacağına inandığını ve antibiyotik reçetelerinin üçte birinin gereksiz olduğunu tespit etmiştir. Çoğu durumda, vücudun bağışıklık sistemi enfeksiyonla savaşır. Oseltamivir (Tamiflu)gibi antiviral ilaçlar daha hızlı iyileşmeye ve semptomların şiddetinin hafiflemesine yardımcı olabilir. Bilim insanları, vücudun belirli bir virüse karşı bağışıklık geliştirmesine yardımcı olan aşılar geliştirmiştir. Aşıların bir örneği grip aşısıdır. Grip aşısı, vücudun antikorlar adı verilen gribe karşı kendi savunmasını geliştirmesine yardımcı olur.

Antibakteriyel Mendiller Virüslere Karşı İşe Yaramaz
Antibiyotiklerin viral enfeksiyonları tedavi edemediği gibi, antibakteriyel mendil gibi temizleyiciler de virüslere karşı etkisizdir. Daha da kötüsü, antibakteriyel ürünlerin kullanılması antibiyotik direncini artırabilir. Bunun yerine virüslerle kontamine olmuş (kirlenmiş) olabilecek eşyaları temizlemek için hidrojen peroksit, amonyak veya Sağlık Bakanlığı onaylı başka bir dezenfektan ürün kullanılmalıdır.

Hiçbir Belirti Göstermeden Bulaşıcı Olunabilir
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre, herpes, COVID-19 ve AIDS’e neden olanlar da dahil olmak üzere bazı virüsler, asemptomatik (hiçbir zaman hastalık belirtisi göstermeyen) ve presemptomatik (henüz semptom göstermeyen) kişiler aracılığıyla yayılabilir. Hatta bazı kişiler “süper yayıcı” olabilir ve farkında bile olmadan düzinelerce hatta yüzlerce kişiye bulaştırabilir. Kişiler kendini hasta hissetmese bile virüslerin yayılmasını önlemek için tedbirler almalıdır.

Grip Kalp Krizini Tetikleyebilir
Grip virüsü sadece göğüs ve sinüsleri tahriş etmekle kalmaz, aynı zamanda vücutta yaygın iltihaplanmaya da neden olur. Bir araştırmaya göre, bu durum kalp krizine neden olabilecek kan pıhtılaşması riskini artırabilir.

Soğuk Hava Hastalanmayı Kolaylaştırabilir
Soğuğa çıkmak tek başına hasta etmez fakat sık sık soğukta kalınırsa, vücut mukoza zarlarının kurumasına izin vererek buna adapte olur. Mukoza kuruduğunda kişiyi koruyamaz ve virüs vücuda girebilir.

Siğiller Koli Bandıyla Yok Edilebilir
Siğiller kurbağalara dokunmaktan değil, insan papilloma virüsü enfeksiyonundan kaynaklanır. Bu çirkin görünümlü şişlikler genellikle iyi huyludur ve zamanla kendiliğinden geçer. Bir araştırmaya göre, iyileşme süresini hızlandırabilecek ev çarelerinden biri siğilleri koli bandıyla kapatmaktır. Aslında, araştırmacılar koli bandı tedavisinin yaygın siğillerin tedavisinde kriyoterapiden (dondurarak yok etme tedavisinden) çok daha etkili olduğunu bulmuşlardır.

Uçuklara Yatkın Olanlar Güneşten Kaçınmalıdır
Kişiler bir kez herpes enfeksiyonu geçirdiğinde, virüs ciltteki sinir hücrelerinde uykuda kalır ve daha önce olduğu yerde başka bir uçuk olarak yeniden ortaya çıkabilir. Nüksetme genellikle güneşe maruz kalma ile tetiklenir.

Sabun ve su Gerçekten En İyi Savunmadır
Elleri sabun ve suyla yıkamak gerçekten en iyi savunmadır. Suyla seyreltilmiş bir damla sabun, virüsü tam anlamıyla parçalar ve proteinle kaplı kısımların parçalanmasına ve etkisiz hale gelmesine neden olur. En az 20 saniye boyunca eller yıkanmalı ve temiz bir havluyla kurulanmalıdır. Kirletici maddeleri her yere üfleyen hava kurutucularından kaçınılmalıdır.

Virüs enfeksiyonu çeşitli hastalıklara neden olabilir. Temelde parazittirler ve bir konakçıdan diğerine yayılırlar. Hastalıklara neden olmalarının yanı sıra bazı faydalı işlerde de kullanılırlar, örneğin bilim insanları virüslerin gen terapisi ve haşere kontrolündeki rolünü araştırmaktadır. Araştırmacılar laboratuvarda virüsler hakkında daha fazla bilgi edinmeye ve onlarla mücadele etmek için araçlar geliştirmeye devam etmektedir. Uzun vadede, virüslerin basitliği bilim insanlarının savunma mekanizmalarını hedef almalarına yardımcı olabilir.

Kaynakça:

https://www.thoughtco.com/facts-about-viruses-373886
https://www.chemistry.ucla.edu/news/five-intriguing-facts-about-viruses/
https://www.doc2us.com/fun-facts-about-virus
https://www.toptenz.net/10-facts-that-prove-viruses-are-the-weirdest-life-forms.php
https://www.readersdigest.in/health-wellness/story-11-virus-facts-you-need-to-know-126884
https://khosann.com/virusler-canli-mi-ve-rna-yasamin-kokeni-mi/
https://bilimveaydinlanma.org/virusleri-ve-evrimini-anlamak/index.html
https://www.drozdogan.com/virus-nedir-viruslerin-kisa-tarihi-ve-kanser-yapici-virusler/
https://www.ekoiq.com/virusler-minik-varliklar-buyuk-tartismalar/

Yazar: Müşerref ÖZDAŞ

Bunları da beğenebilirsin
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku