Osman Hamdi Bey Kimdir?

Sayfayı Yazdır

osman hamdi

Osman Hamdi Bey, 30 Aralık 1842’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası İbrahim Ethem Paşa, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda sadrazam olarak görev yapıyordu. Osman Hamdi de sadrazam çocuğu olarak iyi bir çevrede yaşıyor, arkadaşlarına göre iyi bir eğitim alıyordu.

Osman Hamdi, ilkokulu İstanbul’un Beşiktaş semtinde bir okulda okudu. Burayı bitirdikten sonra babası onu maliye okuluna gönderdi. O maliye okuyor ama bir yandan da kara kalem çalışmaları yapıyordu. Yaptığı resimler öğretmenlerinin dikkatini çekecek kadar beğeniliyordu. On altı yaşındayken babası İbrahim Ethem Paşa, bir görev nedeniyle Viyana’ya gitti. Yanında oğlu Osman Hamdi’yi de götürdü. O dönemde İtalya ve Fransa sanatın beşiği sayılıyordu.  Bu iki ülkede çok sayıda sanatçı yetişmiş, çeşitli eserler meydana getirmişlerdi. İbrahim Ethem Paşa, oğlunun sanata olan eğiliminin farkındaydı. Onun sanatçılarla tanışıp eserlerini görmesini istiyordu.

Osman Hamdi, Viyana’da zamanının çoğunu müzeleri ve sergileri gezerek geçirdi. Gördüklerinden çok etkilendi. Geri döndüklerinde babasına eğitimine Fransa’da devam etmek istediğini söyledi. O yıllarda özellikle varlıklı ailelerin çocukları öğrenimlerine yurt dışında devam ediyorlardı. Babası İbrahim Ethem Bey de eğitimini Avrupa’da yapmıştı. Hatta Osmanlı Devleti’nin yurt dışına eğitim için gönderdiği ilk dört gençten biriydi. Onun için oğlunun bu isteğini memnuniyetle karşıladı ama orada hukuk okumasını arzu ettiğini söyledi. Böylece Osman Hamdi Fransa’nın Paris kentine giderek Hukuk Fakültesinde okumaya başladı.

Osman Hamdi bir yandan hukuk okuyor, bir yandan zamanının çoğunu vazgeçemediği resme ayırıyordu.  Güzel Sanatlar Akademisine de giderek o dönemin en önemli ressamlarından ders aldı. Bir süre hukuk ve resmi bir arada yürüttü. Ancak sonunda resmi tercih etti. Durmadan çiziyor, hocalarının beğenisini aldıkça daha fazla çalışıyordu. Genç yaşta gittiği Paris’te resim çalışmalarının yanı sıra arkeoloji ve müzecilik konusunda da dersler alıyordu. Çevresindekiler tarafından çok beğenilen tablolarını dostlarına hediye ediyordu. Güzel sanatlara olan sevgisi ve yeteneği yüzünden ünü giderek yayılıyordu. Ailesinin hukuk okuması için Paris’e gönderdiği Osman Hamdi Bey, artık iyi bir ressam olmuştu.

Bu sırada dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen ressamların tablolarıyla Paris’te bir sergi düzenleniyordu. Osman Hamdi Bey bu sergide ülkesini temsil etmek üzere görevlendirildi. Paris’te kaldığı on iki yıl boyunca bu tür çalışmalara sık sık katıldı. Hukuk yerine resimle ilgilendiğini duyan babasının kızgınlığını bu şekilde yumuşatmaya çalıştı.

Osman Hamdi Bey, henüz yirmi iki yaşındayken Fransa’da Marie adlı bir bayanla tanışıp evlendi. Bu evlilikten Fatma ve Hayriye adında iki kızı oldu. Kızlarını ülkesinde, kendi kültürüyle yetiştirmek istediği için dönme vaktinin geldiğini düşündü. Ayrıca artık edindiği eğitimle ülkesine yararlı olacak işler yapmak istiyordu. Eşini de ikna ettikten sonra on iki yıldır ayrı kaldığı ülkesine ve ailesine geri döndü.

oskızlarıyla

Osman Hamdi Bey kızları Fatma  ve Hayriye 

İstanbul’a döner dönmez önce babasını ve devletin üst kademelerinde çalışan büyüklerini ziyaret etti. Yurt dışında bile olsa ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde duyulmuştu. Güzel sanatlar ve müzecilik dallarında aldığı eğitimi biliniyordu. Hemen sarayda bir görev alıp işe başlamasını istediler. İlk görevi Yabancı İşler Müdürlüğü oldu. Görev yeri bugünkü Irak Devleti’nin başkenti olan Bağdat’tı. Bağdat o dönemlerde dünyanın en zengin tarih ve arkeolojisine sahip bir yerdi. Bu durum kendisini geliştirmek isteyen Osman Hamdi Bey için olağan üstü bir fırsat olmuştu. Bir yandan görevini yapıyor, bir yandan bölgenin tarihi ve arkeolojisiyle ilgileniyordu. İlk arkeolojik çalışmalarını Bağdat’ta yaptı. Orada kaldığı süre içinde arkeoloji üzerine çalışmalar yaparak deneyimlerini artırdı. Kazılar sonucu bulduğu bazı önemli arkeolojik eserleri İstanbul’a gönderdi.

Osman Hamdi Bey, birkaç dili iyi bildiği için bu kez sarayda görev alması istendi. Bunun üzerine İstanbul’a döndü ve Saray Protokol Müdür Yardımcılığı görevini üstlendi. Bu sırada Avrupa’da sanat adına pek çok yenilik yapılıyordu. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı Abdülaziz’di. Abdülaziz sanata duyarlı bir insandı. Osmanlı İmparatorluğu adına bu yeniliklere ayak uydurmaya çalışıyor, sanatçılarını destekliyordu. Viyana’da düzenlenen sergiye katılmak üzere pek çok sanatçıyı oraya gönderdi. Onlarla ilgilenmeleri için de Osman Hamdi Bey’i birinci komiser olarak görevlendirdi. Osman Hamdi Bey, Viyana’daki bu görevi sırasında tanıştığı, Fransız bir kızla evlendi ve eşiyle birlikte İstanbul’a döndü. Bu eşinden de Melek, Leyla, Ethem ve Nazlı adında dört çocuğu oldu.

Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra Osman Hamdi Bey bu görevinden alınarak Yabancı Basın Yayın Müdürlüğüne getirildi. Görev yeri o kadar sık değiştiriliyordu ki duruma alışmakta zorlanmaya başladı. Bu görevden sonra bir süre de Belediye Müdürlüğü yaptı. Belediyede çalıştığı süre içinde şehrin düzeni açısından kalıcı birçok yenilik yaptıktan sonra kendi isteğiyle bu görevinden de ayrıldı. Ayrılmak istemesinin en önemli nedeni resimdi. Sıkıntısı resim yapmak için zaman bulamamasıydı. Böylece resim yapmak için bol zamanı olacaktı. Ancak yakın çevresindekiler onun devlet memurluğundan ayrılmasını bir kayıp olarak görüyorlardı. En verimli döneminde bir kenara çekilmesini istemiyorlardı. Oysa o halinden memnundu ve evinde kurduğu atölyesinde resim çizmeye başlamıştı.O günlerde İmparatorluğun üst düzey kişileri için Gebze ve civar köyleri gözde bir yazlık yeriydi. Osman Hamdi Bey’in babasının da Gebze’nin Eski Hisar köyünde bir konağı vardı. Osman Hamdi Bey Eski Hisar’ı, babasının Gebze’deki konağını ziyaret ettiği sırada görmüş,

Osman Hamdi Bey’in Eski Hisar’daki konağı çok sevmişti. Babasına resim yapmak için daha mükemmel bir yer düşünemediğini söylemişti. Daha sonra yerleşmek üzere deniz kıyısında bir arsa satın alıp üzerine de bir konak yaptırdı. Eski Hisar’ı çok seven Osman Hamdi, fırsat buldukça ailesiyle bu eve gelip evin değişik odalarında bahçede ve atölyesinde resim yaparak dinlendi. O yeni bir hayata başlayıp ailesiyle birlikte Eski Hisar’a yerleşmek isterken babası ve yakın arkadaşları onun boşalan müze müdürlüğüne getirilmesi için uğraşıyorlardı.

Osman Hamdi Bey’in açtığı ilk Türk müzesi

Osman Hamdi Bey’den önce sarayın içindeki Müze-i Hümayun(Saray Müzesi) adı verilen bir müze açılmıştı. O dönemde devlet büyüklerine gelen hediyeler ganimet ve silahlar Topkapı Sarayın’daki bu müzede muhafaza ediliyordu. Daha sonra Aya İrini Kilisesinde sergilenip halkın görmesi sağlanıyordu. İmparatorluk yapılan kazılarda elde edilen eski eserleri de burada sergiliyordu. İlk müzemizin temelleri de böyle atılmıştı. Müzenin idaresi, önceleri üst düzeyde yabancı görevlilere veriliyordu. Bir süre sonra yabancılara kazı izni de verildi. Bu görevliler ülkemizin dört bir yanından toplattıkları eski eserleri Saray Müzesi’nde sergileyerek müzeciliğin gelişmesi için önemli çalışmalar yaptılar. Hatta bir yasayla bu eserlerin koruma altına alınmasını da sağladılar. Ancak yasaya eski eserlerin yurt dışına çıkışını yasaklayan bir madde konulmadığı için her isteyen buradan aldığı eserlerimizi yurt dışına götürebiliyordu. Böylece müzelik eserler kısa sürede gemilerle Avrupa müzelerine götürülmeye başlandı. Bu durum vatanını seven herkesi çok üzüyordu.

Müzenin son yabancı olan müdürü ölünce, yerine yeni bir müdür arayışı başladı. Sarayda yeni müdürün de bir yabancı olmasını isteyenler vardı. Osman Hamdi Bey’in babası ve yakın çevresi ise bu işin Osman Hamdi Bey’e verilmesinden yanaydılar. Görevi almasını istemelerinin en önemli nedeni onun bu konuda Fransa’da iyi bir eğitim almış olması ve eski eserlerin korunması konusunu bilmesiydi. Osman Hamdi Bey ise kendini resme öylesine kaptırmıştı ki geriye dönüp dönmeme konusunda karar vermede zorlandı. Bir tarafta en büyük tutkusu resim vardı, diğer yanda yağmalanmaya çalışılan tarihi eserlerimiz. Kararını verirken ülkemizi ve tarihi mirasımız olan eski eserlerimizi düşündü. Saray Müzesinin Müdürlüğünü kabul etti.

Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı kazılarında

İlk Türk müze müdürü olan Osman Hamdi Bey, ülkemizde müzeciliğin gelişmesi için çok önemli işler yaparak tarihi mirasımıza sahip çıktı. Fransa’dayken batılı devletlerin güzel sanatlara ve eski eserlerle verdikleri öneme hayran kalmıştı. Göreve geldikten sonra aynı düşünceleri ülkemizde de yaygınlaştırmak üzere işe başladı. Yıllardır eski eserlerimizin yabancılar tarafından yurt dışına götürüldüğünü biliyordu. Şimdi bunu herkesin görmesini sağlamak istiyordu. Yıllar önce ülkenin önemli iki gazetesinde de bu konuda yazılar yazmış durumu anlatmaya çalışmıştı. Onun için bu göreve getirilmesi eski eserlerimiz açısından çok önemliydi.

Göreve başladıktan sonra yaptığı ilk iş, kazılarda ortaya çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan yasayı çıkartmak oldu. Bu yasayla Osmanlı topraklarından yurt dışına eser çıkışını kesin olarak engelledi. Yapılan tüm arkeolojik çalışmaların kontrolünü üstlendi. Daha önce yabancılar tarafından başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları ele aldı. Kazıların görevlendirdiği kişilerce yapılmasını sağlayarak ilk Türk bilimsel kazılarını başlattı. Yabancı bir grup tarafından yapılan Nemrut Dağı kazılarını kendisi yönetti. O tarihte çıkarılan heykellerin yurt dışına götürülmesini engelleyerek ülkemize çok önemli bir eser kazandırdı. Günümüzde her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Nemrut Dağı heykelleri, Osman Hamdi Bey’in sayesinde gün yüzüne çıkarıldı.

Sayda'daki kazıda İskender Lahiti’nin çıkarılışıDaha sonra sırasıyla Lagina Hekate ve Sayda kazılarına katıldı. Sarayda’daki kazılarda Büyük İskender’in Lahit’ini çıkarma çalışmalarında da bulundu. Ülkemize önemli eserler kazandırdı. Bu arada yurdun dört bir yanında kazı çalışmaları başlattı. Kazılarda yakın çevresinden kimseleri görevlendirdi. Örneğin oğlu Mimar Ethem Bey, kardeşi Halil Ethem Bey ve müze memurlarından Makridi Bey Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Rodos ve Aydın’daki kazılarda bulundular. Bu kazılarda değeri parayla ölçülemeyecek kadar önemli heykeller bulundu. Eserler İstanbul’daki Saray Müzesi’ne getirildi. Böylece müzemiz Avrupa’daki büyük müzeler gibi, görkemli arkeolojik eserlerle dolu bir müzesi haline geldi. Saray müzesi kısa sürede doldu. Yenilerini koyacak yer olmadığı için gelen eserler Çinili Köşk’te depolanmaya başlandı. Bir yandan da bu eserlerin kaydedilmesi, onarılması ve sergilenmesi çalışmalarına geçildi.

Eserlerin nem ve rutubetten korunacağı, sergilenebileceği büyük bir binaya ihtiyaç vardı. Müzeciliğin yalnızca eser depolamak olmadığının bilincinde bir idareci olan Osman Hamdi Bey, gerçek anlamda bir İmparatorluk Müze binası yapılması için dönemin yöneticilerini ikna etti. Aldığı destekle bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni yaparak ilk Türk müze binasını ziyarete açtı. Modern bir müzenin içinde bulunması gerekli kütüphane, fotoğraf stüdyosu ve onarım atölyesini de yaptırdı. Kazılardan elde edilen tüm eserler bu müzede sergilenmeye başlandı.

Arkeolojik kazılardan elde edilen eserler yeni müzede sergilenirken askeri araç gereçler eski müze binası olan Aya İrini Kilisesinde bırakıldı. Burası da Askeri Müze olarak düzenlendi. Ardından Bahriye Deniz Müzesi açıldı.Yaptığı kazılarla ilk Türk Arkeoloğu unvanını aldı. Ülkede ilk bilimsel Türk kazıları ve çağdaş müzecilik anlayışı onunla başladı. Bu çalışmalarından ötürü Türk Müzeciliğinin modern anlamda gerçek kurucusu olarak kabul edildi.

Ülkemiz öylesine zengin bir tarihe sahipti ki, çıkarılan eserlerin sadece İstanbul’daki müzelerde sergilenmesi olanaksızdı. Her eserin çıkarıldığı bölgede sergilenmesi gerektiğine inananan Osman Hamdi Bey’in amacı, yurdun her yanında müzeler açmaktı. Onun için birçok ilde müze binası yapımına başlandı.

os10

Osman Hamdi Bey, düşündüklerini bir bir uyguluyordu. Önce Selanik, Sivas, Bursa ve Konya’da birer eser deposu açtırdı.  O bölgelerde bulunan eserler öncelikle bu depolarda toplandı. Daha sonra depolar geliştirilerek müzeye dönüştürüldü. Açtığı her müzenin modern anlamda bilime hizmet verecek şekilde tasnif, koruma ve sergileme yeri olmasını sağladı. Yaptıklarının her zaman yaşamına anlam katan sevinçler olduğunu ifade etti.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey, bu müzenin otuz yıla yaklaşan bir süre müdürlüğünü de yaptı. Saray Müzesi’nin müdürlüğüne getirildikten bir süre sonra kendisine O günkü adıyla Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin Müdürlüğü de verildi. Çünkü kültür ve sanata olan yatkınlığından dolayı bu işi en iyi onun yapabileceği düşünülüyordu. Önce dönemin ünlü bir mimarıyla birlikte çalışarak Sanayi- Nefise Mektebi’nin binasını yaptırdı.  Okulu kurdu, okulda eğitim verecek hocaları seçti ve öğretime açtı. Okulda sanatın bütün dallarında öğrenciler yetiştirmeye başlandı. Bu okul bugün Mimar Sinan Üniversitesi bünyesinde Güzel Sanatlar Akademisi olarak görev yapmaktadır.

Osman Hamdi Bey okulun, özellikle resim bölümüyle ilgileniyor, bu bölümde okuyan öğrencilerin derslerine de giriyordu. Öğrencilerine dünyaca ünlü sanatçılara ait resimlerin kopyalarını yaptırıyor, bu tabloları Türk ressamlarının eserleriyle birlikte, Güzel Sanatlar Akademisi’nin büyük salonunda sergiliyordu. Ona bu çalışmalarından ötürü Çağdaş Türk Müzeciliğinin gerçek kurucusu unvanı verildi. Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına ulaşan bir ün sahibi oldu. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri kendisini madalya ve nişanlarla kutladılar. Birçok üniversite ona doktorluk unvanı verdi. Böylece Türkiye uluslararası üne sahip bir arkeolog ve müzeci kazanmış oldu.

Osman Hamdi Bey, bütün görevlerini severek yapıyordu. Ancak onun en mutlu olduğu anlar resim yaptığı zamanlardı. Gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı da ihmal etmedi. Müzeciliğinin yanı sıra ressam olarak da önemli eserler verdi. Fırsat buldukça Eski Hisar’daki evine kapanıp resim yaptı. Çizdiği resimlere o dönemi anlatan konuları taşıdı. Örneğin Kaplumbağa Terbiyecisi Osman Hamdi Bey’in en önemli eserlerinden biridir.

kaplum

Kaplumbağa Terbiyecisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun en rahat ve varlıklı dönemi olan  Lale Devri’ni anlatmaya çalışmıştır. Bu devirde sarayda sık sık eğlenceler düzenlenirdi. Eğlenceler genellikle geceleri yapılırdı. O zaman elektrik de olmadığı için aydınlatma işi mum ve lambalarla yapılırdı. Geceleri bahçelerin aydınlatılması için kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilerek serbest bırakılırdı. Kaplumbağaların belli bir düzen içinde hareket etmelerini sağlamak terbiyecilerin işiydi. Osman Hamdi  Bey bu tablosunda kaplumbağaları ve onları eğiten terbiyecisini çizerek o dönemde yaşanan olayları anlatmıştır. Resimlerindeki modelleri genellikle yakın çevresinden seçerdi. Örneğin silah tüccarı tablosunda kendisi ve oğlunu çizmiştir. Kadın tablolarında ise çoğunda model karısıdır. Kur’an Okuyan Hoca, Silah Tüccarı, Arzuhalci, Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar, Feracali kadınlar, Mimozalı Kadın, Leylak Toplayan Kız gibi tabloları onun en ünlü yapıtlarından bazılarıdır. Osman Hamdi Bey müzeciliği gibi ressamlığıyla da dünyada tanınan bir isimdir. Tabloları bu gün İstanbul’daki büyük müzelerde sergilenmektedir. Bunlar; Feraceli Kadın , Silah Tüccarı, Leylak Toplayan Kadın  Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar, Arzuhalci, Kahveci Güzel, Osman Hamdi Bey, eşi ve çocukları’dır.

os

Birçok işi bir arada yürüten Osman Hamdi Bey artık kendisini yorgun hissediyor, İstanbul’a gidip gelmekte zorlanıyordu. Görevlerini en güvendiği kişiler olan oğlu ve kardeşine bırakarak tamamen resme yöneldi. Son yıllarını Gebze’nin Eski Hisar Köyü’ndeki köşkünde karısı Naibe Hanım ve çocuklarıyla birlikte geçirdi. Aile yakınları başta olmak üzere birçok insanın portre çalışmalarını bu dönemde yaptı. 24 Şubat 1910’da İstanbul Kuruçeşme’deki yalısında vefat etti.  Mezarı Çinili Köşk’te bulunmaktadır. Uluslararası ün kazanmış birkaç sanatçımızdan iri olan Osman Hamdi Bey’in ölümü memlekette ve dünyada büyük yankılar uyandırdı.

Gebze Eski Hisar’daki konağı 1. Dünya Savaşı sıralarında karargâh komutanının emrine verildi. Atatürk ve İsmet İnönü Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli evrelerinde bu köşkte kaldılar. Konak daha sonra Kültür Bakanlığı tarafından müze olarak hizmete açıldı. Günümüzde bu köşk “Osman Hamdi Bey Müzesi” olarak hizmet vermektedir.

Kaynakça:
Osman Hamdi Bey ile ilgili görseller, tr.vikipedi.org/wiki/Osman_Hamdi_Bey, www.istanbularkeoloji.gov.tr

Yazar: Leyla Fidanay